İşin başında eylemlerin Gezi Parkı nı korumanın ötesinde
bir hedefi olduğunu göremeyenler bugün gördüler ki, olay Gezi Parkı değil, o
bir bahaneden ibaret. Zaten yapılan açıklamalarda da görüldü ki, açıkta içki
içilmesi ve satılmasının sınırlandırılmasını öngören yasayı yaşam tarzlarına
müdahale olarak değerlendirenlerin, toplumda İslami ölçülere uygun giyinenlerin
artmasından rahatsızlık duyanların, hatta Suriye de Esad a destek verenlerin bu
eylemlerde ön saflarda yer aldıkları, hatta eylemcilerin sözcülüğüne
soyundukları görüldü. Bunun da ötesinde sırf Gezi Parkı nı korumak için ortaya
çıkanları dışarıda bırakırsak, görülür ki, bu eylemlerde bir takım terörist
gruplar ile darbe heveslerinin, daha doğrusu halkın oyları ile iktidar
olamayanların farklı yollardan iktidar olma hayalleri ile ortaya çıktıkları da
görüldü.
Olayların ilk gününde belirttiğim gibi Taksim Olayları
bana 27 Mayıs 1960 darbesi öncesi günleri hatırlattı. O zamanda sloganlar
demokrasi ve özgürlüktü, bugün de aynı sloganlar atlıyor. Ne var ki, bugün
özgürlük ve demokrasi diye sokağa inenler geçmişte inanan insanlara yönelik
dayatmalar karşısında sessiz kaldılar, hatta bu çevrelerin hedeflerine
ulaşmasını sağlamak için darbelerin sivil ayağını oluşturdular.
Kısacası bu toplumun büyük çoğunluğunu oluşturanların
bunaltıldığı, inanç özgürlüklerinin sınırlandırıldığı bir ortamdan hiç
rahatsızlık duymadılar, hatta mutlu oldular. Böyle olunca da bu ülkede özgürlük
ve demokrasi hep tek ayak üzerine oturtuldu. Benim özürlüğüme müdahale
olduğunda kenardan zevkle seyredenlerin varlığı, onların özgürlüğüne müdahale
olduğu iddiaları da benim en azından tepkisiz kalmama yol açtı. Tüm kesimlerin
özgürlüğü gündeme bir türlü getirilmedi. Sıkça belirttiğim gibi bu ülkede
meydanlara genellikle samimiyetsizlik hakim oldu. Demokrasi ve özgürlük
çığlıkları atanlar bunu sadece kendileri, kendileri gibi düşünen ve inananlar
için istediler. Toplumda hep diğerleri oluşturuldu. Öylesine oluşturuldu ki
diğerlerine temel insan hakları bile çok görüldü. Bu bakımdan öncelikli olarak
bu çarpık anlayışın giderilmesi gerekiyor. Temel insan hakları herkesin hakkı olduğunda birleşilmeden bu
tür çatışmalar devam edip gidecektir.İnananların giyimine tahammül
edemeyenlerin özgürlük istemeleri çelişki değilse samimiyetsizlik olmaz mı
Başkalarının yaşam tarzına müdahalenin de ötesinde saldırıyı kendileri için hak
olarak görenler samimiyetlerine toplumu nasıl inandıracaklar
Kaldı ki, etrafı yakıp yıkarak, insanların ölümüne yol
açarak özgürlüklerin savunulduğunu söylemek insanları aptal yerine koymak olmaz
mı Birileri Taksim olaylarının maksadı yeşili korumak falan değil, devrime
giden yola zemin hazırlamak, darbe için fırsat kollayanların yolunu açmak diyebilir. Ancak, toplumun büyük
çoğunluğunun desteğini alamayan bu tür gruplar genellikle başarısız
olmuşlardır. Dikkat edilirse toplumun çoğunluğunu arkasına almış
hareketler sistem değişikliğini
gerçekleştirebilmişlerdir. Ülkemizde bir azınlık grup devlet imkanlarına sahip
olmanın verdiği gücü kullanarak toplumun çoğunluğunu sürekli olarak gütmenin,
istediği kalıba sokmanın peşinde olmuştur. Ama, bunca yaşananlardan sonra artık
iktidara giden yolu sokaklarda ve meydanlarda aramak sanıyorum modası geçmiş
bir anlayıştır. CHP ve MHP Anadolu nun çeşitli köşelerden İstanbul a
otobüslerle taraftar göndermek suretiyle gösterilerin devam etmesini sağlamaya
çalışıyor olsalar da yaptıklarının yanlışlığını anlamaları gecikmeyecektir diye
düşünüyorum. Üyelerini İstanbul a gönderene kadar bulundukları yerlerde daha
çok çalışmalarını sağlayarak halkın desteğini almaya çaba sarf ederek daha
demokratik bir tavır sergilemiş olmazlar mı Topluma söyleyecek sözü, sorunlara
teklifi olanların yapması gereken bu değil mi Saadet Partisi bu yöndeki tekliflerini
sürekli tekrarlıyor.