Terör her yerde o korkunç kanlı yüzünü göstermekte.

Ülkemizin her yerinden gelen acı haberler yüreğimizi dağlarken huzurun şehri Elazığ’a terörün yolu düşmemekte idi. Dedelerimin şehrine ne zaman gitsem nenelerimin kemiklerinin ipekten bohçalarda gibi saklandığı o mübarek toprakların kokusunu yüreğime çekerdim.

Bazen akrabalarıma sorardım, “Doğu’da savaş gibi terör vahşeti var, buralar nasıl” diye kaygılarımı iletirdim.

Hemen sakinleştirirlerdi, “Bizim buralarda terör olmaz, herkes işinde gücünde, tarlasında tabanında.”

Gerçekten de çalışkan insanlardı, tarımla, hayvancılıkla uğraşmaktalar kutsal topraklar o kadar çekici gelmekte idi ki, akrabalarımdan okumuş kesim, büyük şehirlere gitseler de yazın ata topraklarının başında, o bire bin veren ovanın altın bereketini ihmal etmezlerdi.

Önceki gün Elazığ’ı bir savaş meydanına çevirdiler.

Sabah saatlerinde Emniyet Müdürlüğü binası önüne konulan bombalar şehre kâbus olup çöktü.

Elazığlı şaşkındı; sabah güneşinin, akşam yıldızlarının, göle şavkı vuran ay ışığının seyre doyulamadığı, o rahvan şehir can evinden vurulmuştu.

Ne ki gakkoşların sevgi dolu yüreği kan dolsa da, beyinlerinden vurulmuşa dönseler de, evlerinden koşup kara dumanların çıktığı Emniyet binası önüne yığıldılar, gördükleri manzara karşısında acı doldular.

Görevliler, “Yaklaşmayın yeni bir patlama olabilir” anonsu yaptıklarında, verdikleri cevap asaletin zirvesi idi: “Öleceksek beraber ölelim.”

Halkımızın soyluluğu bu cevabın derinliğinde yatmakta idi. O cevap evladının üzerini bir anne şefkati ile örten o kapsayıcı, kuşatıcı sevgi, ülkemizi karıştırmak isteyenlerin suratında bir tokat gibi patladı.

Ancak anne çocuğu ile ölmek isteyebilir, kişiyi en fazla annesi bu kadar büyük bir şefkatle bağrına basabilir.

Tıpkı o içli Elazığ türküsünün: “bize Harputlu derler, ölene dek severiz” sözlerinde olduğu gibi yarı yolda bırakmanın, terk etmenin, yalnızlığa itmenin lügatlerinde olmadığının somut kanıtı idi o türkü gibi tek yürek olup akan halkın haykırdığı cümle:

“Öleceksek birlikte öleceğiz.”

Elazığ o kadar barışın kalesidir ki; etnik ve mezhebi farlılıklar bile bu kardeşlik iklimini asla zedeleyemez, yüzyıllardır Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si yan yana kardeşçe yaşar, birbirlerinin düğünlerini onurlandırır cenazelerinde hüzünlerini paylaşırlar. Yerel olanın, inancın, insanın, ağacın, kuşun hatırına saygılı bu kentte öylesine dinginlik hâkimdir ki dağlarında yankılanır, delal söyleyen çocuk sesleri ile Fırat’ın türküsü.

Yanı başındaki kardeş şehir Tunceli’nin hiçbir zaman elini bırakmamış, terörle huzuru kaçan Tuncelili kardeşleri, göçmen kuş olup geldiklerinde her zaman yüreğini açmıştır.

Benim dede köyüm olan Çorçuk’ta asırlardır Alevi komşularımızla barış içerisinde yaşamışız, kız alıp vermişiz, nenelerimiz aynı çeşme başında selamlaşmış, aynı pınardan tarlalarını sulamışlar, aynı kabristanlarda yan yana yatmaktalar.

Başarısız bir darbe girişiminden sonra aynı gün Elazığ, Van, Bitlis de patlamalar olup şehit sayısında artışlar olması, içteki ve dıştaki hainlerin ülkemizi asla rahat bırakmayacaklarını bir kez daha göstermekte.

Hele her düşünceden halkımızın bu günlerde birlik ve beraberlik görüntüleri vermesi şeytanları daha çok çıldırtmakta.

Bu kez ölümcül kimlikleri devreye sokacakları çok aşikâr, herkesin kendi etnik ve mezhebi kartını karşısındakinin kafasına çarpacak yeni kirli oyunlar sahne alacak gibi.

Babalarımız zamanında da sahnelenen Alevi-Sünni çatışması, Batı’nın en sevdiği, seyretmelere doyamadığı o iç savaştan Allah uzak etsin ülkemizi. Maraş ve Çorum olaylarında her iki tarafa da silah koşturan dış şeytanları bu halk çok iyi tanımakta. Rahman, kardeş kavgası çıkarmak isteyen yarasalara fırsat vermesin, bu soylu millete başka acılar yaşatmasın.