BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

DIŞ İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Almanya Bild gazetesine verdiği mülakatı okudunuz mu? Sayın Bakan, “AB’nin verdiği ev ödevlerini harfiyen yaptıkları halde, yine de yaranamadıklarını” anlattı: “AB’ye üyelik yolunda bütün şartlarını yerine getirmek için hiçbir ülkenin harcamadığı kadar çaba harcadık. AB’nin çıkarlarına olan her şeyi yerine getirdik.” (14. 8. 2016)

Türkiye 57 senedir AB’nin peşinden koşuyor. Fakat onlar ev ödevleriyle oyalıyor; bir türlü aralarına almıyorlar. Dahası, “Sizin aramızda işiniz ne?” anlamında Türkiye’yi aşağılıyorlar. “Biz hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız”; “Hıristiyanız” diyerek kimliklerini hatırlatıyorlar.

Avrupa’da “Türkiye metresimizdir” diyen siyasiler var. Yöneticilerimiz benzeri sözleri nasıl hazmediyorlar da, “İlla da AB” demeyi sürdürüyorlar?

AB’de, Türkiye’ye karşı tutumlarını açıkça anlatan yöneticiler de var. Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy bunlardan. 9. 5. 2009’da şöyle demişti: “Türkiye’ye sürekli yalan söyleniyor. AB ülkelerinin hiçbiri Türkiye’nin AB’ye üye olmasından yana değildir. Bunu ifade etmiyorlar.”

“Çek arabanı, başka kapıya” demeye çalışıyorlar ama, Türkiye’nin başka topluluk içine itilmesi de işlerine gelmiyor. Nötr olarak muallâkta kalsın, istiyorlar.

Meclis eski Başkanı Cemil Çiçek Ankara’da AP Başkanı Martin Schulz’a AB çilemizden yakınmıştı: “52 yıldır AB peşinde koşmaktan kilo tutamadık. Ben siyasete başladığımda Türkiye AB’ye aday! Siyasi hayatım bitiyor, yine aday. Bakalım ömrümüzün sonunda AB üyeliğini görebilir miyim?” (11. 4. 2015)

HÂLÂ ANLAMADINIZ MI?

İNGİLTERE Başbakanı Cameron tarih veriyor: “Türkiye AB üyeliği için 3.000 yılını beklesin!”

Çavuşoğlu Bild’deki mülakatında AB’ye sitem ediyor: “Kendime soruyorum: Biz hangi suçu işledik? Bu Türkiye düşmanlığı niçin var?”

Hâlâ anlamadınız mı sayın Bakan? Mesut Yılmaz, başbakanlığı dönemindeki bir mülakatında, “AB bizim Hıristiyan olmamızı istiyor” demişti.

İlahi Kelam ne diyor?: “Sen onların dinlerine girmedikçe, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle razı olmayacaklar.” (Bakara, 120)

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, AB maceramızın fotoğrafını çekti: “Türkiye AB üyeliğini önemsiyor, ama koşu bandında koşmak gibi. Koşuyorsun, koşuyorsun bir yere vardığın yok. Hep koşmak bize düşüyor. Böyle bir ilişki olabilir mi?” (13. 5. 2016)

Evet, Akdoğan, böyle ilişki olmaz. Olabilmesi için AKP olmak lazım. Türkiye hem aşağılanıyor; hem de AKP’liler daha ileri gidiyor; AB Bakanlığı kuruyorlar. Tek taraflı sevdaya pes doğrusu!

Dikkat ettiniz mi? Ülkeler, AB konusunda karar verirken referandumla halkın görüşüne başvuruyorlar. İngiltere, İsviçre, İsveç, Norveç, Kuzey Atlantik, İzlanda gibi ülkelerde bunu yakından gördük. Ya bizdeki yöneticiler! Halka sorma gereği duymuyor, halk adına onlar karar veriyorlar. Niçin? Bizimkiler çok demokrattırlar (!) da. Demokrasi oturup demokrasi kalkarlar ama, bildiklerini okurlar. Milli irade mi? O da ne? Her şeyi bilen kahramanlarımız (!) dururken referandumun gereği var mı? (!)

DOSTUNU, DÜŞMANINI BİL!

SEZAİ Karakoç, ayağı kayan bir toplumun dışa karşı kompleksli portresini çizer: “O toplum dünyanın bütün insanları ve toplumlarınca hor görülür, küçümsenir. O ise tersine böyle hor bakan toplumlara yaltaklanır durur. Yaltaklandıkça küçümsenir, küçümsendikçe daha çok yaltaklanır.” (Çağ ve İlham 1, Sh. 9) Ya kendinden olana, içinden çıktıklarına karşı tutumları!: “Yalnız Allah’a ve Allah yolunun erlerine karşı alçak gönüllü değildir. Hatta gururludur.” (A. g. e.,Sh. 9)AKP bu! Vatikan projesini yürütüp ABD’nin himayesine girenlere “Ne istemişlerse verirken”; onları uyaranlara, hak davanın yolcularına; mesela Saadet Partisi’ne TRT’den 10 dakika konuşma hakkı vermezler. Yoksa Milli Görüş’ün mesajı anlaşılıverirse tuz buz olacaklarına mı inanıyorlar? Öyleyse, kendinize çeki düzen verseniz ya!

Paris’te 13 kişi terörden ölmüştü de, zamanın başbakanı Davutoğlu Fransa’ya seğirtip gitmişti.  Türkiye parçalanma amaçlı darbe yaşarken, dost (!) dediklerimiz kuru “geçmiş olsun”u bile çok gördüler. İşte dostlarınız? (!) Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “AB’den asla vazgeçmeyeceğiz” (Yeni Asya, 14. 8. 2016) demeyi sürdürüyor.

Erbakan Hoca, bilgiden çok “şuur”a önem verir; “Müslüman olmak yetmez; şuurlu Müslüman olmak gerekir” derdi. Şuuru da “hedefini gözetmek”; “yaptığı işin kime yaradığını bilmek” olarak açıklardı. Bazıları, yıllarca verdiği mücadelelerinin Vatikan’a, ABD’ye yaradığının şuurunda değil!

Hidayeti kararanlar için de, “Hak ile batılı birbirine karıştırır; hayır yapıyorum, zannederek şerrin kucağına düşer” ifadelerini kullanırdı.