Bismillâhirrahmanirrahîm!
DÜNYADA ABD-İsrail ile İran ve Türkiye’deki siyasi çalkantılar ekseninde yaşananların insanlığa ciddi yansıması olacağını hiç düşündünüz mü? ABD eski başkanlarından Franklin D. Roosvelt’in şu sözü meşhurdur: “Politikada hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey vuku buluyorsa, o hadisenin bu şekilde ortaya çıkacağının önceden planlandığından emin olabilirsiniz!” Siz, Türkiye ve dünyada yaşananları tesadüf mü sanıyorsunuz?
Emperyalist Batı’nın tarihte bilinen özelliği ikiyüzlülük, sinsilik ve entrikadır. Bu özellik Trump döneminde göstere göstere dünyaya yansıdı. Çanakkale savaşları, medeniyet havarisi kesilen Batı’nın gerçek yüzünü ortaya koymuştu. Akif, bu gerçeği şöyle nazma aktarır: “Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz! / Medeniyyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz!”
28 Şubat’ta ABD ve İsrail vahşi bir yöntemle, hukuksuz olarak İran’a saldırdı. İran’ın üst düzey yöneticilerini şehit etti. İran’ın demir leblebi olduğunu gördükten sonra da, sırf zaman kazanmak sinsiliğiyle “barış”tan söz etmeye başladı. Dünya; ABD ve İsrail’in hem ateşkes, barış deyip; hem de saldırganlığını sürdürme ikiyüzlülüğünü yakından gördü.
Şimdi de tutarsız Kovboy; İslâm âleminin İsrail’le normalleşme ve Abraham Anlaşmaları’na dâhil olması şartıyla İran’la barış yapacağını ilân ediyor. İslâm ülkelerinden “tam bir teslimiyet” istiyor. Üç aydır bunu gördük. Şimdi, “Hayır! Hayır! İslâm dünyası böyle bir zilleti kabul edemez” diyerek her platformda “kardeşlik köprüleri” kurup “bütünleşme”; “kenetlenme”; “birlikte yol yürüme” zamanıdır.
ZAMAN AYARLI BOMBA
SAADET Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, barış değil; teslimiyet getiren her türlü anlaşmayı reddediyoruz, diyerek ABD’nin “İsrail’le normalleşme” ve “Abraham Anlaşmaları” dayatması karşısında, iktidarı şöyle uyardı:
“Abraham Anlaşmaları Siyonizm’in ve emperyalizmin bölgeye yerleştirdiği zaman ayarlı bombalarıdır. İran ile bir anlaşma zemini oluşturmak için, Türkiye dâhil, bölge ülkelerinin İsrail’le normalleşmesini şart koşan Trump, İran’a karşı hezimetini; terörist İsrail’i masada diplomatik bir zafer kazandırarak örtmeye çalışmaktadır. Bölge ülkelerini uyarıyoruz: Bu süreçte Siyonist zihniyetle anlaşma zemini kurulamaz.” (26 Mayıs 2026)
“Barış” ve “anlaşma” kavramları, insanlığın en çok bunaldığı dönemde o kadar önemli ki! Dünyanın buna büyük ihtiyacı var. Ne var ki, bunları Trump gibi tutarsız bir kişinin seslendirmiş olması çok itiyatlı olmayı gerektiriyor. Hep, sözünde durmadığını gördüğümüz sarı Kovboy’un “genişleme” amaçlı söylemleri barış sevdalılarını tedirgin ediyor. Trump’ın Çin ziyareti de Japonya’yı bile rahatsız edecek “genişleme” sinyallerini verdi.
“Tutarsızlık” ve ikiyüzlülük” üzerine kurulmuş uygulamalar, dünyada büyük “güven bunalımı” oluşturmuş durumdadır. Uluslararası platformda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin “tek taraflı” yapıya sahip olması barışa dayalı “adil bir dünya” kurulmasının önündeki en büyük engellerdendir. Barış ve güvenliği sağlamak, dostane ilişkileri geliştirmek için kurulduğunu açıklayan BM’nin haksız uygulamaları dünya barışını baltalıyor. Bugün, “Adil Bir Barış Dünyası”nın kurulmasına ihtiyaç var.
“BARIŞ” İÇİN
İSRAİL Cumhurbaşkanı Herzog’dan ilginç bir itiraf geldi. İsrail yönetiminin yanlış politikalarını eleştirirken, ülkesinin şiddet ve nefret diline dikkat çelerek, “İsrail toplumunda vahşileşme ve hayvanîleşme sürecinin yaşandığını” (25 Mayıs 2026) söyledi. Bu atmosferin, ülkesindeki ciddi bir ahlâkî çöküşün işareti olduğunu anlattı. İsrail’in en üst yetkilisi tarafından söylenen sözler, insanlık dışı uygulamaların içte de rahatsızlık uyandırdığını gösterdi.
Haçlı-Siyonist ittifakının İslâm dünyası üzerindeki “onur kırıcı” tutumları, Müslümanların sorumluluğunu daha da artırmıştır. İslâm âlemi bu zilleti daha fazla taşımamalıdır. ABD ve İsrail bugünkü cesaretini Müslümanların dağınıklığından almaktadır. Biz, bir ümmetiz. Kardeşler topluluğuyuz. Sorumluluğumuzu kuşanarak “güç birliği” yapmasını bilmeliyiz.
Önümüzde Erbakan Hoca’nın kurduğu D-8 örneği var. O, İslâm dünyasının çekirdeğini oluşturmak üzere, her birinin nüfusu 50 milyondan fazla olan 8 ülkeyi bir araya getirdi. Ömrü ancak bu kadarına yetti. Şimdi görev biz Müslümanlarda! D-8’i “mutlaka” hedefine ulaştırmalıyız. Batı’nın insanlığa verecek bir şeyi olmadığı görüldü. İnsan sevgisiyle dopdolu, şefkat ve merhametli insanların görevlerini hakkıyla yapmalarına ihtiyaç var.
İslâm’ın ümmet programının devreye sokulması gerekiyor. Vicdanlı insanların Müslümanlara olan güvenine lâyık olmalıyız. İslâm daveti her yere ulaştırılmalı, rahmet peygamberinin mesajı herkesi kuşatmalıdır. Hak dava uğruna çalışmak, özellikle ahireti adına, insan için ne büyük lütuftur! Allah hepimize böylesine yüksek bir “din gayreti” nasip etsin!