Annelerini öldüren çocukları okuyoruz son günlerde.Aslında görmezden gelip yazmayalım da, olay yaygınlaşmasın düşüncesi hepimizde.

Tıpkı Batman da bir ara intihar eden kızlar gibi.

Bir koyunun suya atlaması ile peşi sıra sürünün de onu takip etmesi gibi.

Medyanın allayıp pulladığı köprü intihar şovları da, daha sonra nihayetlenmişti.

Fakat hayatta en değerli varlık olan anneye kıyılması bizim toplumun alışık olmadığı bir dram.

Teknolojinin kötü ürünlerini daha çok dereceğiz anlaşılan.

İnternetin çocukları derslerinden ettiği yetmiyormuş gibi, zararlı alışkanlık ve sapkınlıkları bir virüs gibi yaygınlaştırmasından daha çok çekeceğiz.

Son dönemde beyin tümörlerinin bu denli artması, cep telefonlarının sınırsız konuşma promosyonları ile ilgili gibi.

İnsanlar işlerini, öğrenciler derslerini yapmadan saatlerce konuşmaktalar.

Televizyon önünde tutukluyuz.

Modernleşmiyoruz aslında.

İlkelleşiyoruz, tembelleşiyoruz, hareketsizleşiyor, hastalanıyor, yaşarken ölüyoruz.

Yaşadığımızın farkında değiliz.

Baharın, yazın, renklerin, çiçeklerin şeklini unutuyoruz.

Teknoloji cellâdımız olmuş, ölüm tekniklerini geliştirmekte üzerimizde.

Bu hengâmede gittikçe tükeniyoruz.

Sinirler gergin. Aile mefhumu yaralı. Boşanmalar artmakta. İnsanlar birbirlerine tahammül edememekte.

Yuvalar yıkılmakta.

Gelenekseli bırakmayan kadın, çocuklarından boşanmıyor işte.

Her türlü maddi manevi güçlüğe karşın çocuklarını yanına alıyor.

Tahterevallinin öteki ucundaki baba ne yapıyor, kalkıp gidiyor. Başka yuvaya kanat açıyor.

Başka eş ve çocukla mutluluk arıyor.

Geride kalanları kaderleri ile bir başına bırakıyor.

Ne zorluklar yaşıyor anne ve çocukları.

Herkes mutlu yuvasındadır, anne; başını yaslayacağı, dağ gibi güven duyacağı hayat arkadaşını kaybetmiştir. Çocuklar elini tutacakları babalarını. Kendilerini sevip okşayan, gülümseyen, yavrum diyen deniz gibi babayı yitirmişlerdir.

O değerli mutluluk fotoğrafı ortadan yırtılıp atılmıştır.

Babamın hâlâ gözleri yaşarır çocukluğunu anlatırken. Anne ve babası ayrılmıştır. Anne yanında baba kokusuna hasret bir çocuklukta, anne de çocuklar da gergindir. En gücüme giden de diyor babam, amcam çocuklarını sünnet ettirirken, bizi de sünnet ettirmişti, o kadar zoruma gitmişti ki, maddi bakımdan güçlü bir babamız vardı ama ortada yoktu, babasızdık, gizli gizli ne kadar çok ağlamıştım diyor. Şimdi nerede babasız bir çocuk görse, onu ne kadar iyi anlayıp, üzülüyor.

Kız kardeşim de eşinden ayrıldı, oğlu ile yalnız başına. Yeğenim bize gelmek istemiyor. Mutlu bir yuvadan rahatsız oluyor. Kızım babası ile konuşurken, babacığım derken, bir köşeye çöküyor, huysuzlaşıyor, saldırgan bir tarzda annesine eziyet edip, "gidelim" diye tutturuyor. Başkalarının baba deyişi en fazla babasız çocukları yaralamakta.

Çevremde ilk eşini ve çocuklarını bırakmış adamların, yeni eşi ve çocuklarını el üstünde tuttuklarını görünce, ne kadar gücüme gidiyor, onlar ne zorluklar çekiyorlar, beriki iyi baba rollerinde.

Anneler ve çocuklarını bir başına bırakan babaların, başka yuvalara yelken açıp yeni çocuklara sevgi vermeleri, ilk evlatlarını, fevkalade yaralamakta. İsterse büyüyüp koca adam olsunlar, çocuklar yırtılan aile fotoğrafından anne ve babayı sorumlu tutuyorlar. Neden geçinmeye gayret etmediler, niçin bizi mutsuz ettiler.

Yanlarında anneleri vardır ama baba yoksulluğu had safhadadır, gerginlikleri bazen taşıyor ve en yakınları olan annelerini katledecek kadar kendilerini kaybediyorlar.

Keşke boşanmalar bu kadar olmasa. Hadi oldu diyelim babalar biraz daha anneleşseler. Çocukları için fedakârlıkta yarışsalar. Onların sadece maddi değil manevi sorunları ile de ilgilenseler, gençliğin naif sürecini toparlamakta yardımcı olsalar, toplum bu kadar çok acı çekmeyecektir.