Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahi rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Aziz kardeşlerim, nereden başlayıp nereye kadar uzandığını, sınırlarının nerede bittiğini bilemediğimiz bu muhteşem kâinatı Allah Teâlâ dilediği gibi, dilediği zamanda ve dilediği şekilde yaratmıştır. Ne kadar büyük yarattı, niçin yarattı, ne hikmetle yarattı? Bu soruların tam, net ve kesin cevaplarını bilmiyoruz; bilmeye de gücümüz yetmeyecek.

Aklımız, ilmimiz, teknolojimiz bu hakikati kuşatmaya müsait değildir. Milyonlarca yıl ışık hızıyla gidilse ancak ulaşılabileceği söylenen yıldızların konuşulduğu bir dünyada insan neyi, ne kadar bilebilir? İnsanın Allah’ın azameti karşısında teslim olmaktan başka çaresi yoktur.

Bilim ve teknoloji, Allah Teâlâ’ya olan yakınlığımızı artırdığı, takvamızı yükselttiği ve ahiret heyecanımızı diri tuttuğu sürece değerlidir. Ancak elde edilen hiçbir bilgi, hiçbir teknik imkân “Her şey Allah’ındır” gerçeğini değiştirmez ve değiştirmeyecektir. Biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz. “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” hakikati, bu hayattaki en büyük ve en sarsılmaz gerçektir.

GÖKLERİN VE YERİN ORDULARI ALLAH’INDIR

Kur’an-ı Kerim, bu büyük kâinat gerçeği içerisinde bilmemiz gereken temel bir hakikati öğretir. Fetih Sûresi’nin 4. ayetinde Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah her şeyi bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.”

Aziz kardeşlerim, “ordular” denildiğinde sadece melekleri düşünmeyelim. Melekler, Allah’ın askerlerinden sadece biridir. Kalemle yazılabilecek, kelimeyle ifade edilebilecek her şey Allah’ın askeridir. En büyük gök taşından, mikroskopla zor görülen bir virüse kadar her şey Allah’ındır ve O’nun ordusudur.

Serçe dediğimiz küçük bir kuş, gerektiğinde Allah’ın askeri olur. Su, hayat verir; ateş yakar; rüzgâr eser; hepsi Allah’ın askeridir. Allah Teâlâ, yarattığı her şeyi dilediği zaman, dilediği şekilde kullanır. Kullarını terbiye etmek için de kullanır, azap etmek için de; hikmetini bizim bilmediğimiz işler için de.

Yağmur, Allah’ın askeridir; rahmettir ama aynı zamanda azap da olabilir. Nuh Aleyhisselam zamanında tufan oldu. İnsanlara hayat veren yağmur, bir kavmi helake sürükledi. Kaya dediğimiz cansız taş bile Allah’ın askeridir. Biz çekiçle kırarız ama o taş, Allah’ın emrinde bir ordudur.

ALLAH’IN ORDULARINI SADECE O BİLİR

Kur’an-ı Kerim Müddessir Sûresi 31. ayette çok açık bir gerçeği hatırlatır:
“Rabbinin ordularını ancak O bilir.”

İnsan olarak Allah’ın ordularının ne olduğunu, kaç tane olduğunu, nerede ve nasıl görev yaptığını asla bilemeyiz. Biz saymaya kalksak; melekleri, cinleri, gök taşlarını saysak; yüzlere, binlere ulaşsak bile bu sayı Allah’ın orduları karşısında hiçbir şey ifade etmez.

La ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyen müminler de Allah’ın askerlerindendir. Halid bin Velid, Ali bin Ebi Talib radıyallahu anhüm Allah’ın askerleri değil miydi? Onlar Allah’ın askeri olarak cihat ettiler. Mümin, imanının kıymetini bilirse melekler gibi Allah’ın askeri olur.

Hayvanlar; filinden faresine, böceğinden virüsüne kadar Allah’ın askeridir. Kur’an’da anlatıldığı üzere çekirge, Allah’ın azabı olarak bir kavmin üzerine indirilmiştir. Demek ki küçümsediğimiz bir canlı, Allah’ın ordusu olarak karşısında hiçbir gücün duramayacağı bir azap vesilesi olabilir.

AZAP SADECE TUFAN DEĞİLDİR

Aziz kardeşlerim, Allah’ın azabını neden hep geçmiş kavimlerin başına gelen büyük felaketler olarak düşünürüz? Neden ille de tufan, yerin altından ateş, gökten taş bekleriz?

Oysa Kur’an buyuruyor ki: “Yukarıdan da azap ederiz, yerin altından da, sizi birbirinize kırdırarak da azap ederiz.”

Bugün huzursuz bir hayat sürmek, ailede neşeyi kaybetmek, toplum olarak bereketten mahrum kalmak, ibadetten lezzet alamamak bir azap değil midir? İnsanların eşlerinden, çocuklarından, hayattan korkar hâle gelmesi; toplumun dağılması; güvenin yok olması Allah’ın ordularından bir parçanın üzerimize salındığını göstermiyor mu?

Allah Teâlâ bir şeye “ol” der, o olur. Günahlar sebebiyle gelen azabı sadece film sahnesi gibi büyük felaketler olarak beklemeyelim. Yüreklerimizdeki huzursuzluk, yuvalarımızdaki mutsuzluk, toprağımızdaki bereketsizlik de Allah’ın ordularındandır.

Dilerim ki bu hakikati anlayanlardan, ibret alanlardan ve Allah’a yönelenlerden oluruz. Allah’a emanet olun.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.