Kenan Evren, 15 Ocak 1981 günü, Konya'da vilayet konağının önünde yaptığı “Kurucu Meclis’ten sonra normal düzene, parlamenter demokratik sisteme döndükten sonra da, Türkiye’nin kaderi memleketi bu hale getirenlere tekrar teslim edilmeyecek! Heveslenmesinler! Memleketi bu hale getirenlere tekrar memleketi teslim etmeyiz...” konuşmasını her gittiği yerde tekrarlıyordu.
“Bunu şunun için söylüyorum: Bütün kamu görevlileri görevlerini öyle yapsınlar. Çünkü şöyle bir inanç var, ‘Bunlar nasıl olsa gidici.’ Daima kulaklarını onlara çeviriyorlar. Onlardan aldıkları direktiflerle iş yapmaya çalışıyorlar. Heveslenmesinler! Efendim politikacı zor yetişirmiş, kolay yetişmezmiş. Bu memlekette çok büyük politikacılar yetişir. Bir iki kişiye teslim edilemez.”
Kenan Evren’in aklında eski siyasetçilerin olmadığı, biri Adalet Partisi’nin tabanını, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabanını temsil edecek iki parti kurdurmak, MSP ve MHP gibi partilere fırsat vermemek vardı. Kurulacak iki partide Demirel ve Ecevit olmayacaktı, konseyin belirleyeceği kişiler bu partilerin başına geçecekti.
Gündem siyasi partilerin kapatılması ve eski liderlerin artık yeni dönemde siyaset yapamayacağı konuşulurken, Ecevit’e hapis cezası verildi ve hapse girdi.
Sıkıyönetim basına önce, “Fotoğraf kullanın, ama pek öyle büyütmeyin” dedi. Sonra, “Fotoğraf da kullanmayın” emri geldi.
Haber kullanabilirdi ama daha sonra görüş değişti ve ayrıntısı olmayan bir haber kullanılabilir telefonuyla talimatı gönderildi.
Aynı günlerde 100 yaşındaki Celal Bayar, 12 Eylül hakkında bir açıklama yaptı.
“Prensip olarak her türlü askerî harekâta karşıyım ama... Ordu, 12 Eylül harekâtını yapmasaydı, komünistler ülkeyi ele geçirecekti.”
12 Eylül’ün muteber gazetecileri
İlk başta darbeye olumlu yaklaşan sol kesim, solculara yönelik tutuklamalar, cezaevlerinde yapıldığı söylenen işkenceler ve idamlar nedeniyle, 12 Eylül darbesine karşıt olmaya başlamıştı ama gazetelere yapılan baskılar ve sansürler nedeniyle eleştiremiyorlardı. Nadir Nadi, İlhan Selçuk gibi yazarlar bile uyarılmış, Cumhuriyet Hürriyet gazeteleri bile birkaç kez kapatılmıştı.
Recai Kutan, 12 Eylül kitabında şunları yazmıştı.
"Bugün öğleden sonra tutukevinin önüne bir otobüs yanaştı. İçinden subaylar, astsubaylar, silâhlı erler indi. Bizler merakla pencerelerin önüne yığıldık. Derken eşyaları ellerinde, saçları sakalları kesilmiş, tanımakta zorluk çektiğimiz birkaç kişi otobüsten indirildiler, etrafı tel örgüyle çevrili bahçede tek sıra halinde dizildiler. Gelenlerin hepsi ayakta, bavulları yan taraflarında hazır ol durumundalar. Kalabalık arasından, arkadaşlarımızı seçemiyoruz, tanıyamıyoruz. İyice dikkat ediyorum. Şu herhalde Ali Güneri olmalı... Şu da Mustafa Yazgan... Hepsi de çok zayıflamışlar. Hâlâ hazır ol durumundalar.
MHP'den Yaşar Okuyan, Namık Kemal Zeybek, Taha Akyol ve Avni Çarsancaklı ile TKİP'den Doğu Perinçek ve 19 arkadaşı, gazeteci İlhami Soysal ve yaşı 50'nin üstünde 7 adet siyasi olmayan sanık da gelenler arasındaydı. Teker teker binanın içerisine alınıp işlemler yapıldığı için tam 45 dakika yerlerinden ne kıpırdadılar, ne rahat durumuna geçtiler, ne de çevredeki bankolara oturmayı düşünebildiler.
Mamak'ta öyle sıkı bir disiplinden geçirilmişler ki, put gibi, kalıp gibi sıralarını bekliyorlardı. Vaktiyle Türkiye'nin yönetiminde önemli roller oynayan partilerin bu yılgın, bu perişan halini görünce gözyaşlarımı tutamadım, ağlamaya başladım. Çevreme bakındığımda birçok arkadaşın da ağlamakta olduğunu gördüm."
O tarihte, gazeteci Emin Çölaşan, Mamak Cezaevi'ne röportaj yapmak maksadıyla girmiş ve izlenimlerini Milliyet gazetesinde şöyle aktarmıştı:
"Mahkûmlar nedamet getiriyorlar; Atatürk'ün sözlerini ezberliyorlar; büyük bir huzur ve vatan sevgisi içinde cezalarını yatıyorlar... Mamak Cezaevi, devletin devlet olduğunu kanıtladığı ilk kuruluşlardan ve bunların başta gelenlerinden biri.
Devletin devlet olduğu zaman neler yapabileceğini Mamak Cezaevi'nde yaşadık. Son dönemlerde toplumu içinden kemiren, kardeşi birbirine düşüren terör olaylarının sanıkları ya da bu olaylara karıştıkları iddia edilenlerin büyük bir bölümü burada.
Sağcı, solcu, devrimci, ülkücü, akıncı aynı koğuşta aynı ortamda yaşıyor hem de kavgasız dövüşsüz... Mamak Cezaevi anlatmakla bitecek gibi değil. İdamlık mahkûmların eğitimlerine, yemeğin dağılımına, beden eğitimi saatlerine ve sigara içilmesine kadar her şey ayrı ve yabancısı olduğumuz bir olay...
Yepyeni disiplin anlayışıyla bizlerin aklının alamayacağı ya da düşünemeyeceği yeni uygulamalarla özellikle 12 Eylül'den sonra durum tümüyle değişmiş. Bu yeni düzende disiplinsizliğe, laçkalığa, kaytarmaya yer yok."
Sağdan sola gazetelerin, yazarların ve gazetecilerin çoğu 12 Eylül’ü coşkuyla destekliyordu. En öne çıkanları Cüneyt Arcayürek, Nazlı Ilıcak, Güneri Civaoğlu, Emin Çölaşan, her darbeyi desteklemekle meşhur Çetin Altan gibi isimlerdi.
Tercüman’dan Nazlı Ilıcak, “12 Eylül bir darbe değildir, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir, ne de bir ihtilâl.” diyordu.
Mehmet Barlas ise şunları yazmıştı:
“En yüksek rütbeli komutanından, en kıdemsiz erine kadar, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne şükranımız sonsuzdur. Kendilerine karşı ulusça gösterilen geleneksel özene layık olduklarını, bir kez daha kanıtlamışlardır.”
Güneri Cıvaoğlu: Türkiye huzuru soluyor
O yıllarda Tercüman’da yazan Güneri Cıvaoğlu, Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının verdiği muhtıradan itibaren muhtırayı savunan ve sivil siyaseti eleştiren çok sayıda yazı kaleme aldı.
“12 Eylül yozlaşan, sadece bir biçim, bir kof kalıp haline gelen demokrasiye yeniden sağlık, yeniden bir öz kazandırmak amacıyla gerçekleşmiştir. (…) Evet, 12 Eylül 1980’den itibaren Türkiye insanı huzuru soluyor.”
Darbeyi öven ya da en azından meşrulaştıran yazarların başlıcaları şöyle:
Rauf Tamer (Tercüman), Necati Zincırkıran (Günaydın), Can Pulak (Günaydın), Ergun Göze (Tercüman), Oktay Ekşi (Hürriyet), Ali Gevgili (Milliyet), Güngör Mengi (Yeni Asır), Ahmet Kabaklı (Tercüman), Cüneyt Arcayürek (Hürriyet), Bedii Faik (Hürriyet), Çetin Emeç (Hürriyet), Teoman Erel (Günaydın), Yavuz Donat (Tercüman), Bekir Coşkun (Günaydın), Yılmaz Çetiner (Milliyet), Nadir Nadi (Cumhuriyet), Mehmet Ali Birand (Milliyet), Altemur Kılıç (Tercüman), Necmi Tanyolaç (Sabah), Emin Çölaşan (Milliyet).
9 Mart cuntasına destek olan, gençleri ve askerleri kışkırtan, demokrasiye “cici demokrasi” deyip, askerlerin yapacağı darbeyle tepeden aşağı devrim ilkelerini halka uygulatma hayali kuran, ancak 12 Mart muhtırasından sonra büyük hayal kırıklığı yaşayanlardan biri olan Uğur Mumcu, başlangıçta 12 Eylül’ü destekleyen yazılar yazdıysa da, okullara din dersi mecburiyeti konulması gibi uygulamalarla laiklikten ödün verildiği gibi gerekçelerle tutumunu sonradan değiştirdi.
Türkiye tarihinin üç askeri darbesini de destekleyip halen yazarlık hayatını sürdüren Çetin Altan, önce 27 Mayıs darbesini göklere çıkarmıştı.
“Silahlı Kuvvetlerimizin Büyük Ata’nın yıllar arkasından akseden manevi direktifi ile yaptığı bu hareket, demokrasimizin en sağlam teminatı olarak tarihimize geçecek ve hürriyetlerden kendi sefil benlikleri için faydalanmak isteyen gafillere her zaman için unutulmaz bir ders olacaktır. Bize bugünleri tattıran ve bir milletin haysiyetine konmaya çalışılan tozları bir üfleyişle temizleyiveren Türk Silahlı Kuvvetleri sağ olsunlar.”
"Medeni cemiyetlerde fertlere değil, prensiplere tapılır. Prensiplere ihanet edenler ise cezalarını bulurlar. Hainler prensiplere ihanet etmişlerdir ve cezalarını bulacaklardır."
Sivillere tahammül edemeyen bazı cuntacılar daha sonra liberal oluyor
Yassıada Mahkemeleri'nde Menderes ve Bayar dahil 15 DP'li hakkında idam kararı açıklandıktan bir gün sonra:
"Trampetler vuruyor, kornetler ötüyor, fanfarlar uğulduyordu. Ve kâtip okuyordu. Film artık bitiyordu. Evet film bitti…"
12 Mart muhtırasının başında ise şunları yazar.
“Bunların içinde Başbakan olmuşlar bile istifa etmek diye bir şey bilmezler. Çaresiz bir yer gelir, bunları öküz kovalar gibi sille tokat tekme sopa kovalamak zorunda kalır toplum…
Aklıma Demirel'in daha işe başlarken savurduğu, orduya karşı iki yüz bin kişiyi silahlandırma kurusıkısı geliyor. O zaman tanıdıklara: Sonunda asarlar bu komisyoncuyu, demiştim. Asılmaktan beter şekilde gitti. Bir Başbakan gibi değil, bir Başbakan gölgesi gibi de değil, ayak sesi duymuş bir kalpazan çırağı gibi gitti.”
Muhtırayı içinde yer aldığı 9 Martçıların verdiğini sandığı için sevinçlidir. Sadece o değil, cuntacıların fikir babası Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Hasan Cemal, Yaşar Kemal, Uğur Mumcu vs. gibi isimler de öyle sanmaktadır. Kısa sürede 12 Martçılar onların da üzerine gelecektir.
Çetin Altan yazmaya devam eder:
“Ve zinde güçlerin ne istedikleri Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Batur'un daha önce Cumhurbaşkanlığına verdiği muhtırada açıklanmıştır. Ve bu muhtıranın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Gürler ile Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eyicioğlu tarafından da onaylandıkları kendi açıklamalarıyla gazete sütunlarında belgelenmiştir."
Sivillere tahammülü yoktur. Seçim isteyen İsmet İnönü’ye bile kızar:
"CHP Genel Başkanı ille de seçimlere gidelim, diyor. Bu kez de seçim kampanyası adı altında orduya sövdürecek, ortalığı büsbütün karıştırıp kendisine karşı çıkılmasının intikamını alacak.”
Ve 12 Eylül darbesine destek yazıları gelecektir.
"Karamsarlık kısırlaşma demektir. Bugün içinde bulunduğumuz askerî yönetim, durup dururken kendiliğinden mi gelmiştir iktidara. Partilerinden, politikacılarına hangisinin ne istediği bir türlü açık seçik anlaşılmayan sayısı birbirine karışmış örgütlerine kadar bir yığın içi cıvalı elektronik atkestanesi, rotası bilinmez sıçrama, patlama ve tokuşmalarla neredeyse ite kaka zorla iktidara getirmiştir Türk ordusunu...”
Darbeci askerler zamanla yargılanacak ama darbeci yazarlar hiçbir zaman yargılanmayacak, bir şey olmamış gibi bedel ödemeden hayatlarına devam edecektir. Çetin Altan, Hasan Cemal gibi cuntaların içinde yer alan isimler ise daha sonra liberal olacaktır.
Gelecek yazı:
Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 8
Akıl almaz işkenceler
Cemaatlerde Anayasayı destek turları