Şimdilerde memleketin hali pür melali, Latin işi pembe dizi kıvamında seyreder. Belki aşk yoktur, durgunluk yoktur ama ihtiras, ihanet, entrika, yolsuzluk, uğursuzluk ne ararsan bulunur derde devadan gayrı. İthal televizyonların yavaş yavaş renklendiği zamanların yine ithal pembe dizi furyası gibi, aynı iştiyak ve de hevesle vatandaş telefonuna sarılır. O zamanlar her eve yerleştirilen televizyonlar nasıl terakkiden sayılmışsa şimdi de her durum ve an için telefondan yayın açıp cümle âlemi yaşadığına ikna etmeye çalışmak tekaddümden sayılır. Yoksul, şayet açlıktan ölmeyecek kadar mecale sahipse yayın açıp gelir elde etmeli; cahil şayet cehaletten ölmemişse sokak ortasında bir mikrofona tutunup sağdan soldan işitip derlediği kavramlardan saçma sapan laf salatası yapmalıdır. Evet zırva tevil götürmez. Lakin yaşanmakta olan, hayata geçmiş, yaşama işlenmiş, yerleşip genleşmiş zırvayı, saçmalığı, absürdü çoktan aşmışsa, bu freni patlamış Morris kamyon gibi baş aşağı gittikçe hızlanan memlekete, ahalisine, güruhuna esefle bakılır. Bizzat onlara esefle bakılır, çünkü yıllardır işaretlenip ifşa edilen kişilere aynı güruh halihazırda hayranlıkla bakar. Sisi dense Filistin için, adalet dense başörtüsü için, yolsuzluk dense Ayasofya için avuntusu hazırdır. Tarım adına üretimin vahametinden söz edilse üreticinin birilerinden ücret alıp malını döktüğünü, yaktığını, telef ettiğini söyleyebilen tipler bulunur. Artık hayreti celp edecek muhabbet alabildiğine eksilmiş, anlamlar bağlamından koparılmış; gayrı işimiz yaratana kalmış deyip tevekkülle yaklaşmak iktiza eder. Şüphesiz Allah, inananların, yeniden başlayanların, kavi bir umuda doğru yekinenlerin yardımcısıdır.
İş bu saatten sonra Gazze için, Filistin için yapılabilen yegâne şey olan duanın tam da burası için gerekli olduğu söylenebilir. Mazlumlar kadar duaya muhtaç kalınan şu günlerde yine buralarda Filistin için daha fazlasının yapıldığı da gözden kaçmaz. Yahudi tanklarının, Gazze’ye bomba yağdıran jetlerin yakıtı kardeş ülke Azerbaycan şirketinden sağlanır; Türkiye üstünden sevk edilir. Tescilli katilleri korumak için Abd’den kopup gelen gemi İzmir Limanı’na demirler. Hani tesadüf falan değil, sövercesine planlı, programlı bir gavurluk söz konusudur. Kimi askeri üsler, radarlar uzun zamandır Yahudi için istihbarat sağlamaya tahsis edilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde değillerse olup biteni, olan ve bitmeyeni bilinçli, programlı, bile isteye ve alenen yapmaktadırlar.
Şehit Ahmed Yasin’in yerlerin ve göklerin sahibine şikâyet ettiği ümmetin suskunluğuyla bölgede Yahudi’nin güvenliğini, lojistiğini, meşruiyetini sağlayan BOP’çuların hiçbir alakası yoktur. Ancak onlar, sadece susmak dahi erdemden sayılacakken susmazlar. Bir yıl boyunca çoluk çocuk demeden katliam devam ederken, ekonomist olduğunu sananlar ölümlerden, zulümlerden nasıl kâr ettiklerini de ilan ederler. Belki bir dokuz buçuk milyar dolarlık daha ticaret yürütememenin acısıyla hiç olmazsa diplomatik prestij sağlamanın derdine düşerler. Başarırlar da. Er ya da geç bir barış anlaşması imzalandığında arabulucu, Yahudi’yle ticareti, direnişçilerle müzakereyi yürütenler olur. Bundan da rant sağlamayı, kâr elde etmeyi, meşruiyet pekiştirmeyi başarırlar.
Memleketin evlere şenlik televizyon programlarında akla hayale gelmeyen ya da geldiğinde akla ziyan sayılan her ne var ise konuşulur; ne vatandaşın sosyal, ahlaksal, ekonomik açıdan bitişi, ne Hizbullah’ın vurduğu işgal altındaki mekânlar ne de Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin son birkaç günde vurduğu Sounıon, Groton, Blue Lagon gibi gemilerin esamisi okunmaz. Zira bir yandan İsrailoğullarıyla bin türlü ticari ilişki devam etmektedir, hiçbir anlaşma iptal edilmemiş, askıya alınmamış, hatta bu anlaşmaların iptali düşünülmemiş, konuşulmamış, itina ile örtbas edilmiş, herhalde büyük Ortadoğu projesi gibi kendilerince kutsal bir amaç uğruna bu toprakların tamamının kaosa kesmesi beklenmektedir.
Artık olumlu olumsuz herhangi bir durum tespiti buralar için bir şey sağlamaz. Zulümse aleni, adaletsizlikse açıktan, yolsuzluksa açlıktan işlenir. Her şeye aynı kayıtsızlıkla bakılır. Bakılan görmezden gelinir. Görebilen, fark eden, ayırdına varan; aydın, entelektüel, münevver sayılan bile sıradandır. Topluluk arasından sıyrılanlar dahi sıradanlaşmış, sıradanlaştırılmış, bayağılıkta debelenir hale getirilmiş denebilir. Bundan böyle milletin istikbalinin yine milletin azim ve kararıyla, dahası herhangi bir milletle bir alakasının kalmadığı fark edilir. Hazindir.