Bütçe konuşmasında Başbakan’ın yaptığı asgari ücret hesabı hayli ilginçti. “Çay ve simit hesabını da hatırlatmak isterim. Asgari ücret 187 liraydı. Günde üç öğün çay ve simitle geçinse 270 lirayı buluyordu. Bugün 814 lira, üç öğün çay ve simit tüketse şimdi 450 lira.” diyen Başbakan, tuhaf bir çay-simit hesabıyla aslında asgari ücretin “asgari” bile olmadığını gösterdi.

Çayın 1 lira, simidin zamdan sonra 1.4 lira olduğunu varsayarsak, bir öğün bir kişi için 2.4 liraya denk geliyor. 4 kişilik bir aile için bir öğün 9.6 lira ve günlük harcama da 28.8 lira yapıyor. 30 günle çarparsanız da 864 lira çıkıyor ki, 814 liradan fazla. (Bu arada asgari ücret 803 lira ve Başbakan’ın 814 lira rakamında tashih var galiba) Yani, geçim sıkıntısıyla ilgili konuşulurken en asgari durumu göstermek için misal olarak verilen çay-simit hesabı bile asgari ücreti aşıyor. Aileyi, Başbakan’ın dediği gibi 3 çocuklu, yani 5 kişilik farz edince de rakam katlanıyor, asgari ücret hiç yetmiyor. Ki, bir ailenin tek harcamasının en alt seviye olan çay-simitle karın doyurmak olmadığı, daha bunun kirasının, eğitim masrafının, sağlık harcamalarının, giyim kuşamın, çay-simit harici gıdanın vs olduğunu da düşünürseniz, asgari cüret tam bir sefalet ücretine dönüşmüş oluyor.

Başbakan’ın yaptığı hesabı kimin tarafından yapıldığı merak konusu. Çünkü ekonomi danışmanları matematiği bu kadar iyi(!) biliyorsa, asgari ücreti gerçekten de enflasyona ezdirmediklerini düşünmeleri de normal karşılanabilir. Oysa ki, 2006 yılından beri asgari ücrete verilen zamlar, net olarak enflasyonun altında kalıyor. 2006’da asgari ücrete yüzde 8.7 zam verilirken, enflasyon yüzde 9.6 olurken, 2007’de zam oranı yüzde ve enflasyon yüzde 8.4 olarak gerçekleşmiş. 2008’de asgari ücretliye verilen zam yüzde 4.5 iken enflasyon yüzde 10, 2009’da ise zam oranı yüzde 4.2 ve enflasyon da yüzde 6.5 olmuş. 2010’da asgari ücret zammı 4.7, enflasyon yüzde 6.4; 2011’de asgari ücret artışı yüzde 4.9 ve enflasyon yüzde 10.4 olmuş. 2012’deki asgari ücret artışı yüzde 6 iken, enflasyon ise yüzde 6.16 olarak gerçekleşmiş. 2013 için asgari ücrete yüzde 4.3 zam öngörülürken, enflasyon tahmini yüzde 7’den yukarısını gösteriyor.

Küçük artışlar yapılsa dahi sefalet ücreti olan asgari ücret, son 7 senede açıkça erimiş. Hükümet, 2014 yılı için asgari ücrete yüzde 3+3 artış öngörüyor, ki enflasyon beklentisi de yüzde 5.3. Enflasyonun beklentiyi yine aşacağı meydanda ve asgari ücretli 2014’de de net olarak bir artış alamayacak muhtemelen. Velev ki, asgari ücret net olarak artsa bile, asgari ücretlinin gelirinin yüzde 1 artmasının cebine ilaveten 8 lira girmesi demek olduğunu da söylemek gerek. 8 lira zenginleşmesi(!) bile hayal maalesef.

Bu arada, 3. çeyrekte yüzde 4.4 olarak gerçekleşen büyümenin me kadar sağlıklı olup olmadığını da sorgulamak gerek. Özellikle de dün açıklanan ve sürekli bir artışla yüzde 10’u bulan işsizlik rakamlarına bakınca, büyümenin kalitesinin sorgulanmaya muhtaç bir durumda olduğu daha da aşikar oluyor. Özellikle de yüzde 4.4’lük büyümenin 3.3 puanının hane halkının tüketiminden kaynaklanması, işlerin hiç de iyi gitmediğinin ve sadece günün kurtarıldığının belirtisidir. Kredi çekerek harcayan vatandaş 1-2 çeyrek ekonomiyi büyütse de, bunun sürdürülebilir olmadığı da açıktır. Özellikle de ihracatın katkısının eksiye döndüğü bir atmosferde, sadece ve sadece hane halkının borç yükünü arttıran bir büyüme söz konusudur.

Ekonominin bu denli pamuk ipliğine bağlı ve sıkıntılı durumda olması, ki aslında bu kritik eşik bir türlü aşılamadı, asgari ücretlinin ve dahi ücretli çalışanların reel gelirlerinin artmasını önlemeye devam edecektir. “Buçuk” zamlar bile güç bela verilirken, öte taraftan da göz boyama maksatlı “IMF’ye bile borç veriyoruz” sakilliği piyasaya sunulur.

Velhasıl-ı kelam, göz boyamalarla sürdürülen çarpık ekonomik yapı, asgari ücretliye de, diğer ücretli çalışanlara da “harçlık” kabilinden iyileştirmeler(!) sunabilir ancak. Tuhaf olan, bunu yaparken gözüne sokarcasına ve bir “azami cüretle” yapmasıdır bunu.