2003 yılında Irak ı işgal ettiğinde sorulamayan sorunun, bugün için kesinlikle ve ivedilikle sorulması şarttır. Soru ise, kısa ve açıktır: Irak ta ne arıyorsun
Bir kez daha soralım ve tekrarlayalım: Irak ta ne arıyorsun
Hakikat, hak, hukuk, adalet ve insana dair olana bir nebzecik olsun inanan her akıl, vicdan ve yürek sahibinin bir anda ve irticalen soracağı soru da budur: Amerika, Irak ta ne arıyorsun
Çünkü Amerika nın Irak ı işgal için öne sürdüğü delil ve gerekçelerin külliyen sahte ve yalan olduğu yüzde bin ortadadır. Çeşitli defalar bizzat sözlü olarak itiraf etmek durumunda da kalmıştır sahteciliğini ve yalancılığını.
Böyleyken hâlâ Amerika nın işgalini sorgulamak bir tarafa, en doğal hakkıymış gibi Irak ta olup biten herşeyin tek yetkilisi olarak onu görenler, ya güce tapım ya da varlık ve çıkarlarını Amerika ya bağlamış olanlardır. Güce tapım, insanlığın onulmaz sapkınlığının tarih boyunca bir tek düşkün ruhların olağan yansımasıdır. Şu veya bu inanca sahip olmak bu tür düşkün ruhların soyluluğa ve yüceliğe, insan haysiyetine uygun davranmaya onları yöneltememiştir. Deyim yerindeyse, doğuştan düşkündür böyle ruhlar. Suyun mecrasını bulduğunda akış eğimi biçiminde, bu türden ruhlar da şartları elverişli gördükleri anda güce doğru kayıverirler. Tapım onlar için, bir istek ve tutkunun ötesinde varoluş tarzıdır. Allah tan gayrı herşeyi nefyeden, olumsuzlayan mümin ve müslim ruh, güç tapımını daha başlangıcında benliğinden söküp atar. Gerçek ve özgün biricik özgürlüğe girer. Her kelime-i tehvid de, her Fatih a okuyuşunda bunu ilan ederek gerçekleştirir.
Demek oluyor ki, güç tapımını esas alan sapkın ruhlar, Amerika ya ve benzer güç atfedilen herhangi bir şeye söz konusu soruyu soramaz. Aslında böyle bir soru onun ruhunda da, zihninde de asla varit olmaz.
Varlıklarını ve çıkarlarını Amerika ve onun simgelediğine bağlayanların bu soruyu sormaları zaten beklenemez. Çünkü bu soruyu sormaları kendilerini inkâr etmek, en azından mantıki çelişkiye düşmek anlamına gelir. Bu açıdan güç tapımında olanlara nisbetle bunlar tutarlı, bir ölçüde niyetleriyle davranışları uyumlu olduğu için "erdemli"dirler. Bu "erdemli" oluşlarını kendi erdem ölçülerimize göre tasvip etmesek bile, böyle kabul edilmelidir.
Amerika da düzenlenen Annapolis toplantısının ele alacağı konular ve ortaya konulacak çözüm önerilerinden çok, sözkonusu iki tipin belirlenmesi bakımından önemlidir. Kaldı ki, toplantının asıl muhatabı olan Irkçı İsrail, hiçbir konuda bir milim kıpırdamayacağı sabit kararını diğerlerine dermeyan edecektir, etmiştir. Amerika ysa güç tapımını yerine getireceklerin ritüeline müsaade ederek onlara bir itminan imkanı sağlamış olacaktır. Bir yönüyle de, madem Ortadoğu sözkonusudur, buranın geçmiş kültürünün sapkın tezahüründen olan bir kavramı kullanmak gerekirse "firavun"laştığını somut duygularla yaşayacaktır. Irak sözkonusu edilirse bunu "Nemrut"laşma şeklinde de ifade temek gerekecektir.
Ancak, asıl ve dikkatle üzerinde durulması gereken yön ise, Ortadoğu Müslüman halklarının, onların gerçek ruhlarının temsilcisi durumunda bulunan bazı devlet, yönetim, kuruluş ve grubların tavrıdır. Zaten onlar Amerika ya, "Irak ta ne arıyorsun " sorusunu sorarak cevabını da vermişlerdir. İran, Hamas, Hizbullah, İhvan, Millî Görüş ve diğerleri gibi. Sorunun soruluş biçimi, üslubu ve dili elbette muhteliftir, ama özü aynıdır, birdir.