2002 yılından bu yana AK Parti, 18 yıldır iktidarda kalmasıyla siyasal hayatımızda bir ilke imza atarak tarihe geçmiş oldu. Üst üste kazandığı seçimlerde oyunu belli oranda koruyarak hatta zaman zaman yükselterek “hakim parti” unvanını almaya aday oldu.

Bazı akademisyenler, üç dönem seçim kazanma şartını sağladığı için hemencecik AK Parti’yi hakim parti saysa da, bunu söylemek için biraz daha vakte ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.

Hakim parti sistemi kısaca söylemek gerekirse, rekabetçi seçimlerin olduğu ancak tek bir partinin devamlı sayılabilecek ölçüde iktidarda kaldığı sistemleri ifade eder. Hindistan’da Kongre Partisi, Japonya’da Liberal Demokrat Parti, İsveç’te Sosyal Demokrat Parti gibi örnekler bu kabildendir.

Tabii Türkiye örneğinin bunlardan farkı, bu partiler ortalama 40 yıl iktidarda kalan partiler. Yani AK Parti bu anlamda henüz yolun başında sayılır.

Peki seçmenler tek bir partide uzun süre neden yoğunlaşır sorusu üzerine dile getirilebilecek çok fazla etken saymak mümkün elbette.

Karizmatik liderin varlığı, ekonomide başarılı olunduğuna dair inanç, parti içi çekişmelerin yokluğu gibi faktörler seçmenleri, riske girmeme ve mevcutla devam etme refleksine yöneltebilmektedir.

Seçmenin bu güdüyle hareket etmesi, uzun süre iktidarda kalma durumunu doğurduğundan, parti ile devletin özdeşleşme süreci de beraberinde gelmektedir.

Partinin menfaati, devletin menfaati olmakta, devletin menfaati de partinin.

Türkiye’de son birkaç yıldır siyasi rekabetin kutuplaşmaya evrilirken vatanseverlik kıstasına sokulmasının temel nedeni de budur.

AK Parti’yi desteklememek, vatan aleyhine olanları desteklemek anlamı taşır izlenimi bu sayede oluşturulmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş aşamasında muhtemelen AK Parti yöneticileri, oluşturdukları bu havanın tesiriyle iktidarlarının ömrünü uzatmayı tasarladılar.

Ancak evdeki hesap çarşıya çok da uymadı gibi gözüküyor.

Meclis’in oldukça işlevsiz noktaya gelmesi, bürokrasinin oldukça ağırlaşması, tüm süreçlerin Cumhurbaşkanı üzerinden yürütüldüğü yönündeki algı, ekonomik krizin fazlasıyla hissedilmesi ve buna çözüm bulunamaması, parti içinden kopuşların yaşanması gibi hadiseler AK Parti’yi oldukça zor bir viraja getirmiş durumda.

MHP ile yapılan ittifakın AK Parti’ye kısa vadede süre kazandıran ama kendi tabanının bir kısmını kaybetmesine neden olduğu da ortada.

Bundan sonra süreç nereye doğru evrilecek?

Bunu net olarak söylemek mümkün değil elbette, ancak Türkiye’de siyasetin yeniden şekillenmeye başladığı, siyasetin yeniden formatlandığı bir döneme gebe olunduğu net olarak ortada.

AK Parti, konjonktürel olarak kısa vadede fayda gördüğü yeni seçim sisteminin neticesinde öyle bir çıkmaza doğru girdi ki, ittifak konusu muhtemelen yakın dönemin en sıcak gündemi olacak.