“Ay ışığını saçar, köpek havlar.

Köpeğin huyu, yaratılışı buysa ay ne yapsın?

Göktekiler aydan nur alırlar. O kırağı yerinde köpek de kim oluyor.”

Hz. Mevlâna

Sürekli akışta olan, değişen zaman değil insandır. İnsan, nehrin sularında akan nesneler gibi. Bir yere kadar gider. Nehrin suları süreklidir, durmaksınız akar. Zaman da böyledir.

Günümüz insanının değişkenliği, hâlleri, renk ve huy alışları genelin durumuyla birliktedir. Bu günün insanın besleyen şeyler alabildiğine etkili. Artık bir medya gerçeği var ve çok kapsamlı, çok geniş.

İnsanlar; edebi, ahlâkı artık aile ortamından, bilgelerin dizlerinin dibinden, medreselerden, iyi hocalardan, okudukları kitaplardan edinmiyorlar. Gözlerini açanlar kendilerini medya gayyası içinde buluyorlar. Henüz üç yaşındaki bir çocuk televizyon ile besleniyor, telefonlarla yüzleşiyor. Huyunu ahlâkını onlardan ediniyor.

Bir sosyal medya gerçeği var, göz ardı edilemez. İstenildiği kadar çırpınılsın, denetimden söz edilsin, onlara karşı yaptırımda bulunulsun bunların hiç biri çözüm değildir. İnsanlığın ruhuna boca ediyor nesi var ise. İnsanlar huyunu suyunu ve ruhunu ondan alıyor.

Artık ahlâksızlığın bir tür ahlâka dönüştüğü bir zamandayız. İyinin, güzelin, doğrunun bu düzlemde bir karşılığı yok. Muhatap diye bir şey de söz konusu değil. Karışınızdaki hakiki biri mi, kendi adıyla mı konuşuyor bilemiyor ve fark edemiyorsunuz. Ne var ki artık bu alanın da bir ahlâkı var ki o da tam bir ahlâksızlık.

Hırsızlığın, çalmanın, gaspın, soymanın bir mesleğe dönüştüğü bir zamandayız. Siyasal güçten beslenen, oraya yaslanarak kimi çevreleri baskı altında tutan, töhmette bulunan, onlar adına yaptıklarının geçerliğini savunan bir insan tipiyle karşı karşıya bulunuluyor. Hakkaniyet ve adalet bu ortamda asla söz konusu değil. Bir insan bir başkasının hakkına çok rahat girebiliyor. İstediği gibi küfrediyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, iftirada bulunuyor. Hedef getirdiklerini dinlemeden, öğrenmeden, asıl kaynağına ulaşmadan veya bir bütün olarak neyin ne olduğunu kavramadan ve düşünmeden çok rahat saldırabiliyor. Bunlara hakkınızı anımsattığınızda sanki hiçbir şey yokmuş gibi tınmıyor. Anımsatılmasına da gerek yok aslında mümin, inanmış bir insan için kul hakkı kadar ağır bir durum olmasa gerek.

Ne yazık ki, değerler bütünü tamamen göz ardı. Bir Müslüman için amentü bağlamında iman etmesi, şartları bakımından sorumluluklarını yerine getirmesi olmalı iken artık amentüyü aşan seküler bir Müslüman tipi ile karşı karşıyayız. Çıkarları her şeyin önündedir. Din, onun için bir çeşit renk ya da yardımcı unsurdur. Faizi içselleştirmiş, yalanı, haramı, gayr-i meşru olanı kendine hak ve mübah kabul edebilmektedir. Servet edinmeyi bir amaç haline getirdiğinden, sosyal veya psikolojik bir tutum karşısında, kazandıklarını hayra harcar gibi görünür. İbadetlerini yaparken çıkarını korumak ve onun üzerini örtmek içindir. Siyasal tutumlar da bundan farklı değil. Irkını, meşrebini çıkarını dinin önünde tutar. Bunları meşru kılmak için dindar gibi görünür ya da o renge bürünür. Kendi ırkını üstün tutanlar, önceleyenler, ırklarını dinin üzerinde konumlandıranlar şeytanın yardımcılarıdırlar. Hangi ırktan olursa olsun hiç fark etmiyor. Geçmiş zaman üzerine bir şey oturtulamaz. İnsanın varlığı, kendisi ve tutumu önemli. Geçmişin insanı yapacaklarını yapmış bu dünyadan göçüp gitmiş. Geçmişin başarıları sadece birer örnektir, bir övünme gerekçesi olamaz. Kendisinin yapmadığı, yapamadığı, ya da hiç yeltenmediklerini onlarla bir tutması ya da onları örnek göstermesinin hiçbir anlam ve karşılığı olamaz. Sen ne yapıyorsun sorusunu kendine sormalı öncelikle. Ne yaptın ya da. Ahlâksızlığı ahlâk edinmek ve saldırganlaşmanın bugün bir karşılığı var ama bir yük ve vebal olarak omuzlarında kalır bir daha da altından kalkamaz kişi.