Türk ailesi tehdit altındadır. Nitekim aile yapımız, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar, küresel lobiler, çıkar çevreleri ve emperyalist güçlerin kuşatması altında can çekişmektedir. Bu şer odakları, çalışmalarıyla, aile bağlarını zayıflatmak, nesilleri şahsiyetsiz ve kimliksiz hale getirmek ve öz değerlerimizden koparmak için gece gündüz demeden çalışmaktadır. Nitekim ailenin iffet ve hayâsını ortadan kaldırmak için, nesilleri ve toplumu ifsat eden çıplaklığı ve teşhirciliği moda haline getirmişlerdir. Bu sebeple de aile, depreme tutulmuş gibi kökünden sarsılmaktadır.

Onun için çarpık ilişkiler ve boşanmalar ziyadeleşmektedir. Taciz suçlamalarının yapılabilmesi adına her haslet gözden çıkarılmaktadır. Çırılçıplak dolaşanlar bu suçlamayla herkese meydan okumaktadır. Maalesef aile büyükleri bile, çocukları tarafından tehdit edilmektedir. Ayrıca aileler ahlaki değerlerden uzaklaştığında, huzur, saadet ve mutluluğa hasret kalınır.

Nitekim kadınlarımız annelik, erkekler de babalık gibi önemli bir değerden uzaklaştırılmaktadır. Böylece aile içinde de fıtrata aykırı sapkınlıklar ziyadeleşmektedir. Ayrıca medeni birliktelikler her gün biraz daha çoğalmakta, evlilikler bir yük, bir külfet olarak sunulmaktadır. Oysa evlenmek ve aile olmak, meşru nikâhla mümkündür. Zira nikâh Allah'ın emri, Peygamberimiz’in de sünnetidir. Buna aykırı birliktelikler önce ailenin, sonra da devletin perişanlığına sebebiyet verir.

Bir hadiste; "Evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur" buyrulmaktadır. Bunun sağlanabilmesi için, aile hayatında Allah'ın koyduğu helal-haram sınırları mutlaka korunmalıdır. Evlenecek olanlara kolaylık gösterilmelidir. Çünkü aile yuvası toplum düzeninin temeli, ruh ve ahlak sağlığının merkezidir. Aile, aynı zamanda toplumun çekirdeği ve özüdür. Onu tahribe yönelmiş her şey, toplumun tahribine neden olur.

Müslüman Türk ailesinde karşılıklı sevgi, karşılıklı saygı, sabır ve sadakat esastır. Ailede karşılıklı sevgi, ocağın tütmesine nedendir. Böyle bir ailede devamlılık söz konusu olur. O zaman da aile kalesine hiç kimse giremez. Çünkü aile, kralların bile giremediği en sağlam kaledir.

Müslüman Türk “aile(si) erkek için bir malikâne, kadın için ise bir istihkâmdır.” (Ziya Gökalp) Oraya izinsiz girilmesi mümkün değildir. Bu kale gün geçtikçe, maalesef gücünü kaybetmektedir. Aile fertleri arasında görüş ayrılıkları her gün biraz daha ziyadeleşmekte, disiplin bozulmaktadır. Oysa bir memleketin yükselmesi, aile içi sevgiye bağlıdır. Zira: "Ailesine bağlı olan, vatanına da bağlı olur." (Beethoven)

Unutmamak gerekir ki; Kur'an'ın ve Sünnet'in ortaya koyduğu ahlâki değerlerden, örf ve geleneklerden uzaklaşıldığında, ailede huzur ve aile içi muhabbet azalmakta, buharlaşmaktadır. Bu durumu düzeltmesi gerekenler yani siyasilerimiz sesini çıkaramamakta, dış baskılardan çekinmektedirler.

Halbuki bir hadis-i şerifte; "Hepiniz çobansınız, hepiniz gözetmeye mecbur olduğunuz şeyden sorumlusunuz. İmam (devlet başkanı ve her türlü yönetici) çobandır ve idaresi altındakilerden sorumludur. Erkek, ailenin çobanıdır ve aile fertlerinden (karısından, çocuklarından) sorumludur. Kadın, kocasının evinde çobandır ve çocuklarından sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve idareniz altındakilerden sorumlusunuz" buyrulmaktadır.

Yani hiç kimse sorumluluktan kurtulamaz. Bugün teşri, icrai ve kazai yetkilere sahip göründüğünden, ülkedeki tüm olumsuzlukların sorumlusu, devlet başkanıdır. Maalesef siyasi rant için olumsuzluklara ses çıkarılmamaktadır. Bu gidişin hesabı kendilerinden Allah indinde sorulacaktır. Orada makamın, rütbenin tesiri yoktur.

Allah; "Ey iman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlarla taşlardır" (Tahrîm/6) buyurmaktadır. Hadiste ise, "Sizin en hayırlınız, aile fertlerine hayırlı olanınızdır" (İbn Asâkir) buyrulmaktadır. Bu hayra vasıl olabilmek, aileyi her türlü kötülüklerden korumakla mümkün olur.

Düzenlemeler meşru esaslara göre yapılmalı, kanuni düzenlemelere öncelik verilmelidir. Sokaklarımız bu kirlilikten arındırılmalıdır. Aksi halde, sadece namaz kılmakla vebalden kurtulmak mümkün değildir.

Sonuç olarak C. Oğuz Öcal’ın dediği gibi:

Ne zehirli bir kucak ne de bir yük, gâile,

Vatan kadar mukaddes, bir ma’beddir âile.

Uzak kalmak ondan; hem fenâlık hem zillet,

Doğmuştur sînesinden çünkü asil bir millet.

Hz. Ali (ra)’nin; "İnsanlar, ahlâkıyla değer kazanır, malıyla değil" sözü unutulmamalıdır. Ülkemizde tıp, ne kadar gelişirse gelişsin, ar ve hayâ damarındaki çatlağı asla tedavi edemez.

Ülkemizin maalesef yeni dini; teşhircilik, üryanlık, görüntü verme kepazeliğidir. Müslüman olanlar böyle yapmaz. Zira hayâ perdesini yırtmaz. “Müslüman; mevsim değişti diye değerlerini esneten, bedenini teşhir nesnesi yapan değil; her şartta mahremiyet sınırlarına sadık kalan ve iffetini imanın sarsılmaz bir kalesi olarak gören insandır,” (Ali Rıza Demircan) unutulmasın. Aile ise bir ma’beddir.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).