Bismillahirrahmanirrahim;
âlemlerİn Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz’e âline ve sahabelerine olsun.
Biz Müslüman’ız ve İslam’ca düşünmek ve İslam’ca yaşamak zorundayız. İtibar ettiğimiz kitap Kur’an’ı Kerim, sünnetine tabi olduğumuz ise Hz. Muhammed Mustafa’dır (S.A.V.). İtibar ettiğimiz hukuk, doğal ve fıtri hukuktur. Bu hukukun öncüleri İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik, İmam-ı Ahmed bin Hambel gibi fıkıh önderleridir. Biz, bütün insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayacak zengin bir müktesebata sahibiz. Batı dünyası, bu değerde bir müktesebata sahip değildir. Çünkü batılılar akıllarını vahiyle değil zanla çalıştırmaktadırlar. Zanna dayalı olanın vahyin ortaya koyduğu gerçeklik karşısında hiçbir hükmü ve değeri yoktur. Bunun için değersizliği değer edinmiş bir batının peşinden gidilmez. Düşünelim. Batının sahip olduğu ilah anlayışı nedir? Batılılar nasıl bir tanrıya inanıyorlar? Batının insana bakışı nedir? Batılılar insana nasıl bakıyor ve yaklaşıyor? Batının çevreye ve kâinata bakışı nedir? Çevreyi ve kâinatı ne olarak görüyorlar? Bu sorular üzerinde düşünelim.
Biz, Kur’an’ı, sünnet ve İslam’ı bir tarafa bırakarak ABD ve İsrail ile stratejik ittifaklar kurup, değerlerini değer, gayelerini gaye edinirsek ne oluruz? Allah Teâlâ’nın gazap ettiği kimselerden olmaz mıyız? Düşünelim, düşünelim üç boyutlu değil dört boyutlu düşünelim. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in verdiği bilgiye göre düşünelim. Bu bilgileri lütfen ciddiye alalım. MAİDE 51 “Ey iman edenler! Yahudi (ırkçı Siyonistleri) ve Hıristiyanları (Siyonist Haçlıları) idareci dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostu ve idarecisidir (birbirinin tarafını tutarlar). Sizden kim onları idareci dost edinirse muhakkak o, onlardandır. Allah zalim toplumlara yol göstermez.” Ayet gayet açıktır. Müslüman bir ülkenin yöneticisi olan ve ben Müslümanlardanım diyen bir kimse, bu ve benzeri Kur’an ayetlerine rağmen Siyonist İsrail’i, Siyonizm’in jandarmalığını yapan Haçlı ABD’yi stratejik müttefik edinmemelidir. Binlerce yıllık tarihimizin şahadeti gösteriyor ki bu İsrail’e, ABD ve AB’ye güvenilmez. Onlar Müslüman’ı değil birbirlerini tutarlar. Bölgede yaşanan son olaylar da bunu teyit ediyor.
ABD VE İSRAİL’İN RIZASI
ABD, ırkçı emperyalizme ve emellerine hizmet etmeyi dinlerinin bir parçası haline getirmiş Hıristiyan Batı’yı temsil ediyor. ABD’nin varlık sebebi, Fırat ile Nil arasında bulunan sözde vaat edilmiş topraklar üzerinde “Büyük İsrail’in” kurulmasını sağlamaktır. İsrail ise Siyonizm’i temsil etmektedir. Siyonizm ise, Nil ile Fırat arasında bulunan ve tanrı tarafından İsrailoğullarına vaat edildiğine inanılan topraklar üzerinde “Büyük İsrail” devletini kurmayı esas alan ırkçı bir ideolojidir. Vaat edilmiş topraklar üzerinde “Büyük İsrail” devletini kurmak ABD ve İsrail için bir dindir. ABD ve İsrail’in rızasını kazanmak, ancak onların din olarak gördüğü “Büyük İsrail’i” kurmak gayelerine hizmet etmeyi kabullenmek ile olur. Onlar başka bir şekilde kimseden razı olmazlar. Bu, Kur’an’da bize bildirilmiş bir geçektir. BAKARA 120: “Milletlerine (din ve düzenlerine) tabi olmadıkça, Yahudiler (Siyonist İsrail) de Hıristiyanlar (ABD, AB yani Haçlı Batı) da senden asla razı olmazlar. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın (İslam) yoludur. Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına (kanunlarına) uyacak olursan, Allah’ın azabından seni koruyacak hiçbir dost ve yardımcı yoktur.” Bu ayet, günümüz Müslümanlarının, özellikle Türkiye Müslümanlarının bir yanılgısına 1400 sene evvelinden cevap veriyor. Siz Siyonist İsrail’in, haçlı ABD’nin birlikte kurmaya çalıştıkları “Büyük İsrail” dinine hizmet etmeyi kabul etmediğiniz sürece onlar, asla sizden hoşnut olmazlar. Siz bir yol arıyorsanız, bu yol İslam yoludur. Bu yola tabi olun. ABD ve İsrail’in birlikte temsil ettiği Siyonizm yoluna tabi olmayın deniliyor. Bu ayet bize bir bilgi veriyor. Bu bilgi ve ilimden sonra ben Müslüman’ım diyen bir kimse, hala ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinip onların gayelerine hizmet ediyorsa, bu kimse ilahi yardımdan mahrum kalır ve helak olup gider. On beş yıldır ülkeyi tek başına idare eden Ak Parti yöneticileri bu bilgiye itibar ederek yürüdükleri bu yanlış yoldan dönmelidirler. Gidilen bu yol çıkmaz sokaktır. Doğru ve emin olan yol ise Milli Görüş yoludur.
KURTULUŞ YOLU
AK Parti döneminde çıkarılmış AB yasaları sosyal bünyemizde derin yaralar açmıştır. Gidilen bu yol faydalı değil zararlı olmuştur. İnatla yürütülen materyalist muhtevalı eğitim nesillerimizi, manevi değerlerinden koparmıştır. Ölü yatırımlar ile devlet güçsüzleştirilmiştir. Uygulanan yanlış dış politikalar ile Türkiye bölgesinde yalnızlaştırılmıştır. Üretim tamamen durmuş, ülkenin sanayi altyapısı çökertilmiştir. Bu böyle gidemez.
İnsanımız şimdi kendisine “Saadet” getirecek yeni bir düzen aramaktadır. Bu düzen Adil Düzen’dir. Adil Düzen, faizci nizamın yol açtığı tahribatları atacağı beş adımla tamir edecek tek düzendir. A. Irkçı emperyalizmin köle düzeni yerine “Adil Düzen”in kurulması. B. Faizci sömürü düzeni yerine “Adil Ekonomik Düzen”in kurulması. C. Milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınmanın gerçekleştirilmesi. Adil Düzen borçlanmayı değil, kendi gücüyle kalkınmayı esas alır. D. Adil Düzen’e geçildiğinde inançlı kadrolar eliyle ülke borç ve faizin esiri olmaktan kurtulur. E. Adil Düzen eğitiminde, nesillerin manevi terbiyesine ve bu istikamette nefis terbiyesine büyük önem verilir. Nesiller iyi ahlak sahibi insanlar olarak yetişirler. İsraf yapmazlar. Herkese yardım etmekten manevi haz alırlar. Bu gerçekleştiğinde “Yeniden Büyük Türkiye” kurulmuş olacaktır. Ve böyle bir Türkiye bölgesinde lider ülke olur ve bölge ve dünya barışına gereken katkıyı o zaman sağlayabilir. Milletin bekası için AK Parti’nin yapması gereken şey de budur. Selam hidayete tabi olanlara…