* Yeterince güçlüyseniz...

* Bölgede sözünüz geçiyorsa...

* Kendi kendinize yetiyorsanız...

* İnsanınızı beş paraya muhtaç etmiyorsanız...

* Kendi yağınızla kavrulmayı başarabiliyorsanız...

* Ekonomide, dış politikada vd. "dış odaklara" bağımlı değilseniz...

* Milli ve yerli ağır sanayinizi kurmuşsanız...

* Tarımda dışa bağımlı değilseniz...

* Kültür kodlarınızı ruh köklerinizden alıyorsanız...

* Kadim medeniyetinize dört elle sarılmışsanız...

* Savunma sanayinizi caydırıcı bir unsur durumuna getirebilmişseniz...

* Tarihten ilham alıp geleceğe yön verebiliyorsanız...

* Adaleti ve ahlakı ülkenizde yeterince tesis edebilmişseniz...

* Halkınızın güvenini tesis edebilmişseniz...

***

İşte o zaman ABD de...

İşte o zaman Rusya da...

İşte o zaman Çin de...

İşte o zaman tüm komşularınız...

Sizinle çalışmaya başlar...

Size saygı duyar...

Tek yönlü değil, karşılıklı, mütekabiliyet esaslı...

Devletler arasında "duygusallık" yoktur, menfaatler konuşur ilkesi geçerli olur...

Ama öncelikle içeride kucaklaşmayı, samimiyeti, kutuplaştırmamayı sağlamak gereklidir...

***

Yoksa, egemen güçler ülkenizde cirit atar...

Yoksa, egemen güçler en kırılgan döneminizde darbe, darbeler yapmaya kalkışır...

Yoksa, egemen, çıkarcı güçler ülkenizi bölmek, parçalamak için pusuda beklemeye başlar...

Yoksa, egemen güçlere güvendiğinizde bir an arkanıza baktığınızda dostlarınız dâhil kimseyi göremezsiniz...

***

Nerede olursa olsun...

Dünyanın hangi kıtasında ve hangi noktasında olursa olsun...

Bir terör devleti olan Amerika'ya sonuna kadar güvenenler...

Bir terör organizasyonu olan soykırımcı, Siyonist İsrail'le normalleşme anlaşmaları yapan, İsrail'e güvenenler, itimat edenler...

Her zaman pişman olmaya, nedamet göstermeye mahkûmdurlar...

***

Zira, ABD'nin ipiyle kuyuya inilmez...

Zira, İsrail'in ipiyle kuyuya inilmez...

Zira, diğer emperyalist ülkeler Rusya’nın, Çin'in vb. ipleriyle kuyuya inilmez...

Şimdilerde sınır dışı çevrelerden bazı sesler geliyor kulağıma; "Amerika söz verdi ama şimdi bize sırtını döndü..." gibi sesler...

Şunu net olarak ifade edelim;

* Menfaatleri zedelendiğinde ABD hemen satar!

* Menfaatleri zedelendiğinde İsrail çemkirir!

* Menfaatleri zedelendiğinde Rusya, Çin vb. emperyalist ülkeler ve güçler masayı anında devirir!

***

"Sen ne diyorsun Adnan Bey, artık küresel bir ortamda yaşıyoruz. Dünya büyük bir köy oldu! ABD'ye, Rusya'ya, Çin'e güvenmeyip de ne yapacağız?" diyecek olan varsa...

Şu cümleyi ifade etmek isterim;

- Bu ülkelerle çalışmak, karşılıklı alış verişler başka! Ancak, tarih, geçmiş, bu emperyalist ülkelere güvenen ve adımlarını bunlara göre atan ülkelerin nedamet gösterdiği sayfalarla doludur!

Ama elbette ve tabii ki son pişmanlık fayda getirmiyor!

KISSADAN HİSSE: YALNIZ BIRAKIRSANIZ...

Timur, ordusundaki fillerden birini, Nasreddin Hoca'nın memleketine gönderir.

Fil o kadar büyük, o kadar oburdur ki, köyde ne kadar ot, saman varsa, hepsini silip süpürür.

Bu duruma köylüler daha fazla dayanamazlar.

Nasreddin Hoca'yı da önlerine katarak, Timur'a şikâyet için yola çıkarlar.

Nasreddin Hoca'ya destek olacaklarına söz veren köylüler yolda birer ikişer sıvışırlar.

Tek başına kalan Nasreddin Hoca, Timur'un huzuruna alınır.

Timur'un o gün çok sinirli olduğunu gören Hoca, şikâyeti bir tarafa bırakıp:

– "Köyümüze gönderdiğin filden bütün köylüler çok memnun kaldılar. Yalnız, zavallı hayvan tek başına yaşıyor. Hayvancağız için bir de dişi fil gönderilmesini istiyoruz, işte bunu arz etmek için huzurunuza geldim" der.

Bu sözlere çok sevinen Timur, hemen, Nasreddin Hoca'nın köyüne bir de dişi fil gönderilmesi için emir verir.

Nasreddin Hoca, tek başına köye döner.

Tüm köylüler sevinçli bir haber bekliyordur.

Nasreddin Hoca'ya, Timur'un fili ne zaman geri alacağını, sorarlar.

Nasreddin Hoca gülümser:

– "Ne geri alması, der. Timur hizmetinizden öyle memnun oldu ki, yakında bu filin dişisini de göndermeye karar verdi" cevabını verir!

***

Kıssadan hisse: Mücadelede yalnız bırakmaya gelmez! Bir ve beraber olmak gerekir.

KISKANANLAR ÇATLAMASIN, ÖRNEK ALSIN!

Bu fotoğraf Batman'dan...

Batmanlı Milli Görüşçüler, ellerinde Milli Gazete ile poz vererek, "Sonuna kadar Milli Gazete! Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz Milli Gazete sevdamızdan..." mesajı veriyorlar.

Aynı fotoğrafın ve de mesajın 81 ilimizden ve yüzlerce ilçemizden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden, diğer kıtalardaki Milli Görüş merkezlerinden verildiğine kuşkum yok!

Seviliyor, Milli Gazete...

El üzerinde tutuluyor, Milli Gazete...

Vazgeçilmeyen bir gazete, Milli Gazete...

Biz, her fani gibi bugün varız yarın yokuz ama kıyamete kadar ayakta olacak, Milli Gazete.

Zira, Hak Geldi Batıl Oldu düsturu Milli Gazete’nin ana umdesi.

Ve bu ayet Allah (C.C.) tarafından kıyamete kadar korunacak, Rabbimizin vaadi böyle...

Kıskananlar çatlasın...

Hadi çatlasın demeyelim de -insanı yaşat ki devlet yaşasın gerçeğinden yola çıkarak- kıskananlar Milli Gazete’yi örnek alarak daha iyisini yapsın, biz de takdir edelim...

Kıskananlar çatlamasın, örnek alsın!

HÜSEYİN KIŞOĞLU'NUN BÜYÜK HEYECANI!

Telefonda heyecanlı bir ses...

Bu ses Hüseyin Kışoğlu'na ait!

Hüseyin Kışoğlu kim mi?

Mersin/Tarsus'ta, yıllarca Milli Görüş çizgisinden taviz vermeden çalışan bir Milli Görüş eri.

Heyecanının nedenine gelince;

Saadet Partisi Tarsus İlçe Başkanlığı görevi Hüseyin Kışoğlu'na tevdi edildi.

Telefonda şunları ifade etti, Saadet Partisi Tarsus İlçe Başkanı Hüseyin Kışoğlu;

* "Bu davanın 1985-1986 yılından beri bir eriyim. Şimdi, Tarsus teşkilat ve Mersin ilin kararıyla genel merkezimizin de bu görevi bana layık görmesiyle Saadet Partimiz Tarsus İlçe Başkanlığı görevine atanmış bulunmaktayım."

* "Erbakan hocamın dediği gibi önce 'iman tekeden süt çıkarır' diyerek bu yolu bir cihat olarak görüyorum. Tarsus'ta ateşin yanıp ümmetin üzerindeki külü atıp, yeniden uyanışına dek çalışacağım inşallah!"

Hüseyin Kışoğlu, zaman zaman bu köşede ve gazetemiz sayfalarında haberleri ile bilinen bir isim.

Üstlendiği görevin hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz...

---