Türkiye’nin AB yolculuğu komedi filmlerini aratmıyor. 1959 yılında yapılan Ankara Anlaşması’yla başlayan hazin yolculuk, bitmek bilmez bir şekilde devam ediyor. Bütün yollar tükeniyor ama yolculuk bitmiyor. AB ülkeleri resmen Türkiye ile dalga geçiyor ama Türkiye halen ilk ciddiyetini korumaya çalışıyor. Peki, bu ciddiyet gerekli mi, değil elbette. Fazla ciddiyet, ciddiyetsizlik oluşturur. Devletin fazla ciddiyeti halkın ciddiyetsizliğine neden olmuştur. Hem halk niye ciddi olsun ki! AB, Türkiye halkı için ne ifade ediyor? Hiçbir şey! Baştan söyleyelim; Türkiye’nin AB’ye girme meselesi Türk halkı için herhangi bir anlam ifade etmiyor. Halkımız sadece siyasilerimizin AB konusunda söylediklerini ibretle izliyor. Elli yıldır bir komedi filmi dönüyor, elli yıldır siyasilerimiz bu komediye bilerek ya da bilmeyerek alet oluyor. Halk olarak elli yıldır ibretle izliyoruz. Anlatalım…

Asgari ücretle çalışan bir Türk vatandaşı için AB’ye girmek ne ifade eder! Diyelim ki AB’ye girdik İstanbul’dan kendi memleketine dahi yılda bir kere zor gidebilen halkımız için AB olsa ne olur olmasa ne olur! İstanbul’dan doğup büyüdüğü kendi memleketine gidemeyen vatandaşlarımız AB’ye girince Berlin ya da Brüksel’e nasıl gidecek! Vizeyi kaldırsan ne yazar kaldırmasan ne yazar o ülkeye gidecek yol parası olmadıktan sonra! Hani olaya ekonomik açıdan bakıyor ya siyasilerimiz, çalışan kesim kendi ülkemizde doğru düzgün seyahat edemezken Avrupa’ya nasıl gidecek! Kredi kartıyla mı AB ülkelerine gidecek! Abi şuradan bir Berlin çeksene, bir de Brüksel çek! Hesapta para yok usta! Hadi bakalım!

Olayın bir başka komik tarafı şu; AB fonlarından yararlanmak! Vahşi Avrupalıların yem olarak sunduğu AB fonlarına dadanan uyduruk proje hazırlayıcılarının beleşten ceplerini doldurması! Üçbeş kişi bir araya gelip uyduruk bir proje hazırlıyorlar. Projeyi hazırlayanların kendi alacakları paralar da içine diyelim on bin tuttu, bu rakamı, cebe indirecekleri paraları da ekleyip yirmi bine çıkarıyorlar, AB fonlarına sunuyorlar. Hibe olarak onaylanıp verilen paraları cebe indiriyorlar. Sanki babaları veriyor parayı. O paraların birgün geri istenebileceğini hiç akıllarına getirmiyorlar. Kolay yoldan para indirmenin bir yolu olarak AB fonları kullanıldı ülkemiz vatandaşlarınca. Hiç düşünmüyorlar; para veren emir verir diye! Şimdi ne oluyor; AB, Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygularız diyor. Uygulayamaz mı, bal gibi uygular. O uyduruk projeler için para alanlar adam olup o paraları almamalıydı! Devleti yönetenler de o paraların birgün geri istenebileceğini, hiç olmazsa bir bedelinin olabileceğini düşünmeliydiler. AB fonlarından yararlanmak diye bir şey kabul edilmemeliydi. Çünkü para alan emir alır. Ne oldu; AB, Türkiye ile müzakereleri donduruyoruz buyurdu. Buyruk tamamen paraya dayanıyor.

Bir başka açıdan olay kökten komedidir. Hıristiyan birliği nasıl olur da halkı Müslüman bir ülkeyi arasına alır, bu düşünülebilir mi, düşünülemez. Siyasilerimiz ille de AB ile de AB diyor başka bir şey demiyorlar. Türkiye AB’ye üye değil ama AB Bakanlığı var, bu komik değil mi! Türkiye-AB ilişkileri üniversitelerde ders olarak okutuluyor, bu komiklikten de komik! Yani AB bize ders oldu ama bir türlü ibret almıyoruz! Türkiye’de AB’yi bir avuç mutlu azınlık istiyor başka kimse istemiyor. Türkiye halkı AB’yi niye istesin. Halkın nazarında AB demek ahlaksız yasalar demektir. Örneğin zinanın serbest bırakılması zırvalığı AB’ye girmeye çalışma saçmalığının sonucudur. Hiçbir Müslüman zinayı onaylar mı, onaylamaz.

AB’nin müzakereleri donduruyoruz velvelesi, Türkiye’nin bölünmesinden umutlarını kestiklerinin bir göstergesidir. Her türlü terör örgütünü besle büyüt Türkiye’ye sal, Türkiye engelleyince de ilişkiyi keserim ha diye tehdit et! Kes ulan! Bitsin bu komedi!

Türkiye en üst perdeden AB’ye esaslı bir hastir çekmelidir!