Bir tartışmadır gidiyor. Hemen hemen hiçbir konuda söz söze gelmiyor. Devlete ve millete karşı işlenen hakâret suçlarında, dâva açmak yetkisini Cumhurbaşkanına mı verelim, Adalet Bakanı na mı verelim

Hayır Adalet Bakanlığı siyasi makamdır, bakana vermek yanlış olur. Cumhurbaşkanlığı daha ciddi bir makamdır, sâire vesaire... Tartışmalar sürüp gidiyor.

Öyle bir hale geldik ya da getirildik ki, kendi devletimize, kendi milletimize güvenemez olduk. Neredeyse Türk Ceza Kanunu nun 301 inci maddesine giren fiillerde, dâvâ açma yetkisi BARRASO ya verilsin desek normal karşılanacak.

Henüz Avrupa Birliği ne girmedik amma, AB hayranları, halkımıza öylesine etkili ve menfi propagandalar yaptılar ki, giderek kendi devletimize, kendi milletimize karşı güvenimiz sarsıldı. Tutunacak dal aramaya başladık. AB bu boşluğu dolduracak zannettik, insanımızı şartlandırdık, kendimize ait ne varsa gözümüzden düştü, düşürüldü...

Artık kendi kanunlarımızı kendimiz yapmıyoruz, yapamıyoruz. Kopenhag kriterleri, yayınlanan ilerleme raporları ne diyorsa onu yapıyoruz. Batının kânunlarını müktesebat diye, noktasına, virgülüne dokunmadan, Meclisimizden geçiriyoruz, habire reformlar yapıyoruz. Yine de yaranamıyoruz.

Böylece bizim devletimiz Sanal devlet durumuna düştü. AB özlediğimiz gerçek devletimiz haline getirildi.

Oysaki AB ye alınan hiçbir batı ülkesi bizim yaptığımız gibi bütün kanunlarını noktasına virgülüne kadar değiştirmek gibi bir pösteki sayma işkencesine maruz bırakılmadı.

Halbuki her milletin her devletin diğerinden farklı özellikleri, farklı kültürleri, kişilikleri vardır. AB ye giren hiçbir topluluk, kendi özelliklerinin yok farzedilmesine razı olmadı. Ama bizim batı hayranlarımız, ne özellik, ne kültür farkı, ne milli şahsiyet, ne milli kimlik, hasılı hiçbir değer farkı gözetmeksizin, âdetâ can havliyle, toplumumuzu batıya doğru koşmaya, teslimiyete mahkûm ettiler.

Amerika Birleşik Devletleri nde bile, her eyâletin kendi özelliklerinden doğan, birbirinden farklı kânunları, tüzükleri, statüleri vardır. Bu fark ve özelliklere üstelik titizlikle saygı gösterilmektedir.

Doktorlar hastalarına ilaç verirken bile, her hastanın bünyesinin taşıdığı özellikleri düşünerek reçete yazarlar. Çünkü bir hastaya şifâ veren bir ilaç başka bir hastaya öldürücü tesir yapabilir.

Bir toprak, her bitkiye verimli olmaz. Bu incelikler hesaba katılmaz ise zirai işletme iflas eder.

Ne yazık ki Millî Görüş e mensup olan kadrolar hariç, bütün siyasi partiler bu saydığımız tarihi, kültürel, millî ve manevi farklılıkları hesaba katmadan, akıl almaz bir kolaycılık ve sorumsuzlukla gözleri kapalı, batı teslimiyetçiliği çabası içerisinde bulunuyorlar.

Çünkü bunlar, bizim medeniyetimiz batı karşısında yenik düşmüştür, fikri sâbiti içindedirler. Bütün ümitlerini kaybettikleri için başka çözüm üretemiyorlar, halbuki milletimiz ümit doludur, hayat doludur, daha fazla bu esarete tahammül edemez, İSTİKLAL SAVAŞINDA OLDUĞU GİBİ bütün zincirleri kırarak SAADET ve Selamete erişir.