1. Suriye sorunu ile başlayalım. Ahmet Hakan “Madem öyle gel böyle mi yapsak?” demiş ve şöyle devam etmiş: Madem Amerika ve Rusya Suriye’de Kürtler üzerinden iş çevirmeye meraklı... / Acaba biz de Suriye’de ezber bozup... / Kürtlerle işbirliğine mi gitsek? / “PKK ayrı, YPG ayrı” falan mı desek? / Salih Müslim’i Ankara’ya mı davet etsek? / Barzani modelini temel mi alsak? / Rakka’ya Kürtlerle ilerlemeyi mi düşünsek? / Kısacası... / Oyunu kuranların oyunlarını başlarına mı geçirsek?” / Bizim Yorumumuzun başlığı “Suriye Bataklığı”: Suriye’de bu kadar strateji geliştirildi. Sonuç hep başarısız oldu. Çünkü ilk andan itibaren kandırıldılar. Oysa çözüm aslında kolaydı. Çözüm Kur’an’dan aranmalıydı. Oysa çözümü Kur’an’dan değil casusların verdiği stratejilerde aradıkları için batağa saplandılar. Hala değişik çözümler üretilmeye çalışılıyor. Trump’la görüşelim, YPG şöyle, IŞİD böyle v.s. v.s. Bunların hepsi hikâye. Kur’an onlara karışmamamızı söylüyor. İsteyen oradan bize hicret eder ve vatandaşımız haline getirilir. Mülteci olarak alındığı zaman zarar ortaya çıkar ama vatandaş olarak alındığı zaman fayda ortaya çıkar. Biz kendimizi düzeltelim, Adil Düzen’e gelelim, onlar nasılsa sonunda Adil Düzen’e gelmek zorunda kalacaklardır. Bunun dışında tankla, tüfekle, silahla oraları karıştıran Sermaye’yi yenemediğimiz gibi onların ekmeğine yağ sürmüş oluruz sadece. YPG ile anlaşmak yerine Esed ile anlaşmak Sermaye’nin işini bozar, onları ters köşeye yatırır, bir anda her şey tersine döner ve tüm oyunlar bozulur. Ama bunu söylediğiniz anda linç edilirsiniz; ‘Esed zalim, sen ne diyorsun’ derler. Esed zalim idi, Suriye’de zulüm vardı, doğru kabul edelim. Şimdi her şey düzeldi mi? Yüzbinler öldü, sakat kaldı, milyonlar evsiz ve yurtsuz kaldı. Bu daha mı iyi? Duygularla değil, akılla ve Allah’ın gönderdiği kitapla hareket ederseniz çözüm üretebilirsiniz. Aksi halde girdaplar içinde boğulup gidersiniz ve devamlı kandırılırsınız.

2. Obama sağlık sigortasını getirdi, İran’la uzlaştı, İsrail’in güvenliğini böyle sağladı. Trump ise sağlık sigortasına karşı çıktı, İran’la savaşmaya yöneldi. Türkiye’yi İran’dan ayırma şartı ile Türkiye’nin Suriye ve Irak politikasını sözde desteleyecekler; daha doğrusu kendi politikalarını Türkiye’nin politikasıdır diye destekleyecekler. Bizim varsayımımız nedir? Suriye ve Irak’taki tüm terörist gruplar ve baskıcı yönetim Sermaye tarafından finanse edilmektedir. İsrail de aynı Sermaye tarafından desteklenmektedir. Gaye Türkiye ile İran’ı savaşa sokmaktır. Önce Ortadoğu Müslümanlarını birbirine kırdırmak, sonra büyük devletleri savaştırıp iki tarafı da harabeye çevirmek. Arkasından Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda yaptığı gibi kalemi eline alıp yeni bir Yalta Konferansı düzenlemek... Trump’lu NATO görüşmesine kadar Türkiye’nin İran’a karşı tavrı belirlenmiştir. Trump da kesin karar almıştır. ‘Evet’çi Türkiye Sermaye yanında yer almak zorunda kalacak, İran’a karşı cephe alıp üçüncü dünya savaşını çıkaracak, İran ve Türkiye yok edilecek. Biz bunun için ‘Hayır’ı istemiştik. Erdoğan bu savaşa ‘Evet’ derse iktidarda kalacak, ‘Hayır’ derse o gidecek, ‘Evet’çiler İran’la savaşa ‘Evet’ diyen birini bulacaklardır. Türkiye’de kritik nokta Ordu’dur. Ordu İran’la savaşa izin verecek midir? Vermek istemeyecektir ama yeni anayasaya öyle maddeler konmuştur ki Ordumuz tasfiye edilecek, Sermaye’nin işi çok daha kolay olacaktır. Yani Sermaye’nin şimdi aşması gereken sorun, önce Ordu ile Erdoğan’ın arasını açmak, sonra İran’la savaştırmak, sonraki işler kolaydır. Erdoğan-Trump görüşmesi bu planın hazırlığı mahiyetindedir. Trump’lu NATO zirvesi bu hususta biraz daha belirleyici adım oluşturacaktır.

3. Yeni Şafak yazarı Hüseyin Likoğlu “Sıradaki gelsin” yazısına şöyle başlamış: Ankara’da genel merkezleri hareketli olan üç parti var... AK Parti... CHP... Saadet Partisi… Yazının sonu/sonuç bölümü şöyle: Erbakan 2010’da partisinin bir toplantısında şu ifadeleri dile getirmişti: “Bütün vatandaşlarımız iki kısımdır, Milli Görüşçü olduklarını itiraf edenler ve sırasını bekleyenler. Genel tasnif yapacak olursak, nüfusumuzun yüzde 75-80’i sağcı milli görüş zihniyetine sahip olduğu halde itiraf eden ve etmeyenlerdir. Yüzde 20-25’lik kendilerine solcu diyen kısım ise aslında Millî Görüşçüdür ama Millî Görüş’ün ne olduğunu bilmediği için ayrı bir grup teşkil etmektedir.” / Ne diyor Erbakan, “Millî Görüşçü olduklarını itiraf edenler ve sırasını bekleyenler.” Akşener ve Kılıçdaroğlu geldi, şimdi sıradakiler gelsin…