Öyle bir tarz-ı siyaset toplumu esir aldı ki, her yönden, her açıdan, her zaviyeden sıktıkça sıkıyor, bunalttıkça bunaltıyor, gerdikçe geriyor. Toplum, yani bu ülkenin fertleri, bir diğerine, kendi gibi olmayana, bir “düşman” gözüyle bakıyor, nefret duyuyor, bilendikçe bileniyor. Bu sorumsuz ve ayrıştırıcı siyaset tarzı, oy da kazandırır, seçim de… Ancak insanları, gönülleri, vicdanları kaybetmenin vebali daha ağır değil midir?

İnsanlar, siyaset yüzünden kardeşlerine, akrabalarına, komşularına, arkadaşlarına hasım oluyor artık. Birlikte iş yaptığı ortağına, iş arkadaşına, günlük hayatta denk geldiği kimselere, sırf farklı bir görüşte, sırf kendi partisinden değil diye hınç duyabiliyor. Bu bir akıl tutulması, mantık zaafiyeti, vicdani bir felç hali değil midir? Siyaset için buna değer mi?

Siyaset için kendisi dışındakini “vatan haini”, “dış güçlerin piyonu”, “satılmış”, “şer güçler” vs diye yaftalamak nasıl bir hezeyandır? Siyaset dünyanın en önemli şeyi değildir. Siyaset bir araçtır, amaç değildir. İnsanları daha iyi yaşatabilmek, insanlara huzur, sükun, refah, mutluluk sağlamanın bir aracıdır. Siyaset, insan uğruna kullanılırsa değer kazanan bir vasıtadır. Siyaseti amaç edinmenin neticesi de bugünkü ayarsızlıktır. Siyaseti amaç görmenin neticesi, “oy uğruna, iktidar uğruna her yol mübah” anlayışıdır. Öyle olunca da, emir altındaki medya organlarının yalan, iftira, hakaretleri de “mübah” olmaktadır. Bu da, en başta İslami ölçüye, ahlaka ve insani ölçütlere aykırıdır.

Eğer ki siyaset, “ben hep haklıyım, hiç yanılmam” zihin yapısıyla yapılırsa, kendi yanlışını bile kutsayan, kendisi için her şeyi hak olarak gören bir tipoloji ortaya çıkar. Yanlış yapsa da doğru olduğunu savunan, eleştiri kabul etmeyen, sürekli itham eden, hakaret eden, akıl mantık dışı komplo teorileri üreten bir zihin yapısıdır bu.

Siyasi iktidar, bir muhalefet partisiyle seçim ittifakı yapabilir mi mesela? Elbette ki yapabilir. Evet, kendi işine gelince bununla ilgili yasal düzenlemeye girişmesi tabii ki adalet değil de pragmatizm içeren bir eylemdir. Netice itibariyle ittifak yapması anormal değildir. Kendisi için normal olan durumu, diğer partiler söz konusu olunca “anormal”, “şer ittifakı” vs şeklinde yaftalamak peki normal midir? Partilerin kendi aralarında ittifak yapmasının önündeki engel nedir mesela? Siyasi iktidar için her yol mübah ama başkaları için “katiyen olmaz” nasıl bir zihin yapısının ürün olmaktadır? Bu nasıl bir siyasettir?

Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday çıkarmak da gayet normal ve beklenen bir durum değil midir? Siyasi partilerin işlevi, görevi, amacı bu değil midir zaten? Ortaya bir iddia koymak, bunun için çalışmak, bunu gerçekleştirebilmek için yollar aramanın “komploluk” tarafı nedir acaba? Böylesi girişimleri saçma sapan ithamlarla, iftiralarla ve yalanlarla kamuoyuna sunmak hakkın rızasına uymakta mıdır? Bunu dert eden var mı acaba bugünlerde? İnsanların yok yere hakkına girmek, kul hakkı sayılmıyor herhalde birtakım medya için!

Alt tarafı bir seçim yapılacak, ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sayısız seçim yapıldı. Elbette ki, gergin bir atmosferde olabilir ama seçim meselesini her defasında “son kale”, “biz gidersek Türkiye düşer”, “vatanseverler vatan haşinlerine karşı” gibi akla mantığa, insafa, vicdana ve insanlığa sığmayacak zeminlere çekmek, en hafif tabiriyle ayıptır. Neticede, herkes bu ülkenin iyiliği için kapasitesi çerçevesinde uğraşmakta, görev talep etmekte, çaba harcamaktadır. Bir seçim kazanabilmek uğruna, insanlara hakaret etmek, yalan, iftira, pespaye propagandalara girişmek hiç mi yüzleri kızartmıyor acaba?

Seçim bu, kazanılır veya kaybedilir. Bir seçimi kaybedersiniz, diğerini kazanırsınız. Önemli olan, yüz yüze baktığınız, aynı toprakları, aynı mahalleyi, ayı işyerini paylaştığınız insanların yüzüne utanmadan, çekinmeden bakabilmektir.

Siyaseti insanlık ve ahlak zeminine çekmek, seçim kazanmaktan önemlidir.