Z Kuşağı kendini üst bir konumda değerlendiriyor. Bilgiye

kısa yoldan ulaşıyor, birkaç işi aynı anda yapabiliyor. Teknolojiyi iyi

kullanan bu çocuklar hayatın akışına uyum sağlayabilmek için büyük enerji

harcıyorlar. Hayatları bitmek bilmeyen bir koşuşturmacanın içinde geçiyor.

Hızlı hareket ediyor, hızlı tüketiyor, hızlı öğreniyorlar. Hayattan tat alma

imkânları kalmıyor. Okul, ödev, iş, alış veriş derken hep bir şeyleri yetiştirmenin

derdine düşüyorlar.

Köyle kent arasındaki ayırım nerdeyse ortadan kalktı.

Şehir yaşamında olduğu gibi kırsal kesimlerde de çocuklar gerçek yaşamdan

uzaklaşarak vaktin çoğunu sanal alemde geçiriyorlar. Artık her çocuğun bir

bilgisayarı ve bir ceptelefonu var. İnsanların yerini alan bu araçlar

çocukların birinci derecede yakınlık kurduğu unsurlar haline geldi.

Bugünün çocukları bilgiye kısa yoldan ulaşabiliyorlar,

teknolojiyi kullanıyor ve kendilerini rahatça ifade edebiliyorlar. Özgüvenleri

ve akademik zekâları yüksek fakat nedense aynı başarıyı sosyal yaşamda

gösteremiyorlar. Akranları ile birlikte çalışamıyor, grup içinde uyum

sağlayamıyorlar. Ben odaklı hücrelerinde tek başına yaşıyorlar.

Z kuşağında yer alan çocukların en büyük sorunu iletişim

kopukluğudur. Bir genç yarım saatlik sohbetimizde duygularını şöyle anlatmıştı:

İnternet üzerinden kolayca arkadaş edinebiliyorum, onlara istediğim şeyi

söyleyebiliyorum. Fakat aynı kişilerle yüz yüze geldiğimde kendimi kötü

hissediyorum, ortamdan uzaklaşıp yalnızlığa çekiliyorum. Bilgisayarı

kapattığımda da aynı duyguları yaşıyorum. İnternetin düğmesine bastığım anda

yapayalnız kalıyorum ve kendimi çok mutsuz hissediyorum

Sabah uyandığında ilk iş olarak e-posta adresine gelen

mesajları kontrol eden, arkadaşları ile sadece sanal alemde iletişim kurabilen

bu çocukların empati duyguları gelişmiyor. İnsanlarla iletişim kurarken biz

değil ben duygusu ile hareket ediyorlar. Çocuklarımız teknolojinin sunduğu bu

imkanları kullansınlar ve geleceğe emin adımlarla yürüsünler. Fakat para ve

başarı her şey değildir. Aslolan yaşamın bütün öğelerini bir bütün olarak

görebilmektir. Bunun için çocuklarımızı yetiştirirken, ahlaki değerleri merkeze

almalı ve önce insan olmayı öğretmeliyiz. Unutmayalım insanlık en üst mertebedir