Hocam hilafeti ilan ettikten 11 gün sonra doğmuşum.
26 Haziran 1997 tarihinde…
Hâşâ!
Keramet aramam şu melun benliğimde…
Şaşırdım sadece…
Fark etmedim uzun yıllar.
İsmet ağabey cephede, ben ekran başında unutulmuşum.
Hâlbuki… Hocam Çankaya’da,
Annem Urfa’da Nemrut nöbetindeyken,
Ben yola doğmuşum…
Emir bilirim. Ruhu da cihadı da…
Ölmek için doğanlar,
Gömüldükten sonra yaşayanlar safında olmaktır ümidim…
Çok bin yıl sürecek olan, Muhammedi yoldur.
Lağım çukurlarından devşirme sözde davalar değil.
Cesetlerimizi sallandırıyorlar.
Yolu astık! diye haykırıyorlar.
Gökten inen kanlı ok gibi…
Rabbin hesabı işlemekte…
Izdıraplarını yüklendiklerini, haber dahi vermiyor.
Bilmiyorlar… Ama yakında bilecekler…
Bir mücahit yoruluyor… Bin tanesi hazırlanıyor…
Biri yolda vuruluyor. Bin tanesi yola doğuyor.
Ne yolun haberi oluyor… Ne yolcunun…
Ne hanın haberi oluyor… Ne hancının…
Ne haraminin haberi oluyor… Ne zabitin...
Öze güvenmek aptallığı kalıyor bize…
Mantık
Şubat’ta söndürdük diyorlar dinin yıldızını…
Dinin yıldızı, dinin yıldızı ise sönmez…
Yok dinin yıldızı değilse eğer…
Dinin, yıldızı olamazdı…
Babası, Hamid olanın kulunu sevmeseydi…
Dedesi yola yoldaşlık etmeseydi…
Necmettin ismini verirler miydi?
Necmettin, dini ve yıldızlarını sevmeseydi…
Dinin yıldızı olabilir miydi?
Yahut biz dinin yıldızı olduğunu bilebilir miydik?
Sabri Bey ile Kamer Hanım’ın, Necm’i defnedilse bile,
İbrahim ile Fatma’nın, Necm’i yanar…
O sönse başkasının Necm’i yanar…
Ümmeti Muhammet de din-ü devlet için yanmayacak evlat yoktur.
O halde, o yıldızlar hiç sönmez.
O yol karanlıkta kalmaz Allah’ın izniyle…
Düşmana Teşekkür
Eğer o tanklar o caddelerde yürütülmeseydi…
Her köşe başında irtica hortladı nağmeleri işitilmeseydi…
Kur’an-ı Kerim’e düşmanlığınız aşikâr edilmeseydi…
Can kızlarımıza müstahak gördüğünüz zulümler icra edilmeseydi…
İçimizdeki, rahatlığa düşkün çürük elmalar birer birer sivrilmeseydi…
Egoları, kibirleri, hırsları, heva ve hevesleri köpürmeseydi…
Düşmana karşı direnişimizi, geleneksel ve zayıf bellemeselerdi…
Kendi başlarına buyruk bin farklı sapkın metot üretmeselerdi…
Yeni yol açacağız diye çıktıkları yolda, yolu yordamı kaybetmeselerdi…
Her konuda taviz vermeyi mecburiyet kabul etmeselerdi…
Dünyanın geçici hazlarını, ezeli ve ebedi ahirete tercih etmeselerdi…
Kırk deyyusu kırk köye vali tayin etmeselerdi…
Tuzu, ekmeği, kulu, hakkını, bir çuval inciri berbat etmeselerdi…
Hak ile batılı ayırmakta zorlanırdık…
Teşekkür ederiz.
Allahsız Siyonizm’in de gafil sofilerin de neler yapabileceğini sayenizde öğrendik. Allah Erbakan Hoca’mızdan bin defa razı olsun ki… Netliği… Kalitesi… Tavizsiz duruşu… Turnusol kâğıdı görevi gördü. Ak koyun kara koyun belli oldu… Ne diyordu üstad Necip Fazıl… “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın, / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.”
Allah’a emanet olunuz…