Beklenen seçim yapıldı, Meclis teki partilerin millete dayattığı adaylar arasından (klişe tabirle) Cumhur reisini seçti . Öncelikle, insanları giderek kendinden soğutan siyasetin ülke gündemindeki ağırlığı biraz olsun azalacak ve memleketin gerçek gündemi (mesela ekonomideki kötü gidiş, gençliğin Bonzai yle imtihanı, işsizlik vs) konuşulabilecekse ne ala Siyasetin hiç görülmemiş seviyesizliğinden, fuzuli tartışmalarından, bayağı kavgalarından, havalarda uçuşan hakaretlerden, suçlamalardan, yalanlardan yakamızı kurtarabileceksek eğer, aliyyül ala hatta..
İleride Türk siyaset tarihinde yakın tarih yeniden yazılırsa muhakkak ki çok ilginç bir tablo ortaya çıkacak. Bizler şua anda, adeta suyun içinde olup sudan habersiz balıklar gibi bu çok çarpıcı dönemin farkında olmayabiliriz. Ancak, seçim sonuçları (ki buna 30 Mart da dahil) üzerine sadece siyasi açıdan değil, toplumsal açıdan da kafa yorunca, Türk toplumunun şaşırtıcı derecede güçten ve güçlüden yana bir tavra doğru kaydığını görmek mümkün oluyor. Bu eğilim, güçlünün yaptığı veya yaptığı öne sürülen yanlışları görmezden gelmeye, kaale almamaya kadar götürüyor toplumun ciddi orandaki bir kesimini. Buna, muhafazakar kesimin iktidarla olan imtihanı diyecekler çıkacaktır muhakkak.
Aslında muhafazakar kesimden beklenen (daha doğrusu kağıt üzerinde veya teorik olarak beklenen), ortaya çıkan şaibe iddialarına karşı bir toptan red refleksi yerine, iddiaların çürütülmesinin yolunu açmalarıydı. Ancak günümüz muhafazakarları, iyiden iyiye alıştıkları dünyevi hazlar ve imkanları, böylesi bir nefs muhasebesine tercih ettiler ve bu yönde bir tercih yaptılar. Bu uğurda, hiçbir Müslümanın her ne olursa olsun sessiz ve tepkisiz kalamayacağı Egemen Bağış ve Peygamberimizin gururlandığı hezeyanında bulunan Efkan Ala vakalarına bile partiye ve kişiye zarar gelmesin diye sesini çıkaramadı. Bu toplumsal değişimi, eminim sosyologlar daha detaylı incelerler.
Seçimin bitmesiyle ve gerek yapılış tarzı, gerekse de havada uçuşan iddialar itibariyle kirli bir hal alan siyasetten uzak kalmayı umsak da, önümüzde iktidar partisinin geleceğine dair senaryolar ve belki de bir erken seçim belirebilir. Gerçi, her halükarda 2015 te bir genel seçim var ve Türkiye, anlaşılan o ki, fuzuli siyasetten yakasını yine kurtaramayacak.
Seçimim kaybedeni, kazananı, detaylı tahlili her kanalda, her gazetede, her yerde karşımıza çıkıyor. Şahsen, fuzuli siyasetten bıkmış vaziyette olduğum için birkaç ciddi yorum dışında hiçbirine bakmadım, bakmayı da düşünmüyorum. Bu seçimdeki önemli detaylardan birisi olan katılım oranının düşüklüğüne değinmek gerek. 30 Mart ta yüzde 89 olan katılımın bu seçimde yüzde 73 e düşmesi, yani 15 milyon seçmenin sandığa gitmemesi de hayli ilginç bir nokta. Özellikle muhalefetin tatile düşkün seçmeninin, hem dert yanıp hem de keyiflerinden feragat etmemeleri, toplumun bilinç düzeyini vermesi açısından ilginç gerçekten de. Bunda, seçim öncesi açıklanan ve Başbakanın yüzde 55 ler civarı oy alacağını tahmin eden anketlerin yaptığı manipülasyonun da rolü var elbette. Sonuç olarak, tatilcilerin bu tavrı, 30 Mart ta yüzde 43 alan Başbakanın, aynı sayıda oyla bu sefer yüzde 52 almasına neden oldu. Bir oy, bir oydur un önemi işte..
Siyaset, seçim, adaylar vs bir yana, muhafazakar insanların biraz daha aklı başında, biraz daha olgun, biraz daha tutarlı olmalarını bekliyor insan. Seçimden birkaç gün önce, bir kanalda başında fesiyle ilginç bir karakterin söylediği Hırsızlık iddiaları doğru olsa bile RTE ye oy vermek imanın gereğidir sözüne en başta iktidar çevrelerinin tepki vermesi gerekirdi. Böylesi bir indirgemeci ve sığ bir kafaya prim vermek, toplumdaki çatlağı da büyütüyor ve düşmanlığı arttırıyor. Sonuçta, Müslümanlığın gerekleri, siyaset yaparken de ortadan kalkmıyor. Seçimin bitmesinin belki de en güzel tarafı, sarıklı cübbeli vatandaşların internette dolaşan ve bolca Başbakanın adını zikrettikleri tuhaf duayla muhatap olmaktan kurtulmak belki de.
Bu arada, Müslümanın üzüntüsünde de sevincinde de ölçülü olması, hayatın her anında mütevaziliği ve saygıyı elden bırakmaması öğütlendiği halde abartısız 3-4 saat boyunca ısrarla korna çalmanın, Başbakanın ismini haykırmanın, gece vakti bangır bangır seçim müziği çalmanın, kul hakkı denen kritik ölçüt açısından durumu da inşallah birilerini ilgilendirir bir gün. Unutmamak gerek, siyaset tek başına anlamlı değildir; onunla hemhal olurken de Müslümanca hareket etmek gerekir. Yoksa, bugünkü gibi siyaset çok fena şekilde yormakta ve sıkmaktadır toplumu.