Anne baba, bir okulda temizlik elamanı olarak
çalışmaktadır. İki çocuklarından küçüğünün merakı yoktur ama büyüğün dersleri
iyidir ve aile ek iş yaparak onu okutmaya karar vermiştir. Anne kalan vaktinde
ev temizliğine gitmekte, baba ise Pazar günleri hamallık yapmakta ve çocuğa
özel dersler aldırmaktadırlar. Zaman akıp gider ve çocuk anne babanın da
desteği ile derslerindeki başarısını sürdürür, üniversite sınavına girer ve
mühendislik kazanır. Anne baba bunca yıl verdikleri emeğin sonucunu aldıklarını
düşünür ve Allaha hamd ederler. Ama çocuk okula gideli epey değişmiştir.. Bu
çocuk evde anne babayı incitmemek için çaba gösteren o hassas çocuk değildir
artık. Anne babaya çıkışmakta, sizin yaptığınız işten utanıyorum, sakın beni
arkadaşlarımın yanında aramayın, bana görünmeyin demekte ve evden tamamen
kopmaktadır. Anne baba, oğuldan habersiz, bir arkadaşı ile iletişim kurmakta ve
çocukları hakkında bilgi toplamaya çalışmaktadır.
Günün birinde anne baba yine oğulun arkadaşını ararlar
fakat aldıkları haber karşısında yıkılırlar. Oğul kendini alkole vermiş bir ay
önce de bir arkadaşını öldürüp cezaevine girmiştir. Anne baba hayallerinin
enkazına bakar ve ikinci kez yıkılırlar. Baba gözyaşları içinde biz adam olsun
diye okutmuştuk nasıl oldu da onu kaybettik diye yakınmaktadır. Ama artık bu
soruyu sormanın hiçbir anlamı yoktur. Çünkü oğul kayıplar listesindeki yerini
almıştır.
Yukarıdaki hikaye bir annenin göz yaşları içinde
anlattığı hayat öyküsünden alıntılanmıştır. Elbette üniversite tahlisi yapan
her gencin, bu tür sorunların içinde yer aldığını söylemeyiz. Fakat ne yazık ki
eğitim kurumları, temel ahlak ve değerler eğitimi noktasında çocuklara yol
gösteremediği gibi onların saf ve temiz duygularını da alıp götürüyor. Gençler
üniversite tahsili alıyor, meslek ediniyor ve para kazanıyorlar. Fakat şuurları
yok, vicdan ve merhamet duyguları zayıf, ahlaki değerleri küçümsüyor ve
nefislerinin peşinde sürükleniyorlar. Üniversitelerin durumu içler acısı.
Gençler alkol alıyor, zinayı meşru görüyor, kul hakkı konusunda duyarsızlaşıyor
ve sadece haz peşinde koşuyor Bu çocuklar bizim yuvamızda, bizim toprağımızda
ve bizim tarihimizin bağrında bir başka medeniyetin bir başka cenahın çocukları
olarak büyüyorlar. Oğullarımız ve kızlarımız neredeyse kendi tarihi dinamiklerinden,
geleneğinden dininden utanır hale geliyor. Bir hanım kardeşim, Gazete okudum,
papazlar Hristiyan kızlara, lütfen boynunuza haç takın, sizi Müslüman kızlardan
ayıramıyorum diye uyarmış diyor ve bu konudaki endişesini dile getiriyordu.
Ama bizim insanımız bu tehlikenin henüz farkında değil. Küresel güçler, medya
ve aygıtları ile bu çocukları bizim kucağımızda kimliksizleştiriyor ne garip!
Ey Anne babalar! Çocuklarınız, yüksek tahsil yapıyor,
meslek ediniyor, para kazanıyor ve sizin hayallerinizi gerçekleştiriyor Peki,
siz onların gözlerine hiç baktınız mı Eğer bakarsınız, bu çocukların
özlerinden ne kadar uzaklaştıklarını ve ne kadar mutsuz olduklarını
görebilirsiniz. Sadece para kazanmakla bu çocukları insan kılamazsınız. Bunun
için başka şeylere de ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaçları belirlemek ve çocukları
maneviyat eksenine çekmek zorundasınız. Aksi takdirde çocuklarınız kayıplar
kervanındaki yerlerine almaya devam edecekler.