Her sela, bir ayrılık şiiridir.
İçimizi titretir, burnumuzun direğini sızlatır, yüreğimizi ezer.
Tanıyıp tanımasak da.
Bir kaç dakika o ayrılık şiiri peşi sıra sürüklenip gideriz.
Selası okunan insanın son durağa gidiş serüvenini anlatan bildiridir.
Mektuplara benzetirim selaları.
Sanki son mektuptur ama okunması, dinlenmesi, içindeki mesajın, şiirin, gidenin acısının yakıcılığının her kese açık olduğu bir mektuptur.
“Milena’ya Mektuplar”da Kafka:”Her gün yazılan mektuplar, insanı güçlendirmek yerine zayıf düşürüyor; eskiden mektubu bir dikişte içip bitiriyor ve aynı anda hem on kat güçlenip hem de on kat susuyordum”.
Elektronik postasına takılıp kalanlar, mesajlara saniyelik zaman ayıranlar acaba on kat güçlenip on kat susuyorlar mı?
O gülüşü yakalayabilir miyim bir daha, postacının bahçe kapısından girişinin evde sebep olduğu dalgalanmayı, evin köpeğinin her seferinde taciz ettiği posta memurunun zarfı verip bir an önce kaçmak istediği evden, cümle kapısına uzanan yol, mektup bekleyen için ziyadesi ile uzundur ve çarpan kalbinin sesinin ev sakinlerince duyulmasından endişelidir.
İhtiyarların ekmek su gibi koynunda sakladıkları, yalnız kaldıklarında okuyamasalar da sayfanın yüzüne baktıkları, ancak en yakınları yanında çıkını açıp defalarca torunlarına okuttukları o çok değerli hazine. Bir askerin trenleri, kompartman gerisini resmettiği uzak ağaçları, ovaları bekleyen gölü, güneşi, gökyüzünü, ayışığını, buğday tarlalarını anlattığı acemice yazılsa da, ille türkülerin nakaratları ile desteklenmiş, yârinin öpüp başına bıraktığı, tahta bavullarda, sandıklarda saklanmış değerli vesikalar, çek, senetten daha ağır çeken mektuplar. Eyvanda dizlerini döven annenin bir elinde kalmıştır beyaz ama kara haber veren mektup, hem ona öfke ile bakmış hem de elinden bırakmamaktadır, ciğerparesini yitiriş haberini veren mektubu alnından vurmak lime lime etmek vardır ama yine de yavrusu geçmektedir orada, kıramaz, yıkamaz, yırtıp atamaz kan kusan cümleleri.
Tırnakları kesilmemiş, banyoya hasret, gurbette çalışmaya giden inşaatlarda kalan gencin başlık parası için hayatını ortaya koyduğu yaşamın kıyısında; inşaata her an gelebilecek anasının masallarındaki kötü adamlar, seri katiller “bak zevk için adam öldürüyorlar” adı verilmiş canilerin korkusunun zayıf ışığı iyice titrettiği o soğuk betonu kurumamış odayı, kartondan yatağı ısıtan mektuplar.
Dutlar silkelenmiş, kazanlarda şıraya yatırılmıştır üzümler, bağlar sağılmış, pestiller hasavana dökülmüştür, o sonbahar peyzajını bütün zenginliği ile aksettirmeye çalışırken kadın, cümlelerinde ne kadar zorlanmaktadır, hiç havadis aklına gelmemektedir, muhatabı ısrarla köyden haber yaz dese de her gün aynı işlerdir işte, sıkıntıdan patlamaktadır, neyi anlatacaktır her gün yaptığı ineği sağmak, sütünü yoğurt yapmak, peyniri pazarcıya yollayıp çökeleği çarşıya göndermenin, kavakların yapraklarını dökmesi, köpeklerin dolaşması, kuzuların doğması neresi havadistir, o; köyün, ağılın işleriyle ölesiye sıkılırken asıl haberler şehirdedir, kaynanasının gaz lambasının islerinin silinmemişliğine ters ters bakarak verdiği kötü notu da yazamaz ki.
Muhatabını canından bezdiren şehrin nesi bahs edilecektir ki, trafikten nasıl bunaldığını, gürültü, eksoz gazları, pahalılık, boğaz tokluğuna çalışmaları, köylüsü gerçi iş bulmuştur bulmasına da kölelik gibidir ağır mermer bloklar, demir doğramalar; ne bel bırakmaktadır ne bacak, çivit kokulu leğenlerde yıkanmış çamaşırları özlediğini, para biriktirmek, çocukları şehre getirmek için en az neyle geçinebilirim hesaplarını, boğazdan kesince de balyozu iyi sallayamadığını, taşı kıramadığını, zifti 20.kata taşıyamadığını, bakkaldan aldığı peynir ekmek için en düşük kaliteyi tercih ettiğini ama onu da yiyemediğini yazamıyor tabii.
Eşinin gelecekle ilgili hayallerini fazla kırmak istemiyor “her şey çok güzel olacak” gibisinden umut cümleleri örüyor, mutluluk kilimleri dokuyor.
Mektuplar yazıldı bir zamanlar ve bitti tüm o heyecanlar, sevinçler. Bir de yazılamayan,anlatılamayan, kelimelere dökülemeyen mektuplar oldu,yüreklerdekinin sadece bir kısmının yazıya geçirilebildiği, saklananların sahipleri ile birlikte kara toprağa karıştığı mektuplar.