Giderek yaygınlaşan bir söylem olarak "yaşam biçimi" içrek bir tabuya dönüşme istidatı kazanmış gibidir. Söylem olarak yaygınlaşmayla tabuya dönüşme, kendiliğinden bir çelişkiyi içerse de, yaygınlaşma tabuyu gözden uzak tutmaya elverişli bir gerekçe oluşturmadan da geri durmamaktadır.

Ancak yaygınlaşma "yaşam biçimi" söyleminin muhtevasını açıklayıcı ve anlaşılır kılıcı bir nitelik taşımıyor. Oysa, bir düşünce, bir tutum, bir eğilim, bir "moda" tarzı yaygınlaşmaya başladıkça açıklayıcı ve anlaşılır olmayı beraberinde getirir. Getirmesi de beklenir. Bir defa, daha fazla bilgilenmeye yol açar. İkinci olarak toplumun sınırlı bir kesimi içinde kalmaz, giderek toplumsal katmanların algılama ve kavrama düzeyleri nisbetinde artan sayıda kabullenmeleri doğurur. Aksi de doğrudur. Tepkiler ya da reddedişler sınırlı olmaktan çıkar, toplumsal katmanlarda belli bir desteğe kavuşabilir.

Kuşkusuz böyle bir gözlem normal toplumsal yapı ve ilişkiler bağlamında bir anlam ifade eder. Normal olmayan yaşam biçim söyleminin yaygınlaştıkça toplumsal katmanlarda soyutlanarak dar bir toplumsal dayanağa inhisar eder nitelik kazanmasıdır. Bu ister istemez "yaşam biçimi" söyleminin tabulaşma niteliğine bürünmesi gibi anlaşılır olmayan bir görüş kazanması, demektir.

Sözgelimi "yaşam biçimi" nedir şeklinde ortaya atılacak bir sorunun pek de açık, belirgin olmayan sayısız cevabı içerir mahiyette olabileceği ihtimalidir. "Yaşam biçimi"nin açık, belirgin olmasının ilk akla getirdiği düşünsel ve ahlâki bir temeli işaret edilmesidir. Bu düşünce ve ahlâki temel yaşam biçiminin mantıki olabilme özelliğinin adeta doğal göstergesidir. Yani nesnel, genel geçer olabilmesidir.

Ne var ki, işte yaygınlaşma söylemi bunu ortadan kaldırmaktadır. Dahası bununla da yetinmeyerek nerdeyse bir ölçü olma iddiasını pekin bir yaklaşımla kurgulamaya yönelmesidir.

Açıkça söylemek gerekirse, bu noktadan itibaren "yaşam biçimi" söylemi, hemen hiç bir makul gerekçe ileri sürmeden "tabulaşma"ya başlıyor. Ürkütücü olan da budur. Çünkü "yaşam biçimi" söylemi muhtevasını açığa vurmadan, nesnel (objective) bir düşünceyi, ilkeyi işaret etmeden ve tamamiyle öznel olarak kalmasını sürdürerek tabulaşmaktadır. Ama aynı zamanda başka ve farklı yaşam biçimleri olabileceği ihtimalini neredeyse yoketmektedir.

Diyelim ki, toplumdaki bazı katmanlar, toplumun ortak paydasını oluşturanlardan bir kısmını "yaşam biçimi" düzeyinde algılamakta ve uygulamak istemektedir. Yaşam biçimini yaygın söylem ve tabu olarak algılayan belli bir çevre, hemen kendi yaşam biçimine tehdit algılamasının yöneldiği itirazını yapıvermektedir. Tehditin olabilmesi için, tehditin yöneldiği varsayılan yaşam biçiminin somut muhtevasının biliniyor olması şarttır. Bir kısım davranış örneği sergilenmesi, bizi yaşam biçiminin içeriğine ya da özüne götürmez. Mesela sıkça verilen örneklerden birisi "içki içmem" ortadan kaldırılacak mı, türündendir. "yaşam biçimi" bir davranışla özdeşleştirildiği anda, toplumsal olanın öznelleştirilmesi gibi bir tutumu beraberinde getirir. Dolayısıyla ortak bir paydadan, ortak bir değerden sözetmenin imkanı da ister istemez kalmaz.

Yok eğer "yaşam biçimi"ni özel duygu ve duyarlığa dayandırma eğilimi ağır basıyorsa, o taktirde sınırı çizilemiyecek bir dünyanın kapısı kendiliğinden aralanır. Bu ise akılla bağdaştırılamıyacak bir yaklaşım anlamına gelir. Dahası, ben-merkezci bir dünya tasavvurunun ağına düşmekten hiç kimseyi kurtaramaz.

Onun için "yaşam biçimi" söylemi bir hayli bulanık gözüküyor bana. Bunun "nasıl"ının cevaplandırılması şarttır.