Teknolojinin hızla ilerlemesi ile belirli şartlar
çerçevesinde oluşturulan kapitalizmin kuralları, insanları yalnız yaşamaya mecbur
hale getirmiştir. 1980 li yıllarda aileler daha iç içe yaşamaktaydı. Dede,
torun hep bir arada yaşayıp gidiyorduk. Teknolojiyle beraber, batı kültürü de
içimize girmeye başladı. Misyonerlik çalışmaları, TV dizileri ve ılımlı İslam
çalışmaları neticesinde, örfler, ananeler kalktı, özgürlük sınırları değişti,
daha free takılmaya başladık. Nerde akşam orada sabah yaşamayı, erkeklikten
saydık. Tesettürlü, tesettürsüz kızlarımız parklarda boy gösterirken; bizler de
alenen öpüşmelerine tanık olmaya başladık. Paskalya, yılbaşı, sevgililer günü,
anneler günü gibi kutlamaları, tüketme adına bu topluma empoze ettiler. Bizi
biz yapan değerlerimiz mutasyona uğradı. Zamanımızı beraber geçirmek bizi mutlu
etmeyince, çılgınca alışveriş yapmak bizi mutlu etmeye başladı. Sistemin amacı;
mutsuz aile meydana getirmekti. Mutsuz bireyler olarak, mutlu olmak adına
çılgınca alışveriş yapmak üzere kendimizi AVM lere attık. Mutsuzluk tüketimi
tetikleyen bir olgu olduğundan, insanlar alışveriş yaparak mutlu olacağını sanıyorlar.
İzlediğimiz dizilerle, mutsuz olan erkek ya da kadının yasak ilişkisini normal
görmeye başladık. Dün koruduğumuz değerleri bugün kaybettik. Medya eliyle
yaşanan bu ilişkiler (rıza üreterek) normalmiş gibi algılamamızı sağlandı.
Dini Bayramlar Tatile Dönüştürüldü
Ve böylece her şeyimiz değişmeye başladı, bayramlar
tatillere dönüştürüldü, Kurban bayramında kurban kesmek görevini, yardım
kuruluşları devraldı. Yaşlıları ziyaret etmek yerine ver elini tatile. Özel
günlerde, ziyaretler yerini mesajlara bıraktı. Üstelik mesajlarımız
otomatikleşti. Asla Cuma bilmeyen bile; Cuma kutlama mesajı atmaya başladı.
İnsanlar büyük kalabalık ailelerdense 1+1 lerde yaşamayı tercih ettiler. İslam
yerini Protestanlığa bıraktı. Cihat ruhu yok edildi. Yerini klavye mücahitliği
aldı. Eskinin o şaşalı mücahitleri makam ve mevkiiyle tanışınca yerini
müteahhitliğe bıraktı. Nedense cihat ruhu uçup gitti. Daha sonra 3 şeyle
tanıştılar. 1-Makam. 2-Şöhret. 3-Kadın. Birçoğu hanımını boşayıp sekreteriyle
evlendi. Önce tesettüre soktu, daha sonra tesettürden çıkarttı. Bütün bu
değişimler beraberinde yalnızlığı getirdi. İş hayatına atılan kadın, erkeğine
tahammül edemez oldu. Boşanmalar artı. Bunun yanı sıra kıskançlıklar kadın
cinayetlerini beraberinde getirdi. İslam âlimi çok olunca fetva verenler de
arttı, ister istemez insanlar kendi nefislerine göre fetva almaya başladılar.
Bu da ikinci eşlerin sayısının artmasına neden oldu. Laik kesimde metres olan,
İslam ı kesim de ikinci eş oluverdi. Ilımlaştırılan İslamcılarda tüketim arttı.
Müslüman batı normlarına göre yaşamaya başladı. Tüketimin artması, borçlanmayı
beraberinde getirdi. Borçlanan aileler dağılmaya başladı.
Antidepresan ilaç üreten Şirketler köşeyi döndü
Toplumu meydana getiren aileler, sağlıklı bireylerden
meydana gelmek durumundadır. Böyle olmaması durumunda o toplumda olayların
arttığına tanık olmamak mümkün değildir. Zaten büyük şehrin bu sorunları,
beraberinde psikiyatri mesleğinin önemini arttırdı. Mutsuz aileleri bekleyen
bir başka tehlike antidepresan ilaçlara sığınmaktır. Mutsuz aileler, mutluluğu
bu ilaçlarda arar oldular. Bundan dolayı, psikiyatrı doktorların muayenelerini
aşındırmaya başladılar. Hasta çok olunca, psikiyatrist doktorların özel
muayenelerine gitmek; en az 200 TL den başlar oldu. Devlet 65 yaş üzerine maaş
bağlayınca, o yaşta dul erkekler, evlenecek kadın bulamaz oldu. Maaşı olan
yaşlı ninelerimiz bir erkeğin kahrını çekmektense yalnız yaşamayı yeğler oldu.
Dolayısıyla en gencinden, en yaşlısına kadar yalnız yaşar olduk. Anadolu nun
şehirlerine yeterince yatırım yapılmayınca, insanlar 11 metropol şehre göç
ettiler. Bunun anlamı Türkiye nüfusunun yüzde 52 sinin büyük şehirlerde
yaşadığı gerçeğidir. Bu sefer de kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşar olduk.
Metropoller kalabalıklaşınca, inşaatların sayısı arttı. Bu da; aynı apartmanda
yaşadığın komşuyu tanımamayı beraberinde getirdi. Bazen koşturmanın içerisinde
yalnızlığımızı unuttuk, bazen de kalabalıklar içinde ne kadar yalnız olduğumuzu
hatırladık. Aynı evde yaşadığımız eşimizle ve çocuklarımızla yabancılaştık. Herkesin dizisi ve izlediği program farklı
olunca, herkesin odasına birer televizyon alındı. Bu da beraberinde hem
tüketimi hem de aynı evde yalnız yaşamayı getirdi. Sonuç olarak hep yalnızız ve
hep yalnız yaşayıp yalnız öleceğiz.
Hayat böyle devam ederse; Musalla taşına koyduklarında,
İmam; Nasıl bilirdiniz diye sorduğunda. Cemaatin vereceği cevap çok açık,
Yalnız bilirdik olacaktır. Ve büyük ihtimalle cemaat de üç beş kişiden
meydana gelecektir. Neden mi Herkes yalnız yaşadığından; kimsenin kimseden
haberi olmayacaktır. Biz öyle yapmayalım! Haydi! Herkes eşini, dostunu arayıp,
ziyaret etsin. Gençleri yanımıza alıp, yaşlıları ziyaret edelim. Gençlere örnek
olalım ki, onlar da bu örfü yaşayıp, gelecek nesle aktarsınlar. Bugün eşimizi,
dostumuzu ve yaşlılarımızı ziyaret günüdür. Haydi! Unuttuklarımızı hatırlayalım
ve onları sevindirelim.