Hasbihal ediyorduk. Konu konuyu açıyordu. Derdimiz ortak
olunca yaralarımızın da benzer olması tesadüf değildi elbette. Kulaktan dolma
bildiklerimizden arındık önce. Akıl nimetine başvurduk. Tefekkürü bulunmaz Hint
kumaşı özeninde doladık üzerimize. Sistemi, sistemin sistematik ve aralıksız
taarruzunun geldiğimiz noktada bize muzaffer edası pazarlayarak geçit töreni
yaptığını ve muzaffer lere alkışlattığının tespitini koyduk önce masaya. Dedik
ki;
Savaşı kaybettik, golü yedik. Önce bunu kabullenmek
lazım belki de. Santra yapacağız, geri çekileceğiz, düşmanı bir kez daha
tanımlayacak, silahların özelliklerinin üzerinden bir kez daha geçeceğiz.
Tağutlarımızdan sıyrılacağız yeniden! Daha önce yaptık çünkü. İlk Müslümanlar
böyle yaptı çünkü. Ve iman edeceğiz yeniden!
Tam bu sırada bir sessizlik çöktü. Olmadık zamanlarda
konu değiştirme uzmanı olarak boy gösteren Mahmut arkadaş bile sessizliğe
gömülmüştü. Sessizce çaylarımızı yudumlamaya başladık. Kaçak bakışlarla
süzüyorduk birbirimizi. Kimi eline telefon alıp kurcalıyormuş numarası
yapıyordu. Ne konu hakkında konuşabiliyor ne de konuyu değiştirebiliyorduk.
Mahmut bile sessizdi. Reisler de özler deyiverse aşina
olduğumuz sulara seyirtiverecektik. Reis bile eylemsizlik kararı almış belli.
Herkes çay içiyor mu
Kaçmanın lüzumu yoktu. Konu açılmıştı bir kere ve adını
koymaya endişe ettiğimiz kendi tağutlarımızı da yatırmalıydık masaya. Bunun
için önce Allah tan gayrı abd olduğumuz her şeyin tağut olduğunu bilmek
lazımdı. Buna para mı dersiniz, makam mı dersiniz, kadın mı dersiniz,
teknolojik aletler mi dersiniz, sosyal medya mı dersiniz !
Açıldı değil mi gözleriniz Kelimelerin terminolojilerini
bozmak yeni maharetimiz. Kime kulluk ediyorsunuz Kimin bendi, kimin kapısının
eşiğisiniz Sorularınızın cevapları sizi tağutlarınıza götürecek. Vardığınızda
elinizin tersiyle itmelisiniz. İtebilmelisiniz. İnandığınızı rahatça
söyleyebildiğiniz gibi, Allah a güvendiğinizi de söyleyebilmeli, dahası buna
inanabilmelisiniz. Yanlış mı okudum diye cümlenin başına dönmenize gerek yok.
Acı bir gerçek çünkü mevzubahis. Evet, biz Allah a inanıyoruz. Fakat güvenmiyoruz!
Ne alâkası var deyip, mezhebimi sorgulamaya kalkmadan
önce bir an düşünün sadece. Rızık Allah tandır değil mi Öyleyse neden sürekli
rızık endişesi yaşıyorsunuz Bu dünya geçici, Allah bize cennet yarattı değil
mi Öteki tarafta konuklarını bekleyen köşkler ve ırmaklar Öyleyse niye hiç
ölmeyecekmiş gibi dünyaya bend oluyorsunuz İnanıyorsak üstünüz değil mi
Paramızın, sayımızın, gücümüzün çokluğu değil, inancımızın bizi üstün
kılacağını biliyoruz. Öyleyse dünyayı kemiren sistemin karşısında durmaktan
neden bu kadar korkuyoruz Dünyanın globalleşmesi ve küresel güçlerin varlığı
bizi tedirgin ediyorsa nerede kaldı inancımız Bize aksini söyleyenler
tarafından aldatıldık. Biz Allah a inanıyoruz lakin Allah a güvenmiyoruz!
Çok plan yapıyoruz, kalbimizi uzun emellerle
mühürlüyoruz. Hayallerimizin mahkûmu olduktan ve müebbet cezamız kesildikten
sonra infazına gönül rızasıyla katlanıyoruz.
Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum diyor.
Eğitiminden, rızkından, yetişmesinden endişe ediyoruz. Allah tan Rab bize
verdiği nimetleri ve sebepleri fikreden cinsten yaratmamış. Şeytanlaştığımız,
paranın mahkûmu, makamın mahdumu olduğumuz böyle bir zamanda, nimetleri inkâr
ettiğimiz, akıl nimetine zeval gelmesin diye işlemeli bezlere sardığımız bu
günlerde ya ağaçlar da, Ben böyle bir zamanda meyve vermek istemiyorum
deseydi. Bulutlar kararmasa, melekler Allah ın rahmetini ağlamasa, toprak
tohumu yutsa, filizler baş vermeyiverse
Düzeni bozmamalı. Güneş ve yıldızlar, gece ve gündüz,
mevsimler her şey düzenini bozmadan hizmet ediyor da En şerefli yaratılmış
insan kulluk yapmaktan beri duruyor. Elbette ki sistem bizi bozguna uğratır.
Elbette ki bize olan azar azar olur.
Reisler de aldanır.
Sırası mı şimdi Mahmut arkadaş. Ahmaklar aldanır. İşin
burasında konuyu değiştirmeye çalışma. Hep ciddi meselelerde konu değiştiği
için sarpa sardı memleket. Asıl olan susuldu, gereksiz her ne varsa duble
konuşuldu. Daha bir duyduğumuzu sindiremeden yenisine açtık kulaklarımızı.
Kendi elimizle yaptığımız putlara tapalı beri aldatıldım, aldatıldın,
aldatıldık.
Rızkımızı patronun verdiğini düşündüğümüzden ve Ekmek
deyince aklımıza ilk önce fırıncının geldiği günden bu yana hem de!
Çayları şimdi söyle işte. Şu şekerliği de değiştiriversin
söyle de
Kalbinin sahibine emanet ol Mahmut
Eyvallah!!!