Mehmed Âkif, 1925 Ekim’inde “gönüllü sürgün” olarak Mısır’a gider.

Mısır yılları, Üstad Âkif için maddi açıdan yokluk, manevi açıdan ise bereketli yıllardır. Çünkü Mısır’da kaldığı on bir yılın yedi yılında Kur’an meali için çalışmıştır.

Mısır yılları aynı zamanda vatanından ayrı olduğu için hüzün yıllarıdır. Bu nedenle Kur’an şairi Âkif, çoğu zaman Şeyh Mahmud’un şu şarkısını dinler ve vatanından ayrı olduğu için ağlar:

“Ey saba rüzgârı,

Selamımı git vatan evladlarına,

Vatan vadilerine söyle…

Bir gün kader müsaade ederse,

Onların hayalini,

Velev ki rüyada olsa göreceğim.”

Hiç kuşkusuz Mehmed Âkif’i en iyi anlatan onun en yakın dostu, Sebilürreşad’ın sahibi, yazarı Eşref Edib Fergan’dır. Zaten onun kaleme aldığı “Mehmed Âkif: Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları” başlıklı eser, bunun göstergesidir ve Mehmed Âkif hakkında yazılmış en önemli eserdir. Bu eserinde Eşref Edib, Mehmed Âkif’in şahsiyetini şöyle anlatır:

Âkif, âruzun Mimar Sinan’ıdır. Aruzda yüz katlı binalar kurar. Âkif’den evvel, hiç kimse, bu derece ayağa kalkan bir nazmın sayısız katlarından ufuklara bakmadı.

Âkif’in şiiri bir seldir, bir boşanıştır ki, karşısına ne çıkarsa ona dönüşür. Âkif’i inkâr edenler, Âkif’i anlamamışlardır.

Şiirleri o derece vakadır ki; yedi Safahat, otuz senenin İstanbul’udur.

Ahlâkta Allah korku¬sunu esas tutar. Şiirlerinde bir taraftan hürriyet, doğruluk, vefakârlık, samimiyet, va¬tanperverlik, dindarlık, dayanışma, gayret, fazilet, cesaret, adalet, istiklâl... Gibi yüce ahlâkî kıymetleri tasvir ve aşılamaya uğraşırken, öbür taraftan da iki yüzlülük, mürâîlik, münafıklık, korkak¬lık, dalkavukluk, tembellik, zulüm... Gibi alçaklıklara, soysuzluklara sebep oldukları toplumsal yıkımları ileri sürerek, misâller vererek şiddetle hü¬cum eder.

Âkif, müthiş karakterli ve inanç, düşünce sahibi idi. Gelişi güzel hâdiselerin arkasından sürüklenmezdi. Belli başlı ölçüleri vardı.

Vefakârlığı müstesna derecede idi. Dost¬luğuna gerçekten güvenilirdi. Vefasızlık, ona göre en büyük namerdlik idi. Çok mütevazı idi. Gösterişi hiç sevmezdi. Sırası gelmeyince ilmini bile açıklamazdı.

Çok metanet sahibi idi. Ümitsizlik, karamsarlık, korku ne¬dir bilmezdi. Hissiyatına karşı soğukkanlı¬lığını muhafaza ederdi.

Çok mert adamdı. Çocukluğundan beri mertliğe meftundu. Acze düşmüş adamdan intikam almayı mertliğe aykırı görürdü.

Bütün insanlara karşı iyilik isterdi. Bil¬hassa arkadaşlarını iyi bir hâlde görmekten büyük zevk alırdı.

Söze büyük kıymet verir, verdiği sözü kat’iyen yerine getirirdi. Meğerki ölüm yahut ona yakın bir mâni zuhur ede. Sözü¬nü tutmayanlara insan nazarıyla bakmazdı.

Yalan nedir bilmezdi. Her sözü doğru idi. Hiç kimse ömründe onun bir kere olsun yalan söylediğini görmemiştir. Yalan söyleyenlere çok kızardı.

Utangaçtı. Ona faziletinden bahsederseniz kızarır, başka tarafa bakardı.

Hayatın verdiği ıstıraplara gülerdi. Ona göre hayatta tahammülü mümkün olmayan en büyük yük, iyiliğe karşılık verememe yükü idi. Fenalığa karşı iyilikle karşılık vermeye çalışır ve bundan zevk alırdı.

Ömründe bir kerecik olsun kuvvete bo¬yun eğmemişti. Haksızlı¬ğa karşı hiç tahammülü yoktu; derhâl kırar dökerdi.

Halkın ıstıraplarına alâka gösterirdi. Halk sıkıntıda iken zevk ve eğlence içinde yü¬zenlere müthiş hasım kesilirdi.

Dostluğu, çok pahalı bir mal gibi, mah¬rumiyetlere katlanılarak elde edilirdi. Sonra da kaybetmemek için bu çok pahalı şeyin üs¬tüne titreyecektiniz. Çetin huylu idi. Onun¬la dost olmak kolay değildi. Onu anlayabilirseniz canını da sizin için feda ederdi.

Kendi işlerinde kayıtsız, ilgisiz idi. Fakat sev¬diklerinin her işine alâka gösterirdi.

Bir meclisten hoşlandı mı söze seve seve karı¬şır, açılırdı.

Okutmak ve yazmak en büyük zevki idi. okuttuğu derse ehemmiyet verirdi. Bildiğini iyi bilirdi. Bilmediği şeye de hiç karışmazdı. Hâfızası çok kuvvetli idi. Ezberlediği şeyler on bin beyitten aşağı değildi.

O, hem şâir, hem âlim idi. Ahlâkî nitelikleri, insanî vasıfları şiirinden de, bilgisinden de yüksekti. Bilgisizliğe karşı düş¬mandı. Bir cemiyet için ilimsiz yaşamak, mümkün olmadığı kanaatinde idi.

Kimsenin hususiyetine karışmazdı. iki yüzlülere düşmandı.

O büyük bir şâir olduğu kadar tam mânâsıyla huy, ahlâk ve yüksek fazilet sahibi olan bir insandı.

Üstad Sezai Karakoç’un şu cümlesi Akif’i çok güzel anlatır: “Mehmed Akif, gün gün ölen biri değil, saat saat doğan biridir”.