Acaba geçmiş zamanların insanı da bu denli hor davrandı mı vaktine.

Sanmam.

Makinelerin olmadığı devirlerde kol kuvvetiyle işlerini yaptılar.

Kadının elinden telefon düşmemekte.

Bir haberi seksen kişiye ulaştırmakta.

Saatlerce konuşmakta.

Oturduğu yerde vakit ırmağı akıp gitmekte.

Umurunda değil.

Ev işleri, yemek beklemekte.

Çocuklar eve döndüğünde hâlâ telefon konuşmaları sonlanmış değil.

Tıpkı kafelerde toplanmış gençlerin boş zaman israfı gibi.

Delikanlıların anne babalarının emeğini israf edip, en verimli çağlarında boş konuşmalarla havanda su dövmeleri sadece çok acıklı.

Madem ailelerine yardımcı olmuyorlar,

Bir işte çalışmıyorlar.

Onların emeğinden toplumun yararlanması gerekmekte.

Cadde ve sokakları temizleyebilirler,

Ağaç dikebilirler,

Tretuvarları çiçeklendirebilirler,

Sahipsiz mezarların bakımını yapabilirler,

Yaşlı çiftçilere yardım için Anadolu’ya geçebilirler.

Zira tarımımız, hayvancılığımız can çekişmekte.

Vatan savunması kadar tarıma destek de o denli kutsal.

Roman kardeşlerimi her defasında durup saygıyla selamlıyorum.

Atık kâğıtları, tenekeleri, pet şişeleri toplamaktalar.

Sadece aile bütçesine katkıda bulunmamaktalar.

Doğanın dengesinin bozulmamasına da yardımcı olmaktalar.

Yöresel ürünler hızla dünyamızı terk etmekte.

Temiz gıdaya ulaşmak gittikçe zorlaşmakta.

Ankara’nın bir semt pazarından aldığım tereyağına hayretler ettim.

Bu zamanda bu nefaset kalmış mı dedim.

Satıcı, “Kızılcahamam’ın köylerinden geldi” dedi.

Hayvancılığı sürdüren bu soylu köylülere ne kadar teşekkür etsem az.

İstanbul’da marketlerin neredeyse zehir mesabesinde olan fabrika yapımı ürünlerinden sonra Ankara’yı besleyen köylerine şaşırdım.

Ziyadesiyle şükran duydum.

Yemyeşil tarhun otları ve marullarla bir bereket festivaliydi pazar.

Aslında telefonda saatlerce konuşan kadın, oturduğu sitenin küçük balkonunda saksılarda nane ve terelerini yetiştirebilir.

Ya da terk ettiği köyünün topraklarına hiç olmazsa yazları uğrayıp birkaç küçükbaş hayvan veya kümes hayvanı yetiştirebilir.

Bir iki arı kovanı damı bırakamaz mı köyünün binbir çiçekli dağlarına.

Sadece aile bütçesine maddi katkıda bulunmaz,

Ağır hastalıkların musallat olduğu sağlığa en önemli desteği vermiş olur.

Zira dış ülkelerin iade ettiği ürünlerimizde çıkan yüksek oranlarda pestisit ve alfatoksin bir diğer kıyametimiz.

Yabancıların ülkelerine sokmadığı zehirli gıdalar, Türkiye’ ye iade edildiğinde muhtemelen iç piyasaya sürülmekte.

Bozulan karaciğerler, artan kanserler.

Bir dal temiz maydanoza hasret kalmışız.

Çağın sorunu zehirli gıdadan kaçacağımız yer kalmamış.

Bu zehre ne kadar az maruz kalırsak, kazancımız sadece bu.