Siyasi iktidarın “seçim vaatleri” arasında enflasyonu düşürmek, cari açığı azaltmak, faizleri indirmek yer alıyor. Evet, siyasi iktidarın, hem de 16 senedir tek başına hükümet olan bir iktidarın vaatleri bunlar. Adeta iktidar partisinin değil de ana muhalefet partisinin vaatleri gibi…

Bu sayılan vaatler, aslında “yapılamayanların” bir dökümü değil midir? 16 sene boyunca elinde her türlü imkan olduğu, önünde devleti idare etme anlamında hiçbir engel bulunmadığı ve Meclis çoğunluğu da kendisinden taraf olduğu halde, bir türlü beceremedikleri değil midir bu sayılan vaatler? Ve aslına bakılırsa, “kötü ekonomi yönetiminin itirafı” da denebilir buna.

16 senelik süreç boyunca Türkiye’nin bu kronik sorunlarını halledemeyip, bugün yeniden “bizi seçerseniz yapacağız” demek, akılla mantıkla bağdaşıyor mu peki? Bugüne kadar yapılamayan ne yapılacak da bu sorunlar çözülecek? Bir de adeta şaka yapar gibi “ustalık döneminden sonra şimdi sıra büyük ustalık döneminde” gibi sloganik sözler söylemek, durumu tam bir trajikomik hale sokuyor.

Mevcut manzara, çok doğru bir tespit olan “metal yorgunluğunu” tüm detaylarıyla ortaya koyuyor. Son birkaç yıldır tamamen bir medya ve algı yönetimiyle iktidarda kalan, icraat yerine abartılı propagandayı önceleyen, “safları sıklaştırma” popülizmiyle hem kitlesini kemikleştiren hem de toplumu kutuplaştıran, ekonomide günü kurtarmayı amaçlayan (o da seçim kazanma maksatlı pansuman tedbirlerle), dış politikada kafa karışıklığını her an yaşayan ve dost-düşman ayrımını bir türlü yapamayan bir tarz-ı siyaset, bugün sanki “taze bir kan”mış gibi vaatlerde bulunabiliyor. Halbuki ne söylenecek söz aldı ortada, ne de yapılabilecek bir eylem…

Artık toplum altyapı yatırımları ve inşaatla sağlanan yapay büyümeden tatmin olmuyor. Borç parayla ve tüketerek büyüme modelinin çuvallaması belki son 4-5 senenin işi ama hala bu modelde ısrar da sürüyor. Ekonomik vaziyeti yatıştırmak için Londra bankerleriyle görüşülüyor ve birtakım sözler veriliyor. Bunun IMF ile anlaşmaktan farkı var mı Allah aşkına? Londra bankerlerine faiz artırımı sözü vermekle IMF’ye taahhütte bulunmak birbirinden zerrece farksız halbuki.

Bir de şunu sormak lazım. Dövizdeki yukarı yönlü trende boyunca, ısrarla ve inatla “dolara operasyon var” algısı pompalandı. Kamuoyu algısı bu yönde oluşturuldu. Merkez Bankası’nın faiz artırımı ve tek piyasa faizi gibi tedbirleri doları biraz frenledi. Bu tabloya bakınca, “ekonomiye dolar üzerinden operasyon çektiği” iddia edilen rantiye, faiz artırımı sayesinde de kazanmış olmuyor mu?  Yani güya “dış güçlerin oyununu bozarken”, faizi artırarak yine onların ekmeğine yağ sürmüş olmuyor muyuz? Ekonomideki gerçek durumu konuşmamak ve göstermemek için uyduruk komplo teorilerine başvuruluyor ama onlar da “özrü kabahatinden büyük” bir manzara arz ediyor yani.

Aslına bakılırsa, idare anlamında bir yıpranmışlık ve tükenmişlik açık seçik görülüyor. Aksi bir durum belki de eşyanın tabiatına aykırı da denebilir. Buna rağmen, propaganda ve medya marifetiyle algılara oynamak, yandaş TV’lerde her seçim dönemi aynı “Eski Türkiye” masalları anlatmak, fi tarihinden kalma “durum çok kötüydü” temalı klipler oynatmak, önceden de komikti ama şimdi tamamen saçma kaçıyor. Hemen her meseleyle ilgili toplumun kendisi dışındaki kısmının taleplerine ve eleştirilerine kulak kapatıp kendi kitlesiyle “körler sağırlar oynamak” ülke idaresine yetmiyor.

Ve görülüyor ki, güya yönetimdeki istikrarsızlığı çözeceği iddia edilen sistem değişikliği de bu anlayış devam ettikçe hiçbir sadre şifa olmayacak.