Tamam, milletçe çok güzel hasletlerimiz bulunmakta. Cömerdiz, aileye, akrabaya, komşuya hürmetliyiz, misafire ikramı severiz. Fakat kötü hasletlerimiz de çok can yakmakta. Tembel bir milletiz, çalışmayı sevmeyiz, her gün tatil olsa itiraz etmeyiz, üretmeyi istemeyiz, hep tüketelim deriz, öyle sanayi ile tarımla değil; yemek dükkânları, döner salonları ile kalkınabileceğimizi sanırız. Dahası ihmalkârız, işimizi iyi yapmayız, burnumuzun ucu ile tutarız kilimin ucundan.
İzmir’de kreş servisinde unutularak havasızlıktan can veren üç yaşındaki Alperen de ne yazık ki devasa ihmalkârlık tarihimize geçti. Yetmedi, okul yetkilileri, yalan söyleyerek; Alperen›in uyku saatinde uyuyup bir daha uyanmadığını söyledi. O gün aile, olacaklardan habersiz, çocuğunu kreş servisine bindirir, okula gelindiğinde 18 yaşındaki rehber, ağlayan bir çocuğu alıp okula girer.
Serviste uyuyan Alperen’i fark etmeyen şoför, aracı okulun yanında bulunan güneşin altındaki boş arsaya çeker. Alperen’in kreşte olmadığını ancak öğle yemeğinde fark eden öğretmenler okulu ve bahçeyi aramaya başlar. Bulunamayınca okulun güvenlik kamera kayıtları incelenir ki, Alperen’in okula hiç girmediği görülür. Saat 16.30 da, okul servisine bakılır ki, korkunç gerçek anlaşılır. Alperen, sabah oturduğu koltukta hareketsizdir, hemen hastaneye götürülür ama çocuk, havasızlıktan ölmüştür. Olayın yaşandığı gün, kreşin bahçesinde yüce Türk milletinin çok sevdiği bir telaş vardır, Alperen servis içinde can çekişirken, hummalı bir faaliyetle bahçe süslenmekte, doğum günü kutlanmaktadır.
Lise bile olsa öğretmenin ilk görevi, yoklama almaktır, talihsiz çocuğun öğretmeni de büyük bir ihmalkârlık örneği gösterip tarihe geçiyor, yoklama almıyor. Olay bitmiyor, okulun müdire hanımı, öğretmene yalan ifade vermesi için baskı yapıyor; “doğruyu anlatsan geri mi gelecek çocuk. Yoksa hepiniz hapse girersiniz’ diyor. Öğretmen, “karakola gidip onların baskısıyla o şekilde ifade verdim fakat vicdanımız rahat etmedi ve diğer öğretmenle gerçeği anlattık” diyor.
Acılı anne, oğlunun son görüntülerini izlemek ister ancak müdür, “bugün bozuktu, çalıştıramadık, kayıt alamadık» der, fakat ne acı ki, kamera kaydı da müdürün evinden çıkar. Yalanla saklanan gerçekler aydınlanır. Aile ömür boyu acı çekeceği evladını kaybeder. Sorumlular için bundan sonrası bayram mı? Hayır, cezai müeyyideler bir yana. Onlar da küçük bir çocuğun ölümüne sebebiyet vermekten vicdanları kan ağlayacak, yiyecekleri ekmekten bir daha tad alamayacaklar.
Sadece küçük bir dikkatle, işini iyi yapma hüneri ile sorumluluğun ibadet gibi algılanması ile böylesi trajediler önlenebilecekken. Ama hayır. Kur’an kursunda yangın merdivenine götüren kapı kolu olmadığı için on beş çocuğumuz yanıp kül olmakta. Tersanelerde ufak bir güvenlik önlemi alınmadığı için işçilerimiz ölmekte. Maden ocaklarımızda yaşam odası kurulmadığı için yüzlerce canımız diri diri toprağa gömülmekte.
İhmaller zinciri uzayıp giderken, herkes işini iyi yaparsa; bütün bunların olmayacağı acı ile bir kez daha anımsanıyor.