Bünyesinde 16 milyon özgeçmiş bulunan bir insan kaynakları sitesi, bu özgeçmişlerin yaklaşık 5 milyonunun üniversite mezunu iş arayanlara ait olduğunu belirterek üniversite mezunlarının iş tercihlerini, bitirdikleri okullara göre incelemiş. Ortaya çıkan sonuçların, yaşadığımız ülkenin koşullarını göz önüne aldığımızda hayli ilginç ve çarpıcı olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Üniversitede eğitimini aldığı branşa dair bir meslekte çalışanların, haliyle mesleksiz olanların bir hayli yüksek olduğu aşikar. Misal, bir gencimiz İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden (İİBF) mezun olursa, büyük bir olasılıkla kendi branşı dahilinde, kendi bölümüyle ilgili bir işte çalışamıyor Türkiye’de. Bu “mesleksizlik” hali ve özel sektörün emeği pek de önemseyen tutumu nedeniyle, bir zamanlar rağbet görmeyen kamuda pozisyonlar, bir anda kıymetli hale geliyor. Dolayısıyla KPSS, yüzbinlerce, milyonlarca insanın neredeyse “tek umudu”na dönüşüyor.

Bu insan kaynakları sitesinin verilerine göre, mesela mühendisler arasında rağbet gören bir branş olarak iş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı öne çıkmış. Hesapsız kitapsız ve popülizm gayretiyle açılan üniversiteler, bunların yine hiçbir kritere ve planlamaya dayanmadan açılan bölümleri, ihtiyaca bakmaksızın “diplomalı işsizler” üretiyor sadece. Öyle olunca da, insanlar “iş olsun da çamurdan olsun” diyebiliyor çaresizlikten.

Yaklaşık 350-400 bin İİBF mezunu, 20 bin ziraat mühendisi, 25 bin gıda mühendisi, 15 bin sosyoloji mezunu atama kuyruğunda bekliyor mesela. Bu dengesizliğin merkezinde İBBF’ler yer alıyor. O her ilde, her üniversitede kesin açılan ve hababam mezun veren İİBF’ler. 2012 Aralık’ta kamuya 722, 2013 Haziran’da bin 110 ve 2014 Haziran’da da 450 İİBF mezunu alınmış. 400 bine yakın kişinin beklediğini veya o 400 bin kişi içinde olduğunuzu düşünün ve iş bulma ümidinizi kolaya diri tutun. Elbette ki “iş olsun da çamurdan olsun” der insan bu tabloda.

Resmi rakama göre 600 bin “diplomalı işsiz” olduğu söylense de, 400 bin atanmayı bekleyen İİBF’li bile bu resmi rakamın doğruluğunu sorgulatabilir. Her bir verinin, her bir rakamın bir insana, hayatını inşa etmeye çalışan birisine ait olduğunu düşünmek gerek. Eğitimli, yetişmiş insanın değer görmesi gereken bir atmosferde, en kıymetsiz kaynak “diplomalı işsizler” maalesef. İki üniversite bitirmiş, iki yabancı dil bilip de satış görevlisi olarak çalışan bir insan, o ülkenin yaşadığı sefaleti gösterir ancak.

İnsan kaynakları sitesinin tespitlerinden birisinde nükleer enerji mühendisliğini bitirenler arasında bankalarda gişe elemanı olarak çalışmak isteyenler olduğu belirtilmiyor mesela. Aynı sitenin değerlendirmesine göre, gişe memurluğu için bankalar deneyim de aramıyorlar. Bir bakıma, üniversite mezunu işsiz, bu pozisyona başvururken “vasıfsız çalışan” kategorisinden değerlendiriliyor.

Önemli sayıda bir insan kaynağını yanlış politikalarla ve hesapsız kitapsız uygulamalara kurban etmenin neticesinde yüzbinlerce insan, “diplomalı işsizlere” dönüşüyor. Eğitim alarak ve bir diplomaya sahip olarak hayatının geri kalanını riske atan, geleceğini kurmaya bir türlü başlayamayan bir ülkeyiz biz maalesef. Bu yüzbinlerce diplomalı işsiz, kamu kadroları haricinde neredeyse “vasıfsız işçi” olarak değerlendiriliyor ve öyle veya böyle yetişmiş insanlar göz göre göre heba ediliyor.

İİBF mezunu kasiyer, arkeoloji mezunu garson, mühendislik mezunu pazarlamacı vs… Madem vasıfsız işçiye çevireceğiz, bunca sene yatırım yapmanın, bunca sene dirsek çürütmelerin, bu kadar üniversitenin vs anlamı ne o zaman