Yer, TBMM Genel Kurulu.  Tarih, 16.07.1996, günlerden Salı. Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından verilen, ‘Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesiyle ilgili genel görüşme önergesi’ üzerinde müzakereler yapılıyor.   Ülkemizin öz kaynaklarıyla ilgili Başbakan Necmettin Erbakan’ın ortaya koyduğu fikirler, projeler, düşünceler oldukça çarpıcı;

* “Geçen sefer de söyledim; şimdi, (PETKİM) Petro Kimya Sanayii’nin parası var; ama öbür tarafta başka bir KİT’in parası yok; o KİT gidiyor, yüzde 150 faizle para alıyor, o da parasını yüzde 80 faizle repoya veriyor. Hâlbuki biz, bütün bu KİT’leri bir havuzda toplasak; hatta bugünkü gelişmiş olan bilgisayar tekniğiyle, kamunun bütün maliyesini bir havuzda toplasak; bir yerde paraya ihtiyacı olduğu zaman, öbürünün henüz kullanmadığı parayı kullansa, emin olunuz ki, trilyonlarca lira tasarruf edilir…”

Erbakan Hoca’nın anlattığı bu sistemin adı malumunuz, efsane ‘Havuz Sistemi’… Bu sistem, Refah-Yol Hükümeti’nin 1 yıldan az iktidarda kaldığı dönemde uygulandı ve bu uygulamadan dolayı devlet büyük kâr etti. Rantiyeye giden hortumlar kesildi! Neticede ülke ve millet kazandı! Garip gureba, fakir fukara rahat etti.   

Şimdi şöyle bir soru akla gelebilir; Erbakan Hoca’nın yıllarca önce uyguladığı, devlet ve millet için oldukça faydalı bir sistem günümüzde neden uygulanmıyor? Neden tüyü bitmemiş yetimin hakkı faize, ranta gidiyor? Neden devlet imkânları bir avuç insanın cebine aktarılıyor? Milyonlarca emekli neden açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakılıyor?

Hazine’ye büyük rahatlık getirecek, ülkeyi kalkındıracak “Havuz Sistemi” günümüzde acaba neden tatbik edilmiyor?

2 KATRİLYON İÇ BORÇ, 2 KATRİLYON YILLIK FAİZ!

Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesiyle ilgili TBMM kürsüsünde düşüncelerini açıklamayı sürdürüyor. Şöyle ki;

* “Biz, devletin açıklarını artırmak için değil, kapatmak için geldik; bu esnada biz, bizden önceki yönetimlerin yüksek faizle almış oldukları bütün bu iç borçları ortadan kaldırmanın çabası içindeyiz; çünkü -hepinizin bildiği gibi- bu iç borç faizlerinin altından kalkmak mümkün değil. 2 katrilyon iç borç, 2 katrilyon yıllık faiz... Zaten, halka verdiğimiz bütün hizmet 2 katrilyonu tutmuyor. Onun için, ülkeyi bu faizden kurtarıp, o faizleri halkımızın hizmetine sunmak, işte, hükümetimizin asıl gayesidir.”

* “Şimdi, tabiî, sual buyurdular: “Bundan sonra devlet borçlanmadan nasıl vazgeçecek, para mı basacak?” Hayır; kaynakları geliştirecek devlet, kaynakları...”

* “Bu bütçenin içerisinde ne var; bu bütçenin içerisinde, bu rantiyecilerin bir yılda elde ettikleri 47 milyar dolarlık kazancın 15 milyar doları haklı kazançtır, 32 milyar doları haksız kazançtır ve bu haksız kazanç, şu dokuz sebepten ileri geliyor” dedim, bir bir bir saydım...”

* “Kamunun elinde milyonlarca metrekarelik araziler var. Şimdi şu Ankara’mızın, 1 Ankara değil 3 tane Ankara kuracak kadar, kenarda, mücavir sahası var. Biz, bunları modern şehircilik esaslarına göre projelendirirsek ve bu projelendirilmiş olan, her şeyi hazır, parsellenmiş olan buraları, eğer halkımıza ve dışarıdaki işçilerimize satarsak, hatta, bunu dövizle aldıkları zaman kendilerine özel tenzilat yapmak üzere bir teşvik getirecek olursak, o takdirde, büyük bir potansiyel nakte çevrilmiş olur ve bundan da mutlaka istifade edilmelidir.”

“MONTRÖ’YÜ UYGULASAK, BU PARALARI ALACAĞIZ!”

Başbakan Necmettin Erbakan’ın ortaya koyduğu somut projeler, ülkenin kalkınması için esasen büyük umutlar besliyordu;

* “Elâzığ valimiz, verdiği brifingde diyor ki: “Elâzığ’ın üç tarafı barajlarla çevrili, her tarafı göl; ama bizim, 140 bin dekarlık arazimizden sadece 35 bin dekarı sulanıyor. Güneyde çok kıymetli kayısı bahçelerimiz var; burayı sulamak için, bugüne kadar, yıllardan beri yatırımlar yapıldı, her şey hazır; 80 milyar liralık bir trafo koyacak olursak, yılda 2 trilyonluk mahsul alacağız.”

* “Şu İstanbul Boğazı’ndan, Montrö Antlaşması’na göre, her geçen geminin, bir altın frank -o günkü para- ödemesi lazım; ama zaman içerisinde bunlar ortadan kalkmış; 1,5 trilyon lira kaybediyoruz, sadece Boğaz’daki geçişten; Montrö’yü uygulasak bu paraları alacağız. Hemen ifade edeyim ki; ne yazık ki ülkemiz, uzun zaman sahipsiz kalmış.”

* “Bu memlekette, çok büyük zenginlik var; bunların teferruatına bir bir girecek değilim. Evet, ben, geçen sefer, 68 tane önemli kaynak var demiştim; şimdi 100 tane var diyorum; çünkü o günden beri boş durmadık ve iki günümüzün de birbirinin aynı olmaması lazım geliyor. (RP sıralarından alkışlar) İnşallah, bu kaynakları harekete geçireceğiz, bunlarla çok ciddî bir program yapacağız; bunlar konuşulduğu yerde kalmayacak…”

***

Gerçekten de bu kaynakların harekete geçirilmesiyle denk bütçe yapıldı, işçiye, memura emekliye yüksek zamlar verildi, Türkiye’de refah düzeyi arttı.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

* Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından her yıl düzenlenen Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’nin 30 yıl sonra yeniden Bursa’da gerçekleştirileceğini, şiir ve edebiyat şöleninin 20 Ekim 2022 tarihinde başlayacağını, dünyanın birçok ülkesinden şairlerin 30 yıl sonra tekrar Bursa’ya geleceğini, Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Bursa’nın bu şölen vesilesiyle bir daha Türk şiirinin başkenti olacağını, bu şölene öncelikle 30 yıl önce Bursa’da buluşan şairlerin davet edileceğini ve organizasyona Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğini yapacağını, biliyor musunuz?