“Akılsız dosttan, akıllı düşman yeğdir” şeklinde bir deyimimiz vardır. Ne yaptığı ve yapacağı kestirilemeyecek olan, bugün doğru dediğine yarın yanlış diyen, ihtiyaç olmayan zamanda bütün imkânlarını seferber edip, en çok ihtiyaç duyulan anda olmadık bahaneler uydurup yardımdan kaçınan bir kimsenin dostluğu, en güvenilmez dostluktur. Üstelik en tehlikeli ve en çok badirelere sürükleyici niteliğe sahiptir. Çünkü ona güvenip imkan ve gücünüzü aşan bir işe koşulduğunuzda, sizi yarı yolda bırakması bir tarafa, sahip olduğunuz imkan ve gücün boş yere sarf edilmesiyle karşı karşıya kalırsınız. Ola ki yardım etmiş olsun, bu yardımı sizin ihtiyacınızı tam olarak karşılamayacağı gibi, hedefinize ulaştırıcı nitelikte de olmayabilir. Sözgelimi sizin elmayı soymak için bıçağa ihtiyacınız varken, o kasap satırını teklif edebilir. Ya da bir tasarınızı ona açtığınızda bunu gerçekmiş gibi ortalığa saçabilir.
Demem o ki, bir insanın aklını nasıl kullanacağını bilmiyorsanız, bu konuda makul olanı değil, onun tam aksini yapacak mizaçta olduğu hususunda belli bir kanaat oluşmuşsa, böyle bir kimse size ne kadar yakın olursa olsun, ona güvenerek hareket edemez, karar veremez, bir işe girişemezsiniz.
Oysa, düşmanınız, hasmınız ya da tanımadığınız biri de olsa, aklını makulün sınırları içinde kullanacağından emin olduğunuz bir kimseye karşı kendinizi konumlandırmanız fazla bir güçlük doğurmaz. Hareketlerinizi, kararlarınızı, hayatınızı ve yaşayışınızı kendi imkân ve gücünüz nispetinde düzenlerken, onun varlığını ve gücünü hesaba katarsınız. Tedbir almanız gerektiğinde, onun hangi noktalarda size zarar verebileceğini öngörmeye çalışırsınız. Çünkü o, düşmanınız da olsa, bildiğiniz, öngörebildiğiniz imkânlara sahiptir ve bunları size ne zaman ve hangi şartlarda yönelteceğini aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz.
Yukarıdaki deyim bağlamında Ortadoğu ülkelerini irdelediğimizde, bu ülkelerdeki yönetimlerin adeta birbirinin “akılsız dost”u olduklarını söylemek mümkündür. Siyasi rejim olarak Ortadoğu ülkelerinin, birinin diğerine söyleyeceği hiçbir şey yoktur. Zaman zaman değişiklik gösterse de, bu yönetimler ya belli bir kabileye, ya bir aileye ya da belli bir meslek zümresine dayanmaktadır. Zorbalık, zulüm, her türlü erdemsizlik, kibir ve ikiyüzlülük, haysiyetsizlik ve hilenin en bayağısı, tabasbus ve en kutsal olanları özellikle istismar vb. ortak özellikleridir. Bu özellikler, bir başka anlamda “akılsızlık”a eşdeğerdir. Siyonist İsrail yönetiminden birkaç gömlek üstün olan bu zorba yönetimlerden birisi, Irak’ta Saddam yönetiminin, bu zorba yönetimlerden bütünüyle farklı özellikler taşıyan Mısır’daki Mursi yönetimini, bu farklı özellikleri dolayısıyla alaşağı etmede ne kadar sorumluysa, Suriye’de bugün yaşanan insanlık trajedisinde de o kadar, hatta fazlasıyla sorumludur. Aynı şekilde Yemen’de kendi tıynetinde bir zorbalığı dayattığı için yoksul Yemen halkına reva gördüğü mezalim ayrı bir konudur. Söz konusu bu hilekâr zorba yönetim, giderek teferruat hükmüne dönüşmüş Filistin sorununu bu niteliğe bürünmesinde ve Siyonist İsrail yönetiminin tarihinde yaşamadığı bir rahatlığa kavuşmasında da baş sorumludur.
Ortadoğu Müslüman halkları, ne çekiyorsa “akılsız dost”larından çekmektedir. Bu akılsızları, düşman da olsa akıllı konuma getirmedikçe felaha ermelerini beklememelidir. Beklerse, bir başka “akılsız dost”a sarılmış olur. Şimdiye kadar yaptığı gibi. Sızlanmak, homurdanmak, vaveyla kopartmak değil, acı da olsa, rahatsızlık da verse, gerçeği, doğruyu, gerekli ve makulü söylemektir aslolan.