Salih zatlardan bazısı şöyle demiştir: Sene bir ağaçtır. Receb ayı, senenin yapraklanma günleridir. Şaban ayı, meyvelenme günleridir. Ramazan ayı ise senenin meyvelerinin toplandığı günlerdir.
Şöyle anlatılmıştır: Receb ayı ALLAH Teâlâ dan gelecek mağfiretlere tahsis edilmiştir. Şaban özel olarak şefaat ayı kılınmıştır. Ramazan ayında iyilikler kat kat verilir. Bunun için tahsis edilmiştir.4
Görülüyor ki Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve büyüklerimiz bu aylara ve günlere oldukça fazla önem vermişler, ALLAH Teâlâ ya ibadet ve taatte büyük gayret göstermişler ve biz ümmetlerine güzel örnek olmuşlardır. Bu yüzden ki bu ayların kadr u kıymetini idrak eden ve bu büyük Rahmetten istifade etmeye çalışan büyük zatlar bu ayları büyük bir canlılık içerisinde geçirmişler. Mümkün mertebe oruç tutmuş, Kur an-ı Kerim okumuş etraflarındaki insanları da bu güzel hasletlerle donatmaya gayret etmişlerdir. İşte asrın kirine-pasına bulaşmış insanlar, kainatın alkışladığı böylesi mübarek ayları vesile kılarak bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıdırlar. Böylesi günlere bir daha kavuşamama ihtimalini de hesaba katan bir mü min nasıl bir devlet ve nimetle karşı karşıya kaldığının farkına varırsa umulur ki şanına uygun bir şekilde değerlendirir.
Bilhassa bizim yanımızda bu ay ve günlerin yeri olmalı ve fevkalade önem taşımalıdır. Bütün bu günler, bizi ecri ve mükafatı hudutsuz olan Ramazan ayına tam bir sâfiyet ve temizlik içinde hazırlamalıdır. Hayır ve hasenata, muhtaçların iyilik ve yardımlarına koşmamız, manevi ticaret mevsiminin içinde olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir. Malum, ticaret ya maddî ya manevî olur.
Maddî ticaret peşinde koşan tüccarlar malının daha iyi satılacağı ve daha iyi rağbet göreceği mevsimleri beklerler. O mevsimler yaklaştığı zaman çok ciddi bir çalışmaya başlarlar. Piyasaya arz edecekleri malın her çeşidinden ve her sınıfından en iyisini ve en güzelini ararlar ve hazırlarlar.
Kazanç ümidi ile icabında çok uzak yerlere giderler. Ticaretine olan hırslarından dolayı rahatlarını bırakırlar. Çoluk çocuklarından ayrılırlar. Her türlü tehlikeyi göze alarak gerektiğinde karadan, denizden ve havadan hareket ederek uzak ülkelere kadar giderler. Bunda şaşılacak bir şey olamasa gerek. Çünkü kazancının tadını tadan bir kimse yanında sıkıntı ve her çeşit güçlük, onca hiçtir.
Dikkat buyurulursa bunların yüzde yüz kazanacaklarına dair herhangi bir garantileri de yoktur. Belki kazanır, belki de kazanamazlar ve hatta zarar etmesi de her zaman mümkündür. Bu durumda olan, maddî ticaret peşinde koşan şu insanların haline bakalım, ibret alalım. Bununla beraber farzedelim ki, yüzde yüz kârlı çıkacak, kazanacaklar. Kazanacaklar da sonu ne olacak Ne olacak, kendisi öbür âleme göçtüğü zaman kazancının hepsi dünyada kalacak. Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz: "Ölüyü üç şey takib eder, kabre kadar gider de ikisi tekrar geri döner. Biri orada O nunla beraber kalır. Ölüyü ailesi, malı ve ameli takib eder. Neticede ailesi ve malı geriye döner de, kendisiyle beraber sadece ameli kalır" 5 buyurmuştur.