Bugün batının hedefi 5 Ülkeden etnik ve mezheplerine göre 14 ülke meydana getireceklerdir. Bunun için çalışmaktadırlar. Bu tabloda olduğu gibi olacaktır. Zaten bu ülkelerde Osmanlı’dan cetvelle bölünerek alınmamış mıydı

Irak’ın bölünmesine Türkiye sıcak bakar mıydı

AKP hükümeti başından beri Irak’ın toprak bütünlüğünü savunurken, Meclis’e getirdiği teskere kabul edilmemesine rağmen ABD’nin Irak’a girmesi için elinden geleni yaptı. ABD, Taliban milislerini Rusya’ya karşı eğitirken, Kapitalist bir Afganistan hayal ediyordu. O gün eğittiği milisleri bugün ABD’nin en büyük sorunu haline gelmiştir. IŞİD gerçeği de böyle! Bunu en güzel açıklayacak söz; “bugünün doğruları, yarının yanlışları olabilir” ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra, ABD; Müslümanlara korkunç şeyler yapmıştır. Bugün bir ABD düşmanlığı varsa bu kendi ektiğinin karşılığıdır.

Batının Kürdistan projesi

Şimdi bu coğrafya yine aynı oyunla karşı karşıya! Hatırlayınız! Sevr anlaşmasında bir Kürdistan projesi başköşededir. İki aşamada projelendirilmiştir. İlk aşamada yerel özerklik sağlanacaktır. Suriye, Irak ve Türkiye’nin sınırındaki bölge özerk olacaktır. Yetki, dikkat ediniz! Bölge insanında değil, İngiliz, Fransız ve İtalya hükümetlerinin atadığı bir komisyonda olacaktır. İkinci aşamada Suriye ve Irak Türkiye sınırındaki Kürtler Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti’ne başvuracaklardı. Milletler Cemiyeti verileri ikna edici bulursa Türkiye’nin bölgeler üzerindeki bütün halkları ve sıfatlarından vaz geçmek zorunda kalacaktır. Plan 1921’de buydu. Bugün plan neydi

Terör örgütü yandaşları bugün aynı yolu izliyor. Öcalan’ın eski avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu yazıyor:

“Kürt meselesi bölgesel bir mesele diyorlardı. Bölge devletlerinden tutumlarını değiştirmeleri beklenmeli!”

Beklerken yapılacakları şöyle sıralıyor:

Toplumsal ekonomik ve siyasal istikrarsızlaştırmalar.

İç savaşlar ve bölgesel savaşlarla ekonomik yaptırımlar

Uzun vadeli ve karmaşık stratejilerle değişimin zamana yayılması

Kürtler ve Yahudilerin kaderi birbirine benziyor ikisi de tarih boyunca acılar çekti. (Kasım 2010)

Böyle diyordu Öcalan’ın avukatı. Bu kader arkadaşlığını öldürülmeden önce Uğur Mumcu son yazısında şu tespiti yapıyordu: “Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-BARZANİ ilişkisidir. MOSSAD İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür.”(Cumhuriyet gazetesi 7 Ocak 1993)

BBC Peşmerge’nin eğitim görüntüleri ekrana veriyordu. Verdiği görüntülü haberde:

“MOSSAD Peşmerge’yi eğitiyor. Yer Kuzey Irak. Eğitenler: İsrailliler. Eğitilenler: Kürtler. Hükümet bunu inkâr ediyor ama görünen bu. Biz Görüntüleri ilk elde edeniz. Ve burada çalışan bir görevliyle de bir röportaj gerçekleştirdik.

Yetkili:

“Günler çok huzursuz geçiyor. Çünkü nerde olduğumu ve kim olduğumu biliyorum. Kimliğim her an ortaya çıkabilir.”

Uğur Mumcu öldürülmeden önceki son yazısında İngiltere’de çıkan The Guardian gazetesinde Lan Black ve Brooking Enstitüsü’nden Benny Morris’in kitabındaki bilgileri bize aktarmıştı. Kitaptaki bilgiler İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanmıştı:

“İsrail istihbaratı bölgenin jandarması olarak Kürt ayrılıkçılara milyonlarca dolar aktarmıştı…!”

Ama kader konusuna gelirsek, Yahudiler sözüm ona VAAT EDİLEN TOPRAKLARDA Filistinliyi yok etmek pahasına yaşıyor. Dikkat etsinler, bugün emperyalizmin desteğini alan Kürt ayrılıkçılar yarın Filistin halkının kaderiyle baş başa kalmasınlar! Kürt milletinin akıbeti de Filistinliler gibi olacaktır. Batının dostları değil, çıkarları vardır. Bugün kullandıkları Kürt kardeşlerimizi yarın harcayacaklarını, tarihe bakıp rahatlıkla söyleyebiliriz.

Malum İngilizler önce Arapları kullandı; ama sonunda Yahudileri bölgenin kralı yaptı… Bölgede kan ve gözyaşı ayyuka çıkınca işin içinden sıyrıldı. İngilizler mandası altında bulunan Filistin bölgesini, bir buçuk saat içinde Birleşmiş Milletlere devretti ve 1948’de bir Yahudi Devleti ortaya çıktı. İsrail Devleti kurulduğunda Yahudi göçmenler, Filistin topraklarının yüzde 7’sine sahiptiler… Yıllar içinde yarısından fazlasını ele geçirdiler. Araplar kendi vatanlarında köleleştirdiler ya da yok ettiler! Batı her zamanki gibi karanlık yüzünü bir kez daha göstertmişti.

Bugün de bölgede aynı aktörler var. İngilizler ve Amerikalılar! Bu iki devlet ardı ardına yayınlanan Sevr projelerinin arkasındalar! Kendi çıkarları için her şeyi mubah gören anlayışla planlarını bir bir gerçekleştiriyorlardı.

Çekiç Güç topraklarımıza yerleştikten sonra, meydana getirdiği konforlu ortamda; Kuzey Irak batılı yardım kuruluşları ve ajanlarla dolup taşacaktı. Birleşmiş Milletlerin kontrolünde ve Çekiç Gücün denetimindeki şeritte bir Kürt devleti için kolları sıvamışlardı. Almanya’da doğrudan devlet tarafından gizli şekilde desteklenen WHH Welthungerhilfe bugün IŞID’in kontrol ettiği bölgelerde rahatlıkla faaliyet göstermesi şaşırtıcı değil mi Bu bölgeye Almanya’nın dışında ABD’nin ve Fransa’nın sivil Toplu Kuruluşlarının da faaliyet alanlarıdır. Bu kuruluşların önemli bir kısmının doğrudan sınır bölgelerinde faaliyet göstermesi dikkat çekicidir.

Örneğin, Şanlıurfa/Akçakale’de faaliyet gösteren Concern Worlwide ve MSF’nin faaliyetlerinde insani yardımı hedeflediklerini ifade etmektedirler. Ancak MSF’nin Türkiye’de kayıtlı olmamasına rağmen sınır bölgesinde ne tür faaliyet gösterdiği hakkında devletin bir bilgisi var mıdır

Bu yardım kuruluşları hiçbir zaman bu bölgede eksik olmamıştı. Yaklaşık 200 sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinden söz ediyorlar. Bu yardım kuruluşları bana, ABD’nin ekonomi tetikçisi olan John Perkins’i hatırlattı. ABD’de tam 24 yayınevinin yayınlamaya cesaret edemediği; ”Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” isimli kitabında, sömüreceği ülke için istihbarat toplamak ve o ülkenin konuşulan dillerini lehçelerine kadar öğrenmek için gönderilen istihbarat elemanları yardım kuruluşunda görevli gibi o ülkeye gittiklerini itiraf ediyordu. John Perkins’e göre:

“Ekonomi tetikçi dediğim kişiler, birçok ülkeyi trilyonlarca dolar dolandıran, yüksek ücretli profesyonellerdir. Bu kişiler, Dünya Bankası, Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı “yardım” kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailelerin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet vardır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eskidir ama günümüzün küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum Ben bir ekonomik tetikçi idim”

Ülkeyi borçlandırmak ve küresel baronların sömürüsüne açmak için nasıl kaos meydana getirdiklerini ve iç savaşa sürüklediklerini John Perkins büyük cesaretle kitabında anlatmaktadır.

Başkan Kennedy 1961’de bu yardımlar konusunda şöyle diyordu:

”Dış yardım, Amerika Bileşik Devletleri’nin dünyayı denetleme ve etkileme aracı olan ve kesinlikle çökecek ya da komünist bloğa geçebilecek ülkelerin güçlendirilmesini sağlayan bir yöntemdir.”

ABD yardımı insanlık adına değil, kendi çıkarları adına yapmaktadır. Başkanın dediğinin özeti budur.

Öğrenilmiş çaresizlik

Yıllarca yapılan propagandalar ve algı operasyonlarıyla Amerika’sız hiçbir şey yapılmayacağı bize öğretildi. Amerika’dan icazet almayan hiçbir siyasetçinin uzun süre siyasi arenada kalması mümkün olamaz hale gelmiştir. Milli bir beraberliği engellemek için her zaman fesatçılar devreye sokulmuştur. Zaten borçlandırarak, kalkınmamız engellenmiş ve itaat eder hale getirilmiştir. “Milli” diyen herkes bir şekilde siyasi arenadan silinmiştir. Hâlâ uyanmamaktayız ve hâlâ içimizde batıyla iş birliği yapmaya zorlanmaktayız. Bugün komşularımızda yaşanan olaylar, içimizi karıştırmaması mümkün mü IŞID’in yok edilmesi başka bir terör örgütünün çıkmasını engellemeyecektir. Bütün mesele komşularımızın toprak bütünlüğünü korumak ve istikrarlı yönetimlerin oluşması için çalışmaktır. Bu yapılmadığı sürece Türkiye’nin huzurlu olmayacağı muhakkaktır. PKK’nın silahsızlandırılması ve barış ortamın oluşturulması önemlidir. Fakat ABD ve AB ülkeleri yarın yerine başka bir terör örgütü koymayacağının garantisi var mıdır Petrol kavgaları sürdüğü sürece hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de terör örgütleri var olmaya devam edecektir. Eğer ülkemizi ekonomik anlamda kalkındıramazsak, emperyalist ülkelere kölelik yapmaya devam ederiz. Türkiye’nin güney doğusunun kalkınmaması ve geri kalmasının nedeni de ABD’nin engellemesidir. Bunun nedeni ABD’nin Kürt politikasının biçimlenmesi için uygulanan politikadır.