Gittiler, ardına bakmadan gülce bakışlılar. Işık huzmeleri vardı gözlerinde. Tebessümleri çehrelerine yayıldığında hayat verirdi insan.
Bırakıp gittiler…
Yalnız bıraktılar bizleri. Kalakaldık dertlerimizle. Çaresiz ve buruk duygular içinde onları düşleyeceğiz.
Buhranlarımızla baş başa bıraktılar. Cebelleşmenin başlaması kaçınılmaz. Yine yılgınlık başlayacak. Bıkkınlıklar saracak benliğimizi. İyi günlere aydınlık günlere olan özlemlerimiz artacak. Kaos ve zihinsel kirlilik algılarımızı mahvediyor. Tahammül sınırlarımızı aşıyor. Yıpranıyoruz. Bu sinir çatışmalarının arasında kendimize nasıl geleceğiz Bilemiyorum.
O duyguları…
Duygular… Asil, munis, sevecen, yaklaşımcı; asil mi asil! Tekrar yaşayabilsek, kardeşçe yaşayabilsek o mutlulukları…
Tekrar duyabilsek o tatlı, duygulu, içli, samimi sözleri. O sadakati, o duyarlılığı tekrar görebilsek…
Dokunabilsek o güzel insanlara ve daim olabilsek o meclislerde! Yüreğimiz coşkuyla atıp, karamsarlıklar tarumar olsa ve kendimizi hülyalarda bulur gibi hayatın gerçeğinde bulabilsek!
Olmaz mı
Olur, olur elbet.
Sevince neden olmasın… Olmalı. Hayatı sevinçlerle yaşamalıyız. Karanlıkları yırtmalı, yüzlerdeki kederli çizgileri silerek mesut olmalıyız. Tebessümler benizlerimizde hiç eksik olmamalı. Kaygılardan uzak; bizleri zordan zora sokan düşüncelerden sıyrılarak bakabilmeliyiz. Bütün güçlükleri elbirliğiyle yenmenin yollarını aramalıyız. İrademiz yaşama sevinciyle bütünleşmeli ve kendimizi güçlü hissetmeliyiz. Bu mutlu gücü birleştirmeliyiz. Fert fert huzura giden yolda var gücümüzle ilerleyebilmeliyiz. Fertlerin bu gücü topluma yol göstermeli ve toplumla kucaklaşmalı, topyekûn sevinçlerle kalkınmalı, dost duygular genişleyerek devam etmeli.
Sevmeli.
Ağacı, dalı, yaprağı, filizi, gülü, dikeni, çiçekleri, dağı, taşı, toprağı; kurak da olsa mümbit de olsa bakir topraklar gibi sevmeliyiz yeryüzünü.
Toprak, ana gibi yar olmuş, rızık vermiş. Rabbim, toprakla sevmişim karasını yeşilini. Gönlüm onunla sürur ve sükûn bulmuş, gökyüzünde de onunla ruhum dinlenmiş, pınarında ruhum yine onunla kanmış, yunmuş yıkanmış.
Nasıl sevmez, sevemez insan tabiatı ve tabiatın yoğurduğu insanı!
İnsan!
Meçhul insan!
Bütün varlığını ve yokluğunu onda bulan insan. İnsanda yok olup insanda var olmak ve o sebeple de kendini görmek! Fakat bir yandan da birbirine yaptığını bırakmayan insanoğlu!.. Bütün bu nefretler, kinler, kötülükler, çirkinlikler, hainlikler alçalışlarda…
Kendini kaybedişlerde…
İfritçe duygular sarmalında hüsran çıkmazında…
İnsanlık!
Ve yine dünyanın bütün güzel huyları…
Ve yine insanı bir hoş eden yanlarını onda bulduğumuz insanlık!
O pırıltılar yine o gözlerde… Bazen bakamadığımız, utandığımız, nedamet duyduğumuz bin bir özürle varıp kapısına dayandığımız… Bağrına basılası insanlık tüm kötülüklerinden ayrıl da gel! Seni ruhumuzun engin derinliklerinde tüm güzel hasletlerimizle, güzelliklerimizle kucaklayalım.
Sevgimizin tezahürü yeniden canlansın! Her dem diri kalsın. Ruhumuzu manevi esintilerle doldursun. Artık bu sevgi rüzgârı ne taraftan esecekse essin.
Sevginin doyumsuzluğunda boğulalım yeter artık!