Türkiye bulunduğu coğrafi konum itibariyle, bölgede Malazgirt’ten beri varoluşundan dolayıdır ki, bölge halkları tarafından güvenilirliğini her zaman muhafaza etmiştir. Batı öyle mi Ortadoğu’ya ve Afrika’ya sadece sömürü, gözyaşı ve kandan başka bir şey vermemiştir. ABD’nin ve Batı’nın yaşayabilmesi için bu bölgenin petrolüne ihtiyacı vardır. Bundan dolayı batı için önemli olan kendi çıkarıdır. Kraliçe Viktorya dönemi Birleşik Krallığın (İngiltere’nin) ünlü Dışişleri Bakanı Palmerston bu menfaat ilişkisini şu şekilde izah ediyor:
“Bizim ebedi düşmanlarımız ve dostlarımız yoktur, sadece ebedi ülke çıkarlarımız vardır.”
Irak’ta yaşanan bu durumu bu düşünce doğrultusunda tahlil etmek durumundayız. Başla türlüsü bizim yanılmamıza neden olacaktır. Stratejik ortaklarımızın çıkarlarını koruduğumuz sürece hep sırtımız sıvazlayacaklar.
Yıl 1912. Amerikan başkanı Woordrow Wılson; Türkiye’yi param parça eden ünlü Wilson prensiplerine adını veren kişi, Türkiye sınırları içine bir Kürdistan, bir Ermenistan haritası çizen bir Amerikan başkanı bakın ne diyordu:
“Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diploması ve gerekirse zor kullanılmalıdır.”
Diplomasiyi de, zoru da kullandılar. Irak’ta bıraktıkları gözyaşı, kan, binlerce ölü ve tecavüz edilen kadınlardan başka bir şey değildi. Etnik çatışmayla petrol coğrafyasını parçaladılar. Lozan’da Musul meselesi konuşulurken, şeyh Sait isyanını çıkarttılar. Osmanlı toprakları 7 düvel için hayati önemdeydi. O günden beri değişen bir şey yok! O gün savaştığın 7 düvelle bugün gerdeğe giriyoruz. Dünya değişmiş, globalleşmiş ama 7 düvelin İslam’a bakışı değişmemiş ve İslam toprakları onlar için önemini hiçbir zaman yitirmemişti. Bu coğrafya, buğdayın, pamuğun, petrolün merkeziydi. 1916’da Fransızlar savaşın nedenini ve bölgenin nimetlerini şöyle dile getirmişlerdi:
“Kilikya, Suriye, Filistin, Kürdistan ve Musul bize hemen şunları sağlayacaklardır.
Buğday: Yılda 115 milyon kental.
Petrol: Başka hiçbir yerde bulamadığımız ve yarın onsuz büyük bir millet olunmayacak olan petrol. Petrolsüz ne ordu ne deniz kuvvetleri mümkündür.
Pamuk ve Yün: İşletmelerimiz bu maddeleri büyük güçlük ve korkunç fiyatlarla İngiltere ve Amerika’dan alabiliyor. (Duplex Commitee 1916)”
87 Yıl sonra kapalı kapılar ardında benzer pazarlıklar 2003 yılında Irak toprakları için yapıldı. İngiliz Independent gazetesi 19 Nisan 2011’de yaptığı açıklamada:
“Çok uluslu dünya petrol şirketleri pazarlık yapmışlardı ne Kürtlerin hakları için ne de demokrasi için girmişlerdi. Ne Iraklıların demokrat yaşamaları umurundaydı ne de kitle imha silahları. Gazın, madenin, petrolün peşindeydiler. “
Açıklanan gizli mesajlara göre işgalden aylar önce koyu pazarlıklar yapılmıştı. İngiliz Ticaret Bakanı Elizabeth Symons, Amerika’ya yaptığı lobi çalışmaları sırasında şu soruyu soruyordu:
“İşgale destek verirsek, İngiliz petrol şirketleri Irak petrolünden ne kadar pay alır
İngiltere Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu başkanı Edward Chaplin:
“Saddam sonrası Irak’ta İngiliz petrol şirketleri için adil bir hisse almaya kararlıyız” (Ekim 2002)
İstediklerini aldılar! Bugün sadece Irak’ın güneyindeki Rumelia bölgesinde yılda 700 milyon dolar petrolden kâr elde ediyorlar. Onlar kâr ediyor, Irak halkı ağlıyor, fakirlik ve perişanlık içinde yaşıyor. İşte demokrasi, batının adaleti, petrol varilleriyle yakından ilişkili. Oyun değişmedi, Osmanlı devleti toprakları petrol deniziydi. İngiliz ajanı Lawrence, yıllarca bu coğrafyada adım adım boşuna gezmemişti. Arapları Osmanlı’ya karşı ayaklandırmış, kendi aralarında savaştırmış, para ve krallık vaadiyle kandırmıştı. Sonunda Osmanlı paramparça oldu. Batılı devletler Sevr anlaşmasını padişahın önüne koydu. Bugün 7 düvel aynı oyunu oynamaktadır. Yine Kürt kardeşlerimizi, Arap kardeşlerimizi kandırıyorlar, mezhepler ve etnik gruplar arasına fitne sokuyorlar ve onları silahlandırıyor ve birbirleriyle savaştırıyorlardı. Birlik olmanın ve İslam Birliği altında toplanmanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bugün Irak topraklarında IŞID diye bir terör örgütü varsa bunun nedeni, batının yanlış politikaları sonucudur.
Batı; niyetini hiçbir zaman saklama ihtiyacı duymadı. Obama’nın Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, Türkiye’nin Suriye sınırındaki Kürt bölgesi Kobani’de yaşanan IŞID saldırılarına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta: “ABD’nin önceliğinin Kobani değil, kendi stratejik hedefleri” olduğunu dile getirdi. Bunların ne demokrasi, ne insan hakları düşünceleri var. Sadece petrolün peşindeler. Bütün olayların altında bu yatmaktadır. Eğer mezhepler ve etkin gruplar bir araya gelip, güç birliği yapmazsalar, bu coğrafya da ne kan ne de gözyaşı diner. İşte bunun için “D-8’ler engellendi. İşte bunun için “İslam Birliği” kurmak isteyen Erbakan’ın önü kesildi.