BİR önceki yazımızda “Altın Pirinci” anlatıyorduk bir hatırlatmayla konuya girelim.
“Rockefeller ve Ford vakıfları uluslararası Pirinç Biyoteknolojisi Programı (IPRB) aracılığıyla “Altın Pirinç” üretti. Bunu satmak için şu yalanı uydurdular. Dediler ki; “Azgelişmiş ülkelerde A vitamini eksikliği bebeklerde körlüğe ve ölümlere neden olmaktadır. Biz genetiğini değiştirerek A vitaminli (beta-karotenli) pirinç ürettik. Hastalığı bu şekilde yendik!” Pirincin genetiğiyle oynanınca rengi turuncu oldu. Turuncu olunca bunu pazarlamak için “Altın Pirinç” adı verildi; yani altın gibi değerliydi(!) Hep az gelişmiş ülkeler deneyler için kobaylık görevi yapmadılar mı Tarihi köleliklerle ve sömürüyle dolu olan batı için insanın değeri yoktur.”
“Altın Pirinci” üçüncü dünya ülkelerine pazarlayabilmek için Uluslararası Pirinç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Pinstripe Anderson’u devreye sokuyorlardı. Anderson;”A vitaminli pirincin, Asya’daki yoksullar için gerekli olduğunu çünkü “dünyada yetersiz beslenen insanların çok büyük bir çoğunluğuna ilaç götüremediklerini” ifade ediyordu. Uluslararası Pirinç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Pinstripe Anderson bu yalanın ortağı oluyordu… Bu büyük bir yalandı. Çünkü A vitamini; karaciğer, yumurta sarısı, tavuk eti, süt ve tereyağından sağlanabilirdi. A vitamininin öncüsü olan beta-karoten, koyu yeşil yapraklı sebzelerden, ıspanaktan, havuçtan, kabaktan ve mangoda bulunuyordu. Dolayısıyla çok rahat bu A vitamini alınabilirdi. Bilim bu yalanlara hep ortak edildi. Korkunç gerçekse “Altın Pirinç” bebeklerde beyin hasarına yol açıyordu! Bugün Asya’da bulunan 140 bin çeşit pirinç türü sayısı 6’ya kadar düşürüldü. Çokuluslu şirketlerin bir oyunundan başka bir şey değildir. Amerika’yı idare eden bu şirketler, hem bizi hem de Asya’yı sömürüyordu. Dünyaya pazarlanan GDO’lu tohumların yüzde 99’unu ABD şirketleri üretiyor. ABD şirketlerini de yöneten belli başlı Siyonist ailelerdi.
Türkiye’de 13 bin tohum çeşidi var ve bunun 3 bini Anadolu topraklarına özgü. Ancak bu tohumlar genetikleriyle oynanarak patent hakkı alınmakta ve böylece hızlı bir şekilde küresel şirketlerin eline geçmektedir. Bunu engelleyecek olan iktidar değil mi Vatandaş olarak bunu engelleme şansımız var mıdır Tohum yasasıyla en büyük darbeyi de AKP hükümeti yapmıştır. Çokuluslu şirketlerin istediği yasaları çıkararak onların önünü açmıştır. Tersine göç için tarım yeniden canlandırılmalı şehirlerin kalabalıklaşması önlenmeliydi. Hükümetin tersine göç projesi var mıdır Hiç duydunuz mu Bir ülkenin gücü yaptığı yollardan değil, üretiminden gelmektedir. Hem sanayide yeterli üretimin yok hem de tarımda. Yollar sadece kalkınmanın göstergesi olur ama sana güç katacak olan üretimden aldığın güçtür.
ABD nin dış politikalarına yön veren şeytanın avukatlığını yapan Henry Kissinger:
“Tarım bizim için, tarım bakanlarına bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin. Yiyecek bir silahtır ve bizim müzakere çantamızdaki araçlardan biridir!”
Bunu ABD düşünebiliyor da neden benim hükümetim, ziraat mühendislerim, STK’lar ve üniversiteler düşünmüyor Neden kendi tarımımızı yaparken birden İsrail’in tekeline girdik. Ekranlarda dik duranlar kapalı kapılar artından taviz mi vermektedirler Allah aşkına! Başörtüsünü verdiler karşılığında başka bir şey mi aldılar Başörtüsüne ne bedel ödedik
Sonuç olarak;
Türkiye 3 bin endemik yani sadece Türkiye’de bulunan, toplam 13 bin bitki çeşitliliğine sahiptir. Genleriyle nasıl oynandığı bilinmeyen tohumları milyonlarca döviz ödeyerek satın alacağız, ekip diktikten sonra gübre ve zirai mücadele ilacını da aynı yerlerden temin edeceğiz. Yedikten sonrada kanser olduğumuzda da yine aynı yabancı şirketlere avuç açarak yine milyonlarca para ödeyerek ilaç alacağız! Bir köle düzeni kuruldu. Farkında mısınız Konuşulana değil, icraata bak! Uyan Müslüman uyan!!!
Endemik bitki: bulunduğu bölgenin ekolojik şartlarından dolayı yalnızca belirli bölgede yetişebilen, dünyanın başka yerinde yetişme ihtimali olmayan, yöreye özgü bitki türüdür.
Hoş geldin bebek!
Uzun yıllar Rabbime yakarışların neticesinde aileye güneş gibi doğdun. Çok şükür Rabbim seni bize verdi. En çok, doktor doktor gezen annen sevindi. İsmi gibi övülmeye değer, hamdeden, şükreden ve benim ortanca kız kardeşim olan Hamide’nin kızı olarak dünyaya geldin. Sana hiç düşünmeden Lina ismini koydu. Bu isimle kulağına ezanı okudular. İsminin anlamı “Hurma fidesi” İnşallah Hurma meyvesi gibi, insanlığa faydalı olursun. Dayın seni çok sevdi.