Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

Türkiye’de yürürlükte olan düzen, Protestanlık dininin ürünü olan faizci kapitalist zulüm düzenidir. Bu düzenin temel gayesi, bütün insanlığı ırkçı emperyalizmin kölesi haline getirmektir. Bu düzen, gayesini gerçekleştirmek için FAİZİ ve VERGİYİ silah olarak kullanmaktadır. Faiz; üretenin üretimi kadar elde ettiği tüketme hakkının bir bölümünün, faizi verene aktarılması aracıdır. Bu yüzden, faize dayalı bankacılık sistemi Siyonizm’in hileli düzeninin canıdır. Vergiler, haksız vergiler ise kölelik düzeninin bir başka mikrobudur. Bu vergilerle, toplumların varlıkları hileli yollardan elinden alınır ve ırkçı emperyalizme aktarılır. Denilebilir ki devlet vergi almayacak mı? Elbette devlet vergi toplayacak, ancak bu verginin zemininin adil ve meşru olması gerekir. Milli Görüş esaslarına göre bir şeyin vergiye tabi olması için aranan şart, ancak “hakikaten ve hükmen artan” özellikte olmasıdır. Ticaret malları, tarım ürünleri, sanayi ürünleri, madenler ve hayvancılık gibi üremeye ve çoğalmaya müsait şeyler, Milli Görüş’e göre vergiye tabidirler. Devlet vergiyi bu ve benzeri şeylerden alırsa hakkını almış olur. “Hakikaten ve hükmen artan” özeliği olmayan hiçbir şeyden vergi alınamaz. “Hakikaten ve hükmen artan” özelliğine sahip olmayan şeylerden vergi almak zulümdür. Bu şeylerden vergi alan devlet zalim olur. Günümüzde yürürlükte bulunan vergilerin tamamı haksız yere alınan zulüm vergileridir. Bu vergileri icat eden zihniyet, Siyonizm’dir. Bu vergilerin altında yatan anlayış, köle olan insanoğlunun efendi olan “üstün insana” ödemekle mükellef olduğu kölelik hakkı anlayışıdır. Misalen KDV bir tüketim vergisidir. Vatandaş bu vergiyi niçin ödüyor? Çünkü tüketilen mal “üstün insana ait” bir mülk olduğuna inanıldığından, bu malı tüketme izni karşılığında bu vergi ödeniyor. ÖTV de aynı mantıkla tahsil edilen bir vergidir. Emlak Vergisi, Alım Satım Vergisi, Gelir Vergisi, Veraset İntikal Vergisi gibi vergiler hep aynı mantıkla tahsil edilen vergiler. Yeryüzü ve üzerindeki her şey, Yahudi ilahı YAHOVA tarafından Ben-i İsrail’e tahsis edilmiş mülk olduğuna inanıldığından, bu mülkten kullanılan her şeyin kirası vergi olarak kullanandan tahsil ediliyor ve sahibine aktarılıyor. Bu vergilerin hepsi Yahudi vergisidir. Dünya Siyonizm’i, milletlerin varlıklarını faiz ve haksız vergiler yoluyla kendileri için hazineye dönüştürmektedir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Türkiye’de yürürlükteki düzen “faiz ve zulüm vergileri” düzeni olduğu için biz zelil bir şekilde yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu düzene rıza gösterdiğimiz sürece de bu zilletten kurtulmamız mümkün olmayacaktır.

ÇARE VARDIR

Zilletin karşıtı izzettir. Karanlığın karşıtı aydınlıktır. Her şey zıddı ile kaimdir. Yahudi’nin bu günkü zulüm düzeninin karşısında Milli Görüş’ün savunduğu Adil Düzen vardır. Adil Düzen hakkı üstün tutan ve adaleti esas alan bir düzendir. Kurtuluş bu düzendedir. Adil Düzenden başka bir çare de yoktur. Adil Düzen, kâmil ve tam bir düzendir ve asırlar boyunca, hâkim olduğu devirlerin gereklerine uygun olarak tatbik edilmiştir. Bu düzenin hâkim olduğu dönemlerde bütün insanlık saadet içinde huzur ve barış ikliminde yaşamışlardır. Çünkü bu düzen, insanın yaratılmış olduğu fıtrata uygun bir düzendir. Bu düzenin temelinde sevgi ve şefkat vardır. İnsanlığın aradığı “mutluluk ve saadet” düzeni, işte bu Adil Düzen’dir. Adil Düzen, faizci kapitalist zulüm düzeninin sebep olduğu manevi ve iktisadi sorunları çözecek tek düzendir. Bu düzende; 1-İnsanların maddi ve manevi ihtiyaçları dengeli bir şekilde karşılanır. Ülkenin manevi ve maddi kalkınması kısa bir süre içinde sağlanır.

2-Bu düzen, herkese refah getirir. Ucuzluk getirir. İsrafı önler. Her kabiliyetli insanın üretim yapmasına imkân hazırlar. Üretimi artırır. İşsizliği önler. İhracatı artırır. Geri kalmışlığı önler. Dürüstlük ve ahlaki gelişmeyi teşvik eder. 3-Adil Düzen, borçlanarak değil “Kendi Gücüyle Kalkınmayı” esas alır. Ülkenin milli, güçlü, süratli yaygın kalkınma stratejilerine uygun “Makro Planlar” hazırlanır. Bu planlara uygun verimli “Yatırım Projeleri” geliştirilir. Bu projelerin belirlenen hedefleri gerçekleştirmesi için gerekli teşvikler sağlanır. 4-Adil Düzende ülke borç ve faizin esiri olmaktan kurtulur. Ülkenin evlatları “taklitçi” olarak değil, “inançlı kadrolar” olarak yetiştirilir. Bu inançlı kadrolar inançla, şuurla, azimle, sebatla, yardımlaşarak ve çalışarak kalkınma hamlelerini elbirliğiyle başarır. 5-Üretimin yanında eğitime, manevi terbiyeye ve özellikle “nefis terbiyesine” büyük önem verilir. İnsanlar iyi ahlak sahibi insanlar olarak yetiştirir. 6-Adil Düzen’e dayalı yeni bir dünyanın kurulmasıyla maddi ve manevi kalkınma daha hızlı ve dengeli olur. Yol arayana doğru yol, Adil Düzen yoludur. Başka da çare yoktur.

SAADET PARTİSİ, ADİL DÜZEN DEMEKTİR

Türkiye ancak, yürürlükteki faizci köle düzenini terk edip Adil Düzen’e geçerek Yeniden Büyük Türkiye olabilir. Bu düzeni AK Parti 15 yıllık iktidarı döneminde kurmadı, kurmaya yanaşmadı. Bilakis bugünkü liberal, faizci zulüm düzenini yürütme yolunu seçti. Adil Düzen’i CHP, MHP ve diğerleri de kuramaz. Çünkü böyle bir düzeni kurmaya mayaları müsait değildir. İnanmamız gereken gerçek şudur. Adil Düzeni Türkiye’de ancak Saadet Partisi kurabilir. Böyle bir düzenin kurulmasını isteyenlerin Saadet Partisi’ni kahir bir ekseriyetle iktidara taşıması halinde Saadet Partisi, Adil Düzen’i kurma imkânına kavuşur. Gören gözler için Saadet Partisi tek alternatiftir. Erbakan Hocamız ne güzel demiş: “Millî Nizam’la ‘Bismillah’, Millî Selamet’le ‘İnşaallah’, Refah›la ‘Maşallah’, Fazilet›le ‘Elhamdülillah’, Saadet’e erenlere selam olsun.” Selam hidayete tabi olanlara…