Avrupa Parlamentosu’nun (AP), Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerinin geçici bir süreliğine dondurulması, 37’ye karşı 479 oyla kabul edildi. 53 yıldır AB’ye girmek için mücadele eden Türkiye’nin, 14 yıldır AKP döneminde yoğun bir şekilde ev ödevi yapması hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ile ilgili yapmış olduğu yeni açıklamasında; Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki tam üyelik görüşmelerinde yeni fasılların açılmasına karşı olduğunu ifade etti. AB’nin en güçlü ülkesi olan Almanya’nın bu açıklamasından sonra hâlâ bu kapıda beklemek sizce doğru bir karar mıdır? Türkiye tamamen Hıristiyan olmadıkça AB’ye kabul edilmeyeceği açık seçik ortadadır. Çünkü AB sadece siyasi ve idari bir örgütlenme değil, bir Hıristiyan medeniyeti projesidir. Bu medeniyetin içerisinde bir İslam ülkesine yer yoktur. Eğer Türkiye aklını başına almayıp AB kapısında beklemeye devam ederse, geriye, dönülmez yaralar açılacağı muhakkaktır. Zaten Türkiye’nin bugünden itibaren AB ile ilişkilerde 2001-2004 arasında yakaladığımız o dinamiği yeniden yakalaması mümkün değildir. 

AB’nin tutumuna karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB’ye rest çekerek Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyelikten söz etti. Erdoğan, Avrupa Birliği’nden yılsonuna kadar karar vermesini, aksi takdirde yılbaşında konuyu referanduma götüreceklerini de ifade etti. Dünyada Avrupa Birliği’nin bir alternatifi yok. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) olsa olsa NATO’nun alternatifi olabilir. Dolayısıyla Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olduğu anda kendisini NATO’nun dışında bulur diye düşünüyorum. Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail ile ilgili sarf ettiği sözlerde nasıl geri adım atmışsa, AB ile ilgili söylediği sözlerde de geri adım atması çok uzak bir olasılık değildir. Unutulmamalıdır ki; Türkiye’nin tarihinden gelen bir lider ülke olma vasfı vardır. Türkiye’nin AB ya da Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) kapılarında beklemesi yakışık almaz.

Bize İslam Birliği’ni kurmak yakışır. Bunu başarırsak, AB ve ŞİÖ’nün alternatifi bir ekonomik birlik meydana getirmiş oluruz. “İslam ülkesi mi kaldı? Kiminle birlik olacağız?” gibi sözlerle her ne kadar şevkimizi kırmaya kalksalar da; kurulmuş olan D-8 gibi bir oluşum var ki, kanımca yola çıkmanız için yeterli olacaktır.

Stratejik ortak olarak hareket ettiğimiz ABD; nasıl PYD’ye destekleyip kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyorsa, Avrupa ülkelerinde İslamafobi yaygın hale geldiyse, ABD ve AB ortak olarak İslam ülkelerini sömürme planı yapıyorsa, çokuluslu şirketlerin (şirketokrasi) “İslam’a karşı İslam” projesiyle Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyorsa, İslam Birliği’nin kurulması artık kaçınılmaz bir hâl almıştır. Bundan kaçmak cehenneme kendi ateşini taşımaktan başka bir işe yaramaz. PKK; DAEŞ ile mücadele ettiğini söyleyerek, terör örgütleri listesinden çıkarılmak için AB’ye başvuru yaptı. Bu başvurusundan dolayı, 53 yıldır girmeye çalıştığımız AB Adalet Divanı; PKK’yı terör örgütü listesinden çıkarmayı görüşüyorsa, bu Türkiye’ye yapılan en büyük hainlik olduğunu düşünüyorum. Yol bellidir. İslam Birliği olmazsa olmazımızdır. Tabi ki milli düşünene ve anlayana…