Toptancı yaklaşım, hele düşünce, yanıltıcı olmanın ötesinde savunur gibi gözüktüğü konuya, ideale, dava ve inanca büyük zarar verir. Konunun, idealin, dava ve inancın mahiyetini, özünü, farkında olmadan, hatta bütün iyi niyetine rağmen çarpıtır, dönüştürür, başkalaştırır ve yabancılaştırır. Doğal olarak toptancı zihin, hep aynı doğru noktada olduğu sanısı içinde, savunduğuyla kendine de uzaklaşır, yabancılaşır ve öyle bir savruluş dönemecine gelir ki, yanılgısını, yanlışını hakikatin önüne koyar da, bunu ayırt edici bilinçten bile yoksunlaşır.

Toptancı yaklaşımcılığın, hayale bile getirilemeyen temel eksikliği ve aynı zamanda yoksunluğu, bilginin doğruluğu sorununu kavrayamamadır. Ayrıca doğru bilginin anlam ve yöntemini bir kurgu, hatta bir “mizansen” olarak tasavvur etmesidir. Onun için, bilgi suretinde algıladığı her şeyi dilediğince kullanabileceği sanısı, hakikati kavramasında fark edemediği bir perdeye dönüştüğü halde onda hem ısrar, hem de hakikatin ışığına yönelmesinin imkanlarını ortadan kaldırır. Ama toptan yaklaşımcılık bunu bile ayırt etmede yoksundur.

Bilginin doğruluğunu bir seçenek olarak hesaba katamadığı için, doğru bilginin mahiyet ve yöntemini yeterince değerlendiremez. Buna rağmen bilgi suretinde algıladığı şeyi, herhangi bir ayıklama işlemine gerek duymaksızın dayanarak yargıda bulunur. Varsa yoksa, övünç duyduğu, kendini öncelikle isbat ve hoşnut kıldığı için yargıda bulunmakla zorunlu sayar. Yargı onun için bir üstünlük vesilesidir, cesaret göstergesidir, tanımadığı ve güvenemediği varlığının isbat nedenidir. Yargılayıcı bilgi, düşünce ve inanç, onun elinde iki ucu keskin bir kılıçtır. Bilginin, düşüncenin ve inancın güven verici, insanı hakikate yöneltici ve buluşturucu soluğu, yok edici bir mekanizmaya dönüşür.

Toptancı yaklaşım, bilginin, düşüncenin ve inancın mahiyet ve niteliklerinin inceliklerini, bu inceliklerdeki mahremiyet ve mukaddesliğine nüfuz edebilme yetisinden yoksun olduğu için, bunların önemini, değerini, yenilenme ve çiçeklenme devinimini hiçbir zaman dikkate almaz. Bunları, kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılasın diye emrine verilmiş araçlar olarak görür, öylece de kullanır.

Bu bağlamda toptancı yaklaşım, otoriter olmanın ötesinde anut, vurdumduymaz bir totaliter kimlikte tecessüm eder, somutlaşır. Varlığı, iradesi, eylemi “iktidar” hırs ve tutkusunda adeta fışkırır. Bu noktadan sonra toptancı yaklaşım, bilgiyi de, düşünce ve inancı da, bunların bağlı olduğu varlık ve değerleri de emen, sömüren, istismar ve talan eden, yağmalayan bir süreç haline gelir. Hak, hakikat, adalet, nasafet, merhamet, sevgi, hikmet, marifet, mahremiyet, ulviyet, gaiyet tüketilebilen nesnelerdir. İnsan, tarih, kültür, uygarlık, hükmetme duygu ve tutkusunu harlandırmak için ocağa atılacak maddelerdir sadece.

Tarih, toptancı yaklaşımların yıkıcı ve yakıcı mekanizmalarının çatlayan aynalarını insanlığa sergilemekten adeta yorgun düşmüştür ama yansıtma görevinden hiç de şaşmamıştır. Firavunlardı, Ebu Cehil ve Leheblerdi arkası ve soyu kesit olsa da sürüp gelenler.

Batı düşünce tarihinde, hala kokusu gelen ve dumanı tüten Skolastikten kendi şart ve bağlamında zincirinden kurtulmasını sağlayan ve “modernizm” şeklinde çok sonraları nitelenen hareketler, belki en yeni örneği sayılabilir.

Ne var ki, bizdeki toptancı yaklaşım bu örneklerin üzerinde doğru bilgi merakı, hakikat sevgisi adına bile olsa, zahmet edip algılama yoluna yönelme yerine, yaralama kılıcını çekmeye uğraşıp duruyor.