AK Partili 3 hanım milletvekilinin Meclis’e başörtüsü ile gelme kararı birden bire CHP’yi harekete geçirdi. İşin garip tarafı CHP kendini hâlâ tek parti döneminde sanıyor. Çünkü “Meclis’te başörtüsüne asla izin vermeyiz” açıklamaları birbirini izlerken, bazı CHP’liler de milletvekili hanımların başörtüsü takmasının içtüzüğe aykırı olduğunu ileri sürüyorlar. Belli ki Meclis’e başörtülü olarak gelmek isteyen milletvekillerine karşı CHP direniş sergileyecek. Laikliği ve Cumhuriyet’i korumak ve Meclis’e sahip çıkmak(!) adına inanç özgürlüğünün engellenmesi hakkını kendilerinde gördükleri anlaşılıyor.

Bu noktada insanın aklına bir takım sorular geliyor. Söz gelimi CHP’nin anladığı Cumhuriyet inançsızlık özgürlüğünü kabul ediyor da inanç özgürlüğüne onların anlayışında nedense hâlâ yer yok. İşin garip tarafı demokrasi ve özgürlük kelimelerini dillerinden düşünmeyen, kendilerini insan hakları savunucusu ilan edenlerin sıra inanç özgürlüğüne, insanların inançlarını istedikleri gibi yaşayabilmelerine gelince bir anda bir takım kavramların arkasına gizlenmeyi tercih ediyorlar. Arkasına sığındıkları kavramlara ters düşmekte bir sakınca görmüyorlar. Çünkü Cumhuriyet’i ve TBMM’yi koruma iddiası ile inancı gereği başını örtmek isteyenlere bunun çok görülmesi tezat teşkil ediyor. CHP’nin savunduğu Cumhuriyet ve demokraside inanca yer yok mu Bir diğer ifade ile CHP’nin laiklik anlayışı inancı reddederek inançsızlığı mı savunuyor Eğer böyle ise bilinmelidir ki, şahsen laikliğe hem kişisel alanda hem de kamusal alanda taraftar olamam.

CHP yıllardan beri sürdürdüğü tavrı ile halkın büyük kesimi tarafından reddedildiğini, bu sebeple de darbelerin bile CHP’yi tek başına iktidar yapmaya yetmediğini hâlâ görememiş olması da dikkat çekicidir.

Gelinen noktada tek parti döneminde toplumu dönüştürme ve başkalaştırma politikalarının sonuç vermediğini göre göre hâlâ toplumun inancına ve kültür değerlerine karşı mücadele verilmesinin siyasi mücadele ile izah edilmesi doğru olabilir mi Yani, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sergiledikleri zihniyet sebebiyle kendilerini bu toplumun iktidar yapmayacağını bile bile direnmeleri, toplum ile mücadele halinde olmalarının mantıki bir izahı olabilir mi

Kaldı ki, benim inancıma tahammül edemeyenlerin bir takım inançsızlara tahammül etmemi beklemeleri sağlıklı bir yaklaşım olabilir mi

Sonuç olarak bu köşede her fırsatta CHP ile uzlaşarak yeni bir özgürlükçü anayasa hazırlamanın mümkün olmayacağı şeklindeki yaklaşımımım doğru olduğu bu vesileyle bir kez daha görmüş olmak insanı üzüyor. Elbette bu gerçeği sadece biz değil iktidar partisinin de gördüğü kesindir. Ama buna rağmen hâlâ CHP ile uzlaşarak kısmi ya da tümden yeni bir anayasa hazırlama peşinde koşmanın mantığı olabilir mi

Bu arada dünkü yazımda dikkat çekmeye çalıştığım özgürlüklerin kullanılmasının zeminini zihniyetlerin hazırladığını, ya da yok ettiğini, bazı siyasi kadroların henüz kendileri gibi düşünmeyen ve inanmayanlara temel insan haklarına layık görmediklerine dikkat çekmeye çalışmıştım. CHP’nin son yaklaşımı bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiş bulunuyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’nun başörtüsüne karşı çıkarken söylediği şu sözler sanıyorum CHP zihniyetinin hiç değişmediğini, bundan sonra da değişmeyeceğini göstermeye yetecektir:

“Biz TBMM’nin geleneklerine sahip çıkacağız. Türban sadece bir simgedir. Burada önemli olan zihniyettir. Zihniyet asıl karşı durulması gereken husustur.”

Sayın Loğoğlu doğru söylüyor. Asıl karşı durulması gereken CHP zihniyetidir. Çağın çok gerisinde 1930’larda kalmış tek parti zihniyetidir. Çünkü bu zihniyetin zarardan başka bir getirisi olmamıştır, bundan sonra da olacağı yoktur.