Son dönemde siyasi parti genel başkanları ilginç kavramlar kullanmaya başladı, konuşmalarında. Merak ettim, kullanılan bu kelimeler, kavramlar hangi anlama geliyor? Buyursunlar;

* Tipitip: 1) Dikdörtgen şeklinde, haddinden fazla şekerli, üzerinde tipsiz bir karakter resmi bulunan bir sakız markası. Kahramanımız, Tipitip, itici bir tipi canlandırır. Uzun burnu, renkli ayakkabısı ve ilginç şapkasıyla özdeşleşmiştir. Karikatürlerinde aile içindeki yaşadığı olayları, özellikle karısı Tipitos’la yasadığı olayları dile getirir…

* Gargamel: Kötü kalpli büyücü. Çirkin… Burnundan dolayı ortaokul yıllarında çocuklara takılan itici bir lakap. Bir milletvekilinin bir siyasetçi için yaptığı yakıştırma!

* Mitomani: 1) Kişinin, ruhsal nedenlerle, gerçekleri çarpıtmayı, değiştirmeyi hastalık durumuna getirmesi.

2) İmgelemde yaşanan olağanüstü serüvenleri gerçekmişçesine anlatma tutkusu.

* Kleptomani: İnsanı, dayanılmaz, karşı konulamaz bir biçimde çalmaya, hırsızlığa yönelten ruhsal durum… Bir tür hastalık.

* Koprolali: Koprolali, istemsiz şekilde küfretme rahatsızlığıdır. Koprolali, kültürel olarak tabu olan ya da genellikle sosyal kullanım için uygun olmayan bütün sözcükleri kapsar. Kişinin kendi seslendirmesini kontrol edememesi sosyal ve profesyonel yaşamının sarsılmasına neden olabilir.

* Ha Hasan kel, ha kel Hasan!: İki alternatifin de aynı şeyi ifade ettiği durumlarda kullanılan bir deyimdir.

***

Seçimlere doğru siyasetin nabzı yükseldikçe genel başkanların da farklı salvolarına tanık olacağız, anlaşılan.

Ama ben hâlâ aynı yerdeyim; siyasi parti genel başkanları neden TV ekranında bir araya gelip medenice tartış(a)mıyorlar?

BU CÜMLELERE CEVAP GELDİ Mİ?

* İYİ Partili Aytun Çıray dedi ki: “Yüzde 22 oy oranımız. Yüzde 15.5 de “ne olursa olsun Meral Akşener’e oy vereceğim” diyor. Biz 3 kamuoyu şirketine aboneyiz. Kendimize özel çalışmalar da yaptırıyoruz.”

* İYİ Partili Aytun Çıray dedi ki: “Zaten İYİ Parti bu kadar büyümemiş olsaydı, Sayın Erdoğan yüzde 50+1’i garanti görseydi, Sayın Bahçeli’ye selam bile vermezdi.”

* İYİ Partili Aytun Çıray dedi ki: “Bütün bu ittifak arayışları, BBP’nin peşinde koşmalar, o da yetmedi Saadet Partisi’ne yalvarıp yakarmaların altında yatan gerçek, seçimi kazanamıyor olmalarıdır.”

* İYİ Partili Aytun Çıray dedi ki: “Aksi halde, burnundan kıl aldırmayacak Sayın Erdoğan’ın bütün bu insanlarla bir görüşmesi dahi olmazdı.”

***

Aytun Bey, yıllarca üst düzey bürokrat olarak devlette görev yapan bir isim.

Doğru Yol Partisi (DYP) ve ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) siyaset yaptı. Şimdi İYİ Parti’de…

İktidar cenahından bu cümlelere bir cevap geldi mi, acaba?

MASASINA 3 MİLYON DOLAR KONAN GAZETECİ!

Hatırlayınız lütfen; Aydın Doğan, Milliyet Gazetesi’ni, fırtınalı bir siyasi ortamda, 1998’de Korkmaz Yiğit’e sattığında adeta kıyamet kopmuştu.

Çok sayıda Milliyet çalışanı ve yazarı gazete ile yollarını ayıracağını ilan etmişti, bu satışa tepki olarak.

Hatta, gazetenin önemli bir yazarının istifa etmemesi ve yazılarına devam etmesi karşılığında masasına 3 milyon dolar konulduğu iddia edilmiş, bu iddia kulaktan kulağa yayılmıştı. (O yazar bugün de bir gazetede yazıyor ama o kadar etkin ve etkili değil…)

Gelen tepkiler üzerine ve satışa yeraltı dünyasından bir ismin adının karışmasıyla, 1998 yılının son çeyreğinde işadamı Korkmaz Yiğit, satın aldığı Milliyet Gazetesi’ni Aydın Doğan’a devretmek zorunda kalmıştı.

Şimdi…

Aydın Doğan sadece bir gazeteyi değil, “Amiral gemisi” olarak nitelendirilen Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere elindeki tüm medyayı Demirören Grubu’na sattı.

Nasıl tepkiler yükselecek diye merak ettim. Doğan Grubu’na yıllarını veren emektar, duayen gazeteci-yazarlar ne diyecekti bu satışa?

Mesela bir Ertuğrul Özkök, bir Taha Akyol, bir Doğan Hızlan…

“Tık” yok, hiçbirinden…

“Tık” gelmeyen bir kesim de siyaset; Doğan Grubu’nun satılmasına ilişkin iktidar başta olmak üzere siyaset dünyasından da neredeyse hiçbir yorum ve değerlendirme gelmedi… 

Biri bana anlatabilir mi, acaba? Sahi, değişen ne/neler oldu?

Sizce de böyle bir durum ilginç, daha da ötesi biraz tuhaf değil mi?

***

Fotoğraftakiler; size göre soldan sağa: Erol Simavi, Aydın Doğan ve Kemal Ilıcak…

BEDELLİ ASKERLİK ZAMANI MI?

TBMM’ye çok sayıda başvuru var; bedelli askerlik için…

Daha önce 2011 ve 2014 yıllarında uygulanan bedelli askerlik ile ilgili yaş düzenlemesi yapılmış, birçok vatandaşın uygulamadan yararlanması sağlanmıştı. 2011 yılında 35 bin TL olan bedelli askerlik ücreti, 2014 yılında yapılan düzenleneme ile 18 bin TL’ye kadar düşmüştü. Sonraki yıllarda düzenlemeye ilişkin birçok talep gelmiş, ancak şu ana kadar herhangi bir şekilde tekrarı sağlanmamıştı.

Türkiye’de hâlihazırda yüzbinlerce genç iktidardan aynı düzenlemenin tekrarlanmasını talep ediyor.

Bedelli askerlik, yerinde ve zamanında olursa faydalı bir uygulama…

Ama...

Ama’sı şu; Afrin’de operasyonlar sürerken, gerek sınır dışında gerekse yurt içindeki operasyonlarda şehitler gelmeye devam ederken, para karşılığında askerlik görevini tamamlamak ne kadar doğru olur!

En azından vicdanlarda rahatsızlık meydana getiren bir konu…

Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz?