Ölümü üzerine sevinç gösterisi yapılan ilk siyasetçi ve
yönetici herhalde Margaret (Hilda) Thatcher değildir. Geçen yıllarda ölen Kuzey
Kore devlet başkanının ardından başlayan ağlama krizi elbette
anlamlı-anlamsız bir tuhaflık örneğiydi. Thatcher ın ölümü üzerine Trafalgar
Meydanı na toplanıp sevinçlerini şampanya patlatarak gösterenlerin davranışını
herhalde tuhaflık olarak nitelendirmek uygun düşmeyebilir. Çünkü, doğru
bulunsun veya bulunmasın, en azından Thatcher ın ülkesinde, o meş um siyaset
dünyasında, insanların duygu ve düşüncelerini gizli tutmak ne kadar ahlak tarafından onaylattırılabilirse, aynı şekilde
açıklamak da ahlaka rahatça tasdik ettirilebilir. Daha XVII. yüzyılda Bacon,
kralın danışmanı (Lord Chansellor) ve Londra Mahkemesi Başkanı olarak, bir dava
dolayısıyla aldığı rüşvetin meşru olduğunu şu mealde savunabilmişti: Aldığım
hediyeler o dava hakkında vereceğim kararı etkilemez.
Ölümüne şampanya patlatılan Thatcher a Conservative
Forward Way adlı muhafazakar bir teşkilat, R. Reagan ınki gibi, anısına bir
kültür merkezi kuracağını ilan etti bile. Tahsis edilen bütçe 15 milyon sterlin
olacakmış.
70 li yılların sonundan itibaren Batı kapitalizm ve
emperyalizmi, Anglo-Sakson muhafazakarlığının önderliğinde yeni bir merhaleye
geçti denebilir. İngiltere de Thatcher ve Muhafazakar Parti, Amerika da R.
Reagan ve Cumhuriyetçi Parti, geçmişte yürütülmesi tıkanan emperyalist
politikaların yöntem ve dinamiklerinden takdim-tehir yapmak suretiyle yeni bir
yolun açılmasına önayak oldular. Bunun ipuçlarını bir anı-yazıda bulmak
mümkündür:
Ayakta içkimizi yudumlarken, Bayan Thatcher geldi.
Salondakilerin teker teker ellerini sıktı. El sıkarken iki üç söz söylüyordu.
Benim yanıma geldiğimde öne çıktım. Kendim tanıtıp, Türkiye den diye
ekledim. Kolumu tuttu. Kenara çekti. Şaşırmıştım. Genel hatlarıyla şunları
söyledi:
- Türkiye ile çok ilgileniyorum. Türkiye deki gelişmeler
iyiye gidiyor değil mi
- Askerin müdahalesi iyi oldu, Evren Türk kamuoyunda
benimseniyor değil mi
- Turgut Özal çok yetenekli bir devlet adamı. Ekonomiden
onun sorumlu olması çok iyi bir şey değil mi
- Özal ın uygulamaları (Özal o zamanlar Başbakan değil
ama 24 Ocak tan beri ekonominin sorumlu kişisi) çok başarılı değil mi
- Türkiye de KİT ler ekonomiye çok büyük bir yük
getiriyor değil mi
Thatcher ın Türkiye hakkındaki bilgisi, Turgut Özal a
güveni ve hayranlığı, askeri hareketi tasvip etmesi ve her şeyin ötesinde soru
sorar gibi yaparak kendi görüşlerini empoze eder bir konuşma tarzı beni çok
etkilemişti. (Güngör Uras, Bayan Thatcher Benimle Konuştu , Milliyet, 10
Nisan Çarşamba)
Yeni kapitalizm ve emperyalizmin başarıya ulaşabilmesi
için yöntem ve dinamiklerin yeniden düzenlenme zorunluluğu vardı. Soğuk Savaş
yöntemi, hem miadını doldurmuş, hem de mutlak ihtiyaç duyulan kaynakların
bulunduğu coğrafyaya nüfuzda istenmeyen ve beklenmeyen pürüzleri üretmeye
başlamıştı. Onun için Sovyetler Birliği nin ortadan kaldırılması, yani Soğuk
Savaş yönteminin sonlandırılması zarureti vardı. Öyle de oldu. Ancak temel bir
sorun daha vardı: Kapitalizm ve emperyalizmin varlığına ve sömürüsüne gerekçe
oluşturacak bir antitez e, bir düşmana mutlak ihtiyaç vardı. Sovyetler
Birliği nin, daha doğrusu komünizm in düşman lıktan çıkartılmasıyla, hedefe
yeni bir düşman ın yerleştirilmesi şarttı. Zaten Thatcher bunu ifade de
etmişti: Yeni düşman İslam ve hakim olduğu coğrafya Ortadoğu. Fakat yeni
düşman öyle bir şekilde tanımlanmalı ve algılatılmalıydı ki, bizzat
Müslümanlar, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek tarzda bu düşmana kendi
imanlarının doğal gereği duygusu içinde saldırabilsinlerdi. 90 lı yıllarda bu
konuyu İlim ve Sanat dergisinde ağırlıklı dosya konusu olarak gündeme
taşıdığımızda, ülkücü hareket içinde o zaman işlevsellik üstlenen, daha sonra
bu emperyalist politikaların cilalanması işlenen bir gazeteci-yazar (aynı
zamanda kasaba avukatı olan), saçma diye tepkide bulunacaktır. Aynı kişi
Erbakan ı, D-8 projesi dolayısıyla hayal ve hezeyan içinde olmakla itham
edecektir. Akil olarak niçin seçilmediği merak konusudur.
Çzetle, Thatcher ın temsil ettiği, Reagan ve diğerinin
kıyakçılığını yaptıkları emperyalist politikalar uygulanmıyor mu Sorunun can
alıcı sorusu budur.