Kırk yıl önce, müslümanlar, yaşadıkları bunalımı
aşabilmelerini sağlayacak yolun esas itibariyle siyasî mücadele olduğu anlamış,
buna uygun bir şekilde okumalar yapmışlardı. Milli Görüş ün tesiri de, bu okuma
ile gerçekleşmiştir. Bugün ise yeni bir okuma yapmadan yapılan siyasi mücadele,
insanları bir yanılsamasının eşiğine sürüklemektedir. Çünkü, siyasetin, kurucu
kaynak özelliği kaybedilmiş, koruyucu bir kalkan özelliği ise kaybedilmek
üzeredir. Ve siyaset, giderek hayatın bütününü kavrayacak imkânlardan maalesef
yoksun bırakılmaktadır.
Bugün müslümanları en azından koruyacak, onlara kalkan
olacak yeni bir okuma yapmak gerekiyor. Bu; söylem bazlı değil, eylem bazlı
olmak zorundadır. Çünkü, geçmişin bilgisiyle çerçeveler çizilmiş, içerikler
belirlenmiştir. Geçmişin bilgisine sahip olmasak da, eğer ilgisine sahip
olabilirsek bugün bu eylemi gerçekleştirebiliriz. Eğer bu ilgiyi ortaya koyamaz
isek, yaşanacak süreçte İslâmî söylemlerin ve hareketlerin, başlangıçta
beklenmedik bir hızla büyümelerine imkân tanısa da yalnızca siyaset üzerinden
yürüyüşlerini gerçekleştirmeye kalkışmaları büyük bir hata olacaktır.
Farkında olalım ya da olmayalım hayatın bütününü kuşatan
İslâm gibi bir hayat tasavvurunun zamanla içinin boşaltılmasına, ruhsuz seküler
bir ideolojiye indirgenmesine ve zamanla hayattan çekilmesine yol açıyorsak
bunun sebebi bilgisizlikten çok ilgisizliktir. Bu gerçeğin farkına
vardığımızda, siyasî gücün ve aygıtların ele geçirilmesinin müslümanların
meselesi olamayacağını anlayacak ve araçla amacı karıştırmaya son vereceğiz.
Bilinmelidir ki; bu okumayı kırk yıl önce yapanlar da kırk yıl sonra yapacaklar
da, araçla amacı karıştırmayanlardır.
İkinci kırk yılda müslümanların tutunabilmesi ve
direnebilmesi, küresel sistemin geliştirdiği çok yönlü kültürel, entelektüel,
iktisadî, sosyal ve siyasî meydan okuması karşısında yapacağı yeni okumaya
bağlıdır. Müslümanca bir hayatın, dünyanın, düşünme, duyma, yaşama ve varolma
biçimlerinin yeniden hayat bulması bu okumayla anlam bulacaktır. Böylece,
ideolojik söylemlere yamanmak yerine, muhkem direnç noktalarını güçlendirmek,
zihnî bir silkinme yaşamak ve teslimiyetten vazgeçmek mümkün olacaktır.
İslâmî söylemlerin siyasî gücü ellerine geçirmeye
başladıkları andan itibaren İslâmî kesimlerin hızla sekülerleşmelerine yol açan
süreci tersine çevirmek için bilgiden çok ilgi gerekiyor. Zülmu alkışlamamak
için insanın, bilgili olamasa da hiç değilse ilgili olması mecburidir. Aksi
taktirde, hakikat iddialarını, dillerini, düşünme ve varoluş biçimlerini
yitiren ya da terkeden müslümanların eliyle, zulüm ayyuka çıkacaktır.
Bütün insanlığın yeni bir hakikat medeniyeti fikrine her
zamankinden daha fazla ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde bu ilgiyi
gerçekleştirmek, insanlığı büyük felâketlerden kurtarma misyonunu taşımaktadır.
Bu misyonu taşıyanlar oku mayı bilenlerdir. Okumak, ilmi siyasetin de bir
gereğidir. Bilmeyenler, lütfen bildikleriyle amel etmek şartı ile bilenlerden
öğrensinler. Hiç değilse biraz ilgilensinler. Çünkü, sahabenin bildiğinin onda
birini bilenlerin kurtulacağı müjdesine mazhar olmak buna bağlıdır. Üstelik,
bilgi nin beşte dördü de ilgi dir.