Terör örgütü ile müzakere ettiklerine dair iddialara
“alçakça iftira” diyen ve ispat etmeyenler için de “şerefsiz” ifadesini
kullanan Sayın Başbakan, 599 gün sonra İmralı ile müzakere edildiğini
açıklamıştı malum. Elbette, hemen her önemli olay gibi bu da neredeyse
kamuoyunu etkilemedi bile. Vaka-i adiyyeden görüldü, sanki çok basit bir
şeymişçesine pek değerli toplumumuzun merakını bile celbetmedi.
Halbuki, Türkiye’nin çevresindeki ülkelerde de yaşanan
gelişmelerle birlikte ayrılıkçı terör konusunu ele alınca, “mücadele yerine
müzakere” diyebilmek, şu sırada ateşe odun atmaktan farklı değil resmen. Sonuç
itibariyle, ayrılıkçı bir niyetle ortaya çıkan eli silahlı bir örgüt var ve bu
örgütün amacı da kaba hatlarıyla güneydoğu bölgesinde ayrı bir yapı kurmak.
Daha doğrusu, bölgeyi Türkiye’den ayırmak. Komşumuz olan diğer ülkelerdeki bu
konuyla ilintili gelişmelere bakınca, durumun giderek ciddileştiği görülüyor.
“Terörü çözmek için müzakere bile edilir” demek, çözüme falan hizmet etmez bu
saatten sonra. Özellikle de, Türkiye’nin bu meseleyle ilgili “kırmızı
çizgilerini” yerle yeksan ettikten sonra.
Terör örgütü, bu saatten sonra silah bıraksa da bırakmasa
da, Türkiye’nin bir zamanlar “kırmızı çizgi” ilan ettiği Irak’ın kuzeyinde bir
“istenmeyen devlet” gibi bir realite var mesela. Buna, Suriye’nin kuzeyini ve
İran’daki benzer oluşumu eklerseniz, tablo daha da netleşir. Bu saatten sonra
terör örgütünün silah bırakıp siyaset sahnesine inmesi, hele ki hükümetin
yürüttüğü yanlış politikalar sonucunda ayrılık fikriyatının (federasyon
şeklinde dillendirilen) daha da palazlanmasıyla beraber, sadece ve sadece
bölgenin otonom bir yapıya geçmek için gün sayması sonucunu doğurur.
Türkiye’nin hemen her alandaki fiyaskolarla bezeli dış
politikası, güneydoğuyla ilintili olarak Kuzey Irak konusunda da iflas etti.
Bugün, Türkiye, Barzani ile ittifak halinde ve resmen bölgedeki tek müttefiki
olarak aynı şahsı görür konuma düşmüş durumda. 10-15 sene öncesine kadar
Türkiye’nin Irak ile ilgili en önemli kırmızı çizgisi olan Kuzey Irak’taki
oluşum, bugün Türkiye’nin en güvendiği müttefiği durumuna geldiyse, o dış
politika üzerine oturup hem düşünmek, hem de ağlamak gerekiyor.
Kuzey Irak’taki oluşumun, özellikle de Arz-ı Mevud
içerisinde olduğu için İsrail tarafından yakından izlendiğini düşününce ve
gelişmelere bakıldığında da İsrail muhibbi bir yapı olarak boy göstermesi,
Türkiye’nin Irak’la ilgili dış politikadaki fiyaskosunu daha da katlıyor.
Bu arada, Amerika’dan duyulmaya başlayan ve yeni yeni
belaların sinyallerini gönderen “senaryolara” da dikkat etmek gerekiyor.
Bunlardan birisi de, ABD’deki istihbarat kuruluşlarını bünyesinde toplayan
Ulusal İstihbarat Direktörlüğü tarafından 5 yılda bir hazırlanan ve dünyanın
geleceğine ilişkin senaryoların ele alındığı rapordu. “Küresel Eğilimler 2030:
Alternatif Dünyalar” adlı raporda, Türkiye’nin 2030 yılına kadar yükselişe
geçeceğine değiniliyor ve “Bölgede kurulabilecek bir Kürt devletinin Türkiye’nin
bütünlüğüne darbe vuracağı” ifadesi yer alıyor. Alın size dört başı mamur bir
bölünme senaryosu!
Elbette, bunlar ille de gerçekleşecek diye bir şey söz
konusu değil. Ancak, Büyük Ortadoğu Projesi de ’80’li yıllarda sadece bir
senaryoydu ve bugün İslam aleminin başına bela oluyor. Dolayısıyla, bu türden
bela senaryoları, İslam aleminin baş düşmanı ABD tarafından hazırlandığı için
dikkate almakta fayda var. Zaten, çevremizde ve güneydoğudaki gelişmeler de
sanki o yolun taşlarının döşendiği intibaını uyandırır gibi.
“Terörü bitirmek için müzakere ederiz” demek, çözüme giden
yolda bir kahramanlık değil, meselenin ciddiyetinin farkında olmamanın ifadesi
gibi duruyor. Ne de olsa, görevini yerine getirip son kullanma tarihi geçen her
şey bir gün çöp sepetine gidiyor. Terör örgütü de er geç bu sona uğrayacak
zaten. Ancak, koskoca Türk devleti bu yapıyla mücadele edip bu işi çözüme
kavuşturma dirayetini gösteremediğini de ilan edecek böylece. İmralı’dan medet
ummak demek, acziyet değil de nedir ki
Velhasıl-ı kelam, elbette terör belasının son bulması ve
sebepsiz yere insanların ölüp gitmesinin önlenmesini istiyor herkes. Ancak,
Türkiye, bunu gerçekleştirirken acaba ileride hangi yeni tehditlerle
karşılaşacak acaba Yürütülen bu politikaların neticesinde, son kullanma
tarihinin sonuna gelmiş terör örgütünü siyaset sahnesine çekip meşruluk
kazandırmanın getirisi mi fazla olacak, yoksa götürüsü mü, hesaplanmamış gibi
geliyor. Hele ki, İsrail’in “muhibbi” bir yapı hemen güneyimizden bize doğru
göz kırpıyorken, daha da hesapsız işler yapılıyor havası var.