Kapitalizm, sömürdüğü çevre ülkelerin insanlarını

etkilediği kadar sistemin merkezindeki ülkelerin ortalama insanlarını da

olumsuz etkiliyor. Sistemin özü gereği çok küçük bir azınlık, yani kaymak bir

tabaka, müthiş bir zenginlik ve şaşaa içerisindeyken, geriye kalan insanlar

bunları doyurmak ve bunların servetlerine servet katmak işlevi görüyorlar.

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, kapitalist

çarkların kafadan ezilenleri ve sömürülenleri olurken, gelişmiş ülkelerde

de geniş halk yığınları örtülü şekilde bu sömürüden paylarına düşeni alıyor.

Gelişmiş ülkelerdeki sömürünün örtülü olması, görece müreffeh olan bu

toplumların birçok imkana ve zenginliğe sahip olmasıyla ilintili gibi. Bu toplumların

insanları, hemen her şeye sahipler, tam bir yedikleri önlerinde, yemedikleri

arkalarında vaziyette yaşıyorlar ama onların belalarını bulmaları, son Avrupa

krizine bakılırsa, yakın bir gelecekte muhtemel gözüküyor.

Dünyanın farklı ülkelerinden 30 ailenin merkezinde yer

aldığı bir araştırma, ailelerin dolayısıyla da ülkelerin beslenme

alışkanlıkları üzerinden bir nevi alım gücü testi yapmış. Çıkan sonuçlar,

mevcut sömürü düzeninin korkunç bir noktaya doğru gittiğini bir kez daha

gösteriyor. Aileler, haftalık gıda maddelerini bir masaya sıralamış ve

beraberce poz vermişler haberde.

Buna göre, Almanya daki bir ailenin haftalık gıda

harcamalarının tutarı 320 pound olurken, Bhutan daki ailenin haftalık harcaması

sadece 3.20 pound olarak gerçekleşiyor. Kıta Avrupası nın aileleri çok zengin

bir sofra önünde mutlu mesut ve gevrek gevrek gülerken, gariban memleketlerin

aileleri mütevaziden ziyade kuru sofralarının önünde, klasik Doğu (yani

Batı nın karşıtı) mütevaziliği ve sıcaklığıyla tebessüm ediyorlar. Doğu

toplumlarının (ki buna Kuzey Afrika dan Afrika ya, Türkiye den Uzakdoğu ya Batı

medeniyeti harici hepsi dahil) perişan halleri bir kez daha belgeleniyor.

Yiyecek ekmeği bile kıt kanaat temin ediyorlar ve en iyi durumda olanı bile en

kötü Batılı nın 3 te, 4 te birine ancak sahip olabiliyor.

Şehirlerindeki yüksek binaların, AVM lerin sayısı artınca

zenginleştiğini sanan, kredi kartı ve kredi marifetiyle sanal bir zenginliğe

(aşırı bir borç yüküyle) sahip olmayı gelişmek olarak algılayan veya böyle bir

algıya yenik düşen toplum, bu gerçeğe giderek yabancılaşmaktadır. İnsanlar,

gerçeği yansıtmayan hikayelere kendilerini kaptırınca, gerçeklerle bağları da

kopmaktadır.

Sonuçta bu araştırma sonucunda ortaya çıkan rakamların

doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir. Ancak, dünyadaki mevcut kaynakların

ve zenginliğin dağılımını doğru yansıttığına dair bir şüphe görülmemektedir.

Orta Avrupa nın, Amerika nın, yani Batı nın hak ettiğinden fazlasına sahip

olan, görgüsüz zenginliği ve israfa olan meyli bile resimlere yansımaktadır.

Bolca abur cubur, bolca ambalajlı (yani doğal olmayan) gıda ve gürbüz gürbüz,

adeta hormonlu çocuklar, insanlar ve gevrek gülüşler. Doğu nun mahcup, gariban,

mütevazi ama sıcak insanları ve önlerindeki sınırlı sayıda gıda maddeleri.

Dünya ekonomisini bolca sayıyla, grafikle ve içine

haddinden fazla matematik kaçmış veya bilhassa katılmış ekonomik modellerle

açıklamaya kalkmak yerine, dünyanın farklı ülkelerinden ailelerin yedikleri

gıdalara bakın. Bu manzara bile dünyadaki sömürüyü ve adaletsiz paylaşımı

anlatmaya yeter. Özellikle de Afrikalı mazlumların birkaç çuval ve üç beş öte

beriden oluşan haftalık besinlerine baktıktan sonra hiçbir grafik ve hiçbir

ekonomik model, insana herhangi bir şey anlatmayacaktır.