Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu uzun süredir şunu söylüyor; “Ya parlamenter sisteme geri dönülmeli ya da getirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde demetim işlevi artırılmalı, TBMM’nin fonksiyonu güçlendirilmeli. Sistem revize edilmeli...”
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi son dönemde ağırlıklı olarak tartışılmaya, konuşulmaya başlandı. Bu sistemin ‘tutmadığı’, ‘toplumun beklentilerine cevap veremediği’ belirtiliyor.
Peki, bu sistemin en fazla şikâyet konusu olan hususları ne? Bakalım mı;
- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yetkileri, “Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri” aracılığıyla, Yürütme ile paylaşıldı. Meclis’in Yürütme’yi anayasal araçlarla denetleme yetkisi bütünüyle kaldırıldı. Bir bütün olarak “devlet faaliyetleri”, Meclis’in “genel görüşme” yapma yetkisinin dışına çıkarıldı.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin anayasal sistem içinde sahip olduğu yetkiler ciddi ölçüde azaltıldı. Anayasa içinde daha tali bir konuma yerleştirilen Meclis’in üye sayısının arttırılmasıyla nasıl bir demokratik kazanım elde edilebildiği meçhul kaldı.
- Yasama Organı’nın Yürütme Organı üzerinde anayasal araçlar yoluyla herhangi bir siyasî denetim yapamadığı bir sistem oluşturuldu. Bu model ABD tipi saf başkanlık sistemlerini bile aşan bir değişiklik oldu. Zira anılan ülkede Yasama Organı (Kongre), başkanın birlikte çalışacağı bakanların göreve getirilmesinde önemli ölçüde söz sahibi. Dahası, Kongre, Bütçe Yasası yoluyla başkana harcama yetkisi verme tekelini elinde bulundurmakta ve Yürütme Organı üzerinde etkili bir denetim sahibi olabilmektedir.
- Gensoru müessesesinin kaldırılması. Parlamenter sistemde icraatları sebebiyle bakanlar Meclis’te gensoru ile düşürülebiliyordu. Örnekleri var. Bu tamamen kalktı. Şimdi Cumhurbaşkanı istediği bakanı görevinden alıp yeni bir ismi getirebiliyor. Bununla birlikte TBMM’nin denetim yolları engellendi.
- Cumhurbaşkanı bakanları tek başına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayı olmaksızın göreve atıyor. Sadece bakanları mı; tüm bürokratlar Cumhurbaşkanı’nın imzası ile atanıyor.
- Cumhurbaşkanı, başbakanın yerine geçen; ancak onu ciddi ölçüde aşan icraî yetkilerle donatıldı. Sistemdeki tüm Yürütme yetkilerinin Cumhurbaşkanı’nda toplanmış olmasına karşın; milletvekilleri Cumhurbaşkanı’na soru soramıyor
- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhurbaşkanı’nın sistem içindeki rolünü aşırı ölçüde güçlendiren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin rolünü aşırı ölçüde sınırlayan bir düzenleme olarak çıktı karşımıza...
7 MADDEDE SİSTEME NEŞTER!
Sürekli sistem değiştirmek iyi bir şey mi? Değil!
O halde yapılması gereken ve atılması icap eden adımlar belli;
1) Güçlü bir Türkiye’nin en önemli güvencesi güçlü bir Meclis’tir.
2) Güçlü bir Meclis’in en önemli görevi ise kuvvetler ayrımı ilkesinin tesisi ve temsilde adaletin sağlanmasıdır.
3) Güçlü bir Meclis bu görevleri yerine getirirken, iktidarları, icraatlarıyla denetlemeyi üstelenmelidir.
4) Bunlar gerçekleşmezse iktidarın, elindeki kuvveti haksız bir şekilde kullanmasına kimse engel olamaz!
5) Cumhurbaşkanı sadece kendisine oy verenlerin Cumhurbaşkanı intibaından kurtulmalıdır.
6) Cumhurbaşkanı muhalefet de olsa herkesi kucaklamalıdır. Cumhurbaşkanı farklı seslere kulak kabartmalıdır.
7) Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi yerine denetlenebilen bir sistemin getirilmesi gerekir.
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ?
Başkentten arayan bürokrat dostum, “Sana bir şey söyleyeyim mi, bizim Milli Eğitim kolay kolay düzelmez! Erkan Mumcu kısa bir süre kaldı bakan olarak. Hüseyin Çelik Milli Eğitim sistemini perişan etti, ardından gelen Nimet Çubukçu daha da berbat hale getirdi. Ömer Dinçer’den çok şey bekleniyordu ama ilk attığı adımlar Dinçer’in de bu işin altında kalacağının işaretlerini verdi. Nabi Avcı zaten fazla kalamadı görevde! İsmet Yılmaz da geçiş dönemi bakanı pozisyonundaydı. Şimdiki bakandan da fazla ümidimiz kalmadı!” deyince;
- “Hayrola! Ne yaptı ki böyle konuşuyorsunuz? Ne gibi faaliyetleri var ki şu andaki bakanın?” sorusunu yönelttim gayriihtiyarî.
- “Ziya hoca dendi. Çok şeyler beklendi kendisinden. Şu andaki siyasi iktidarın dışındaki kesimler de alkışladılar bu atamayı. Ancak şu kadar zaman geçti değişen fazlaca bir şey ne yazık ki yok!”
Esasen Ziya Selçuk bir eğitimci. Farklı eğitim kurumlarında sorumluluk üstlendi, bir süredir de Milli Eğitim Bakanlığı’nda kendisinden çok şeyler yapması beklenen teknik yanı ağır basan siyasetçi.
Yaklaşık bir yılı devirdi ama daha işin başında sayılır!
Ne/neler yapacağı henüz belli/net değil.
Açıklanan “2023 Vizyon Belgesi”nden de ne ben ne de kimse fazla bir şey anlamadı...
Milli Eğitim şu sıralar adeta pandoranın kutusu...
- Tamam, Ziya Selçuk şu anda Milli Eğitim sistemiyle ilgili geleceğe ilişkin önemli çalışmalar yapıyor izlenimi veriyor.
- Tamam, Milli Eğitim’de yeni bir kadro kuruluyor, bakanlık hantal yapıdan kurtarılarak daha dinamik ve çalışır bir yapıya kavuşturulacak.
- Tamam, öğretmenlerin çalışma şartları iyileştirilecek, ek ders ücretleri artırılacak.
- Tamam belki yakın zamanda yine ve yeni öğretmen ataması yapılacak.
- Tamam da Sayın Bakan, okulların mevcut durumu ne olacak?
İlköğretime, liseye giden çocuğunuz var mı, bilemiyorum ama;
Bugün okullarda it izi kurt izine karışmış durumda.
Öğretmen-öğrenci ilişkileri ne durumda biliyor musunuz?
Biz öğrenci iken dışarıda öğretmenimizi gördüğümüzde kaçacak delik arar, ceketlerimizin tüm düğmelerini iliklerdik. Şimdi geçiniz dışarıyı okullarda öğretmenlerin gram saygınlığı kalmadı...
Öğretmenlerin, idarecilerin öğrenciler üzerinde bir yaptırım güçleri yok…
Öğrenciler elbette dayak yemesin, horlanmasın ama... Öğretmenler de ‘öğretmen’ gibi olsun, yerlerde sürünmesin, paspas/maskara olmasınlar...
Onun için Sayın Bakan diyorum ki;
Gelin, ilköğretime ‘adab-ı muaşeret’ dersi koyun... Liselerde de benzer bir uygulama yapın... Aksi takdirde okullar çok yakın bir zamanda okul olmaktan çıkacaklar...
Okullarda hijyen, disiplin, kayıt parası gibi konulara hiç girmiyorum. Zira o alanlara girersek korkarım çıkamayız!
KONUŞMADAN KONUŞMAYA FARK VAR!
Harun Reşit rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü gördü. Sabahleyin bir rüya tabircisi çağırdı. Tabirci, “Emirülmüminin’in ömrü uzun olsun. Tüm akrabalarınız sizden önce ölecekler” diye yorumladı rüyayı. Harun Reşit, “Huzurumda böyle üzücü sözler ettiği için yüz değnek vurun şu adama” dedi ve başka bir rüya tabircisi çağırdı. Rüyasını ona anlattıktan sonra rüya tabircisi, “Emirülmüminin bütün akrabalarından çok yaşayacak” dedi.
Harun Reşit, “Bu tabir de ondan pek farklı değil ama söylemeden söylemeye fark var” dedi ve rüya tabircisine yüz dinar verdi.
***
Niçin anlattım bunu, şimdi?
Şimdi diyelim ki seçimde adaylar yarışıyor. Birbirine yakın vaatlerde bulunuyorlar. Fakat içlerinden birisi öyle anlatıyor ki, anlattıkları halkta daha fazla karşılık buluyor.
Şunu söylemek istiyorum; anlatılanlar elbette çok değerli, çok kıymetli olabilir. Ama bakalım halktaki yansıması nasıl?
İşte bütün mesele de budur!