Sürekli yazılarımda; AKP’nin; on yıldır bir algı operasyonuyla seçime girdiğini yazmaktayım. Muhalefetin seçim çalışmalarındaki beceriksizliği, bu milletin değerlerine yabancı olması, AKP’yi rakipsiz yaptı. ”çalıyor ama çalışıyor” ifadeleri de millet üzerinde çok etkili olmamıştır. Bunların nedenlerinden biri vatandaşların sisteme olan borcudur. Bila istisnasız iş adamı olsun, memur ve işçi olsun herkes bir şekilde bankalara, vergi dairelerine ve benzeri kurumlara borçludur. AKP sürekli seçim çalışmalarında “İstikrar sürsün” propagandasını kullandığından, milletin bilinçaltına 2001 krizini hatırlatmasından dolayı, ”alternatif yok ya da CHP gelmesin” diye; Vatandaş oy vermek mecburiyetine kalmıştır. On yıldır yapılan seçim çalışmalarına baktığımız da AKP, uzmanlar eşliğinde, toplumu yönlendirecek algı çalışmalarla seçimi almıştır. Bugün başbakan, Cumhurbaşkanlığı için yapmış olduğu toplantı, bu seçimin ilk algısının oluşturulmasıyla alakalıdır. Hem konuşmaları, hem sine vizyon çalışması hem de logo, tamamen yeni bir algı oluşturmak içindir. Nasıl bir malı satmak için gerekli reklamı ve PİAR çalışmaları yaparsınız. Başbakan da on yıldır oluşturduğu “Erdoğan” markasını, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle tescilleştirdi. Kısacası seçimin ilk şovunu yapmış oldu. Sürekli seçim kazanmasının nedeni, siyasi pazarlama konusunda başarılı olmasından kaynaklanmaktadır.

İKİZ YASLAR VE MESUT BARZANİ

Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, yeni bir devrin başlaması demektir. Türkiye acısından önemlidir. Fakat eğer mevcut sistem bizi, başkanlık sistemine götürecekse; beraberinde de bir takım sıkıntılar getirecektir. Türkiye henüz buna hazır mıdır Önce bu sorunun cevabını aramak gerekmektedir. Özal; ülkeyi serbest piyasa ekonomisini soktuğunda da ülke hazır değildi. Sanırım kapalı kapılar arkasında eyalet sistemi konuşulmuş ki, Diyarbakır Büyükşehir belediye başkanı Gülten Kışanak’ın belediye başkanı seçildikten sonra bölgede çıkartılan petrolden il belediyelerine pay verilmesi gerektiğini söylemiştir. Bu söylemden sonra HDP bu konuda somut adım attı. Batman milletvekili Ayla Akat Ata bölge de; çıkartılan petrolden yerel yönetimlere de pay verilmesine ilişkin Meclis’e kanun teklifi sundu. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, Irak’ın geleceğinde yer alıp almayacaklarına ilişkin referandumla kendi kaderlerini tayin etme hakları olduklarını belirterek, “Bunun için Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’na başvuruyoruz” açıklaması bana 1966 yılından beri imzalamaktan kaçınılan, 2000’de Ecevit - Bahçeli - Yılmaz hükümeti tarafından imzalanan ve üç sene sumen altında kaldıktan sonra, 2003 yılında (tam da ırak’ın işgali gerçekleşirken) AKP hükümeti tarafından onaylanan ikiz yasaları hatırlattı

04.06.2003 tarihli oturumda T.B.M.M.’de 4867 ve 4868 numaralı iki yasa kabul edilmiş ve Sayın Cumhurbaşkanının onayına sunulmuştur. İçtüzüğün 52. maddesi uyarınca öncelikle görüşülerek yangından mal kaçırılırcasına çıkartılan bu yasaları, 1966 yılında kabul edilen ve 1976 yılında yürürlüğe giren bu sözleşmeler, daha önce de Türkiye’nin önüne konulmuş, ancak ulus devlete yönelik tehditler oluşturacağı düşüncesiyle onaylanmamıştır. Her iki sözleşmenin 1. maddesi kelimesi kelimesine aynı olup şu şekildedir:

1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.

2. Bütün halklar, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir koşulda yoksun bırakılamaz.

3. Bu sözleşmeye taraf bütün devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir ve Birleşmiş Milletler şartının hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterir denmektedir.

Sözleşmelerin 2. maddeleri ile de devlet bu hakları güvence altına alır. Bu haklara saygı göstermeyi taahhüt eder.

Devletin saygı göstermeyi taahhüt ettiği bu maddelerde “ayrılmayı” da kapsayacak şekilde “kendi kaderini tayin hakkı tanınan” “uluslar” değil, “halklar”dır. Böylece, ülke bütünlüğünü tehdit eden eylemler “uluslararası güvenceye” kavuşturulmuştur. Her iki sözleşmenin 1. maddesinin 2. bendine göre de Türkiye halklara göre ekonomik parçalara bölünecektir. Burada söz konusu olan sıradan bir yasama faaliyeti değildir. Anayasa’nın 90. maddesi karşısında, TBMM kararıyla onaylanan bu sözleşmelerin “Türk kanunlarını değiştirici” özellikleri olacak, “iç hukukun bir parçası” kabul edilecek ve diğer yasalardan farklı olarak “Anayasa’ya aykırılıktan dahi ileri sürülemeyecektir.

Irak’ta olan olayları düşündüğümüzde, akabinde Mesut Barzani’nin referandum isteği, bana Türkiye’nin geleceğinin karanlık olduğu düşüncesini vermektedir. Umarım ben hatalı çıkarım, Türkiye bölgesinde lider konumuna gelmiş, refah içinde gelişmiş bir Türkiye görürüz. Türkiye içindeki, farklı unsurları siyaset yapmasına izin verdiği sürece bir sorun olmayacaktır. Dışlanan, hor görülen ve istekleri hep kulak arkası edilen halklar, ülkeye terör olarak geri döner. Adil ve adaletli hukuk sistemi her şeyi çözecektir. Yeni bir anayasa yapmayı başarırsak. Yeni bir anayasa için sizce umut var mı